- Bu konu 156 yanıt içerir, 9 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
24 Mart 2011: 12:42 #787788
Anonim

ÇAy…
Bana hizmet eden mezkûr kardeşlerim, hiçbir maddî menfaati düşünmeyerek ve kabul etmeyerek ve bilâkis kendi keselerinden bana ve misafirlerime bakıyorlar. Hattâ Süleyman’a bazı yemediğim bir ekmek verdiğim vakit, hatırımı kırmayarak alır.
Fakat kat’iyen mukabelesiz almıyor. Ona mukabil evinden getiriyor. Ara sıra birer bardak çay ısrar ediyordum, ilhâhıma karşı istinkâf ediyordu. “Niçin böyle yapıyorsun?” derdim. “Hizmetimize maddî fayda girmeyip, fîsebîlillâh, ihlâslı olmak istiyoruz” derdi.
Barla Lâhikası |25 Mart 2011: 00:40 #78783025 Mart 2011: 20:39 #787916Anonim

Nasıl ki, nazdar bir çocuk, ağlamasıyla, ya istemesiyle, ya hazin haliyle, matlûblarına öyle muvaffak olur ve öyle kavîler ona musahhar olurlar ki, o matlûblardan binden birisine, bin defa kuvvetciğiyle yetişemez. Demek zaaf ve acz, onun hakkında şefkat ve himâyeti tahrik ettikleri için, küçücük parmağıyla kahramanları kendine musahhar eder.
25 Mart 2011: 20:43 #787917Anonim

” Van kalesi ki, iki minare yüksekliğinde sırf dağ gibi bir taştan ibarettir, eskiden kalma oda gibi bir in kapısına gidiyorduk. Ayağımdan kunduralar kaydı, iki ayağım birden kaydı. Tehlike yüzde yüz… Başkaca nokta-i istinad kalmadığı halde, büyük bir istinada basmış gibi üç metrelik bir kavisle o mağaranın kapısına atılmıştım. Hem ben, hem beraberimdeki orada hazır arkadaşlarım, ecel gelmediği için sırf bir hıfz-ı İlâhî, harika bir imdad-ı gaybî telâkki ettik.”27 Mart 2011: 00:09 #787980Anonim

“Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve mânevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinâtını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum” bediuzzaman
27 Mart 2011: 00:10 #787981Anonim

Evet, rahmetin erzak hazînelerinden olan bir şecerenin uçlarında ve dallarının başlarındaki meyveler, çiçekler, yapraklar, ihtiyar olup vazifelerinin hitâma ermesiyle gitmelidirler; tâ, arkalarından akıp gelenlere kapı kapanmasın. Yoksa, rahmetin vüs’atine ve sâir ihvanlarının hizmetine sed çekilir. Hem, kendileri gençlik zevâliyle hem zelîl, hem perişan olurlar.27 Mart 2011: 00:16 #787982Anonim

لَوْلاَ الشُّيُوخُ الرُّكَّعُ لَصُبَّ عَلَيْكُمُ الْبَلاَءُ صَبًّا sırrıyla, yani: “Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasa idi, belalar sel gibi üstünüze dökülecekti.” Ne derece sebeb-i def’-i musibet olduklarını sen kıyas eyle.İşte ey insan! Aklını başına al. Eğer sen ölmezsen, ihtiyar olacaksın
27 Mart 2011: 00:20 #787983Anonim

