- Bu konu 660 yanıt içerir, 33 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
26 Ağustos 2011: 11:13 #795713
Anonim
Kadir gecesi nedir? Bu gece nasıl dua edilir?
Kur’ân’da adı geçen tek ay Ramazan ayıdır; tek gece de Kadir Gecesidir
En nurlu ve feyizli geceyi Kadir Gecesinde idrak ederiz. Kur’ân’da adı geçen tek ay Ramazan ayıdır; tek gece de Kadir Gecesidir. Bu bereketli saatlerin şeref ve kıymetini Kâinatın Rabbi Sevgili Habibine haber vermektedir. Bu gecenin faziletine o kadar değer verilmektedir ki, o vakitlerde tecelli edecek rahmetin ve ruhanî hâdiselerin anlatılması için müstakil bir sûre inmiştir. Bu sûre Kadr Süresidir.
Yine Cenâb-ı Hak bu gecenin kudsiyetini bildirmek için beş âyetli bir sûrede üç defa “Leyletü’l-Kadr” ifadesini açıkça zikretmektedir:
“Şüphesiz, o Kur’ân’ı Kadir Gecesinde indirdik. Bilir misin, Kadir Gecesi nedir? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”
Ulvî hâdiseler de sûrenin sonunda şöyle ifade buyurulur :
“O gecede melekler ve Cebrail Rablerinin izniyle her iş için arka arkaya iner. O gece, tan yerinin aydınlanmasına kadar bir selâmettir.”
Kadir Gecesinin en önemli özelliği, cin ve insanlara iki cihan saadeti bahşeden, kâinat kitabının ezelî bir tercümesi olan yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerimin bu gecede ilk olarak dünya semasına indirilmesidir. Daha sonra ise ihtiyaca göre âyet âyet veya sûreler halinde vahyin mazharı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselama Cebrail (a.s.) vasıtasıyla takdim edilmiş olmasıdır.
Yine bu mübarek gecede insanlığın ebedî refahına sebep olacak, ona bereketli bir ömrü kazandıracak bir fırsat verilmektedir. Bu geceyi dua, zikir ve ibadetle geçiren kişi, ancak seksen sene gibi uzun bir ömürde kazanabileceği ecir ve sevabı bir gecede elde etme bahtiyarlığına ermiş olacaktır.
Bu gecedeki İlâhî ziyafete ve Kur’ânî sofraya başta Kur’ân-ı Mübini Resulullah Aleyhissalâtü Vesselama vahiy yoluyla getiren Cebrail olmak üzere melekler de inerek şenlendirirler. Kalb ve basîreti açık olan mü’minlere uhrevî âlemden manzaralar sergilenir. Meleklerin pey der pey inmesiyle yeryüzü manevî bir tazyike maruz kalır. Dünya adetâ onlara dar gelmeye başlar. Mü’minlerin etrafını kuşatarak onlara Rablerinin bağış ve rahmetini müjdelerler. Tan yeri ağarıncaya kadar devam eden bu ulvi tecelli, ümmet-i Muhammed’in gönüllerine engin bir huzur ve saadet dalgası estirir.
Kadir Gecesinde böyle nurlu hâdiselerin yıldönümlerini idrak ederiz. Onun kadrini bilmekle de feyiz ve bereketinden, dünyayı kuşatan nuranî havasından istifade etmiş oluruz.
Bin aydan hayırlıdır denmesinin hikmeti nedir?
“Bin ay” seksen üç sene dört aylık bir süreye tekabül eder. Geçmişteki salih kimselerin bir ömür boyu kazandıkları manevi mertebeyi bir gece içinde elde etme fırsatıdır. Resulullah (a.s.m.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silâhlı olarak cihat ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca şaşırdılar ve kendi amellerini az, gördüler. Bunun üzerine Kadir Suresi indirildi.