Hem meselâ,
Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet o Allah’a mahsustur ki, gökleri ve yeri yoktan yaratmış, melekleri de ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılmıştır. O, yarattıkları için neyi dilerse onu arttırır. Muhakkak ki Allah herşeye hakkıyla kâdirdir.
İşte, şu sûrede, “Semâvât ve arzın Fâtır-ı Zülcelâli, semâvât ve arzı öyle bir tarzda tezyin edip âsâr-ı kemâlini göstermekle, hadsiz seyircilerinden Fâtırına hadsiz medh ü senâlar ettiriyor; ve öyle de hadsiz nimetlerle süslendirmiş ki, semâ ve zemin, bütün nimetlerin ve nimetdîdelerin lisânlarıyla, o Fâtır-ı Rahmânına nihayetsiz hamd ve sitâyiş ederler” dedikten sonra, yerin şehirleri ve memleketleri içinde Fâtırın verdiği cihazât ve kanatlarıyla seyr ü seyahat eden insanlarla, hayvanât ve tuyûr gibi, semâvî saraylar olan yıldızlar ve ulvî memleketleri olan burçlarda gezmek ve tayerân etmek için o memleketin sekeneleri olan meleklerine kanat veren Zât-ı Zülcelâl, elbette herşeye kâdir olmak lâzım gelir. Bir sineğe, bir meyveden bir meyveye; bir serçeye, bir ağaçtan bir ağaca uçmak kanadını veren, Zühreden Müşteriye, Müşteriden Zühale uçacak kanatları O veriyor.27 Mart 2011: 05:33 #787984Anonim
Cevâd-ı Mutlak (celle celâluhu), her ferd-i zîhayatın eline lezzet midâdıyla ve ihtiyaç mürekkebiyle yazılmış bir tezkereyi vermiş,onunla evâmir-i tekviniyenin programını ve hizmetlerinin fihristesini tevdi etmiştir.
Bak o Hakîm-i Zülcelâle, nasıl Kitab-ı Mübînin düsturlarından, arı vazifesine ait miktarını bir tezkerede yazmış,
arının başındaki sandukçaya koymuştur.
O sandukçanın anahtarı da, vazifeperver arıya has bir lezzettir.
Onunla sandukçayı açar, programını okur, emri anlar, hareket eder, 1-
âyetinin sırrını izhar eder.
1- “Rabbin balarısına ilham etti.” (Nahl Sûresi: 16:68.)
Lemalar27 Mart 2011: 17:12 #787991Anonim

Selamet sahiline ulaşan ancak said olan ve ALLAH’a yakın bulunandır.
Helak olan ise, ancak şaki, ALLAH’tan uzak ve azabı hak edendir.Lemalar
27 Mart 2011: 22:11 #788000Anonim

Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı; yarın ise, senin elinde senet yok ki, ona mâliksin. Öyle ise, hakiki ömrünü bulunduğun gün bil. Lâakal, günün bir saatini ihtiyat akçesi gibi, hakiki istikbâl için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccâdeye at.Sözler
27 Mart 2011: 22:13 #788001Anonim

1- Ve namazı dos doğru kılarlar. (Bakara Sûresi: 3.)
Bu cümlenin evvelki cümleyle bağlılığı ve münasebeti gün gibi aşikardır.
Lakin bedeni ibadet ve taatlerden namazın tahsisi,
namazın bütün hasenata fihrist ve örnek olduğuna işarettir.
Evet, nasıl ki Fatiha Kur’an’a, insan kainata fihristedir;
namaz da hasenata fihristedir.
Çünkü namaz; savm, hac, zekat ve sair hakikatleri havi olduğu gibi,
idrakli ve idraksiz mahlukatın ihtiyari ve fıtri ibadetlerinin nümunelerine de
şamildir. Mesela secdede, rükuda, kıyamda olan melaikenin ibadetlerini,
hem taş, ağaç ve hayvanların o ibadetlere benzeyen
durumlarını andıran bir ibadettir.İşaratül-İcaz
27 Mart 2011: 22:15 #788002Anonim

Rabbimizi bize tarif eden üç büyük küllî muarrif var. Birisi şu kitâb-ı kâinattır ki, bir nebze, şehâdetini on üç lem’a ile, Arabî Nur Risâlesinden On Üçüncü Dersten işittik; birisi şu kitâb-ı kebîrin âyet-i kübrâsı olan Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâmdır; biri de Kur’ân-ı Azîmüşşandır. Şimdi, şu ikinci bürhan-ı nâtıkı olan Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâmı tanımalıyız, dinlemeliyiz.28 Mart 2011: 21:47 #788091Anonim
Eğer gözün varsa, insanın simasına bak, gör ki:
Zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar, belki ebede kadar, bu küçük simada, âzâ-yı esasîde ittifakla beraber,
herbir sima, umum simalara nispeten, herbirisine karşı birer alâmet-i farikası var olduğu kat’iyen sabittir.
Bunun için, herbir sima ayrı bir kitaptır.
Lemalar29 Mart 2011: 14:02 #788142Anonim

dolaşan, ruhları müşahede edip meleklerle arkadaşlık eden, şahıs, nev ve cinsiyle kainattaki kemalatın fihristesi, yaratılış ağacının en nurlu meyvesi, hakkın kandili, hakikatin bürhanı, … keşşafı, rububiyet saltanatının dellalı, şahsiyet-i maneviyesinin ulviyetiyle kainatın yaratılışından alemin yaratıcısının maksadı olduğunu gösteren, kanunlarının genişliği ve kuvvetiyle kainatı düzene koyan zatın nizamı -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.