Başka bir rivayette Peygamberimiz Sahabilere İsrailoğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiç günah işlemeden ibadet ettiklerini anlattı. Sahabiler bunu hayretle karşıladı. Cebrail Aleyhisselâm geldi, “Yâ Muhammed, ümmetin o birkaç kişinin seksen sene ibadetinde hayrete düştüler. Allah sana ondan daha hayırlısını indirmiştir” diyerek Kadir Suresini okudu ve, “İşte bu senin ve ümmetinin hayran kalışından daha hayırlıdır” buyurdu.(1)
Diğer bir rivayette Resulullah’a bütün ümmetlerin ömürleri gösterilmişti. Kendi ümmetinin ömrünü kısa görünce, ömrü uzun olan ümmetlerin amellerini düşündü. Kendi ümmetinin bu kısa ömürlerinde yaptıkları amellerle onlara ulaşamayacakları endişesi içinde üzüldü. Yüce Allah da Habibine, bu üzüntüsüne mukabil Kadir Gecesini vererek diğer ümmetlerin bin yılından daha hayırlı kıldı. (2)
Kadir Suresi bu hadiseler üzerine nazil olmuştur.
Bu sure, Sahabilerin üzüntüsünü hafifleten bir suredir.
Kadir Gecesinin Bu Kadar Faydalı Olmasını Nasıl Açıklarsınız?
Evet bir tek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise, Kur’an’ın bildirmesiyle bin aydan daha hayırlı olduğu bu sırra kat’i bir delildir. Evet nasılki bir padişah, saltanatında belki her senede, ya tahta geçme merasimi namıyla veyahut başka bir şaşaalı cilve-i saltanatına mazhar bazı günleri bayram yapar. Halkını, o günde umumî kanunlar dairesinde değil; belki hususî ihsanatına ve perdesiz huzuruna ve has iltifatına ve fevkalâde icraatına ve doğrudan doğruya lâyık ve sadık milletini, has teveccühüne mazhar eder. Öyle de: Ezel ve Ebed Sultanı olan onsekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelal’i; o onsekiz bin âleme bakan, teveccüh eden ferman-ı âlîşanı olan Kur’an-ı Hakîm’i Ramazan-ı Şerifte indirmiş. Elbette o Ramazan, mahsus bir bayram-ı İlahî ve bir meşher-i Rabbanî ve bir meclis-i ruhanî hükmüne geçmek, Cenab-ı Hakkın hikmetinin muktezasıdır. Madem Ramazan o bayramdır; elbette bir derece, adî ve hayvanî meşguliyetten insanları çekmek için oruca emredilecek.
Neden “Kadir” Gecesi?
Kadir Gecesi hüküm gecesi demektir. Duhan Suresinde açıklandığı üzere İlâhi takdirce belirtilen hükümler Kadir Gecesinde ayırd edilir. Bu anlamda Kadir Gecesine takdir gecesi diyenler de vardır. Aslında eşyanın, işlerin ve hükümlerin miktar ve zamanları ezelde takdir edildiği için burada söz konusu olan takdir, önceden tespit edilen kader programının yerine getirilmesiyle ilgili planların hazırlanmasıdır. (3)
“Kadr” kelimesinde “tazyik” manası da vardır. Buna göre o gece yeryüzüne o kadar çok melek iner ki, dünya onlara dar gelir.
Bir hadiste, “O gece yeryüzüne inen meleklerin sayısı çakıl taşlarının sayısından çok daha fazladır” buyurularak buna işaret edilir. (4)
Kadir Gecesinin Ramazan’ın hangi gecesine rastladığı hususunda pekçok rivayet olmakla birlikte, Ramazan’ın son on gününde aranması tavsiye edilmiştir. Bazı hadis-i Şeriflerden de 27. gecesine denk geldiği bildirilmektedir. “Onu yirmi yedinci gecede arayınız” mealindeki hadis bu hususa işaret etmektedir. (5)
Bu rivayetlerin ışığında, İslâm âlimleri Kadir Gecesinin Ramazan’nın yirmi yedinci gecesi olarak kabul etmiş ve böylece Müslümanlar o geceyi Kadir Gecesi niyetiyle ihya edegelmişlerdir.
Bunun için mü’minler mümkün mertebe, vakit ve imkânları ölçüsünde Kadir Gecesini değerlendirmeye çalışırlar. Uyku ve istirahatla geçirmemeye gayret ederler. Çünkü bu gecede herbir Kur’ân harfine otuz bin sevap verilmektedir. Diğer ibadetlerin sevabı da o nisbette artış göstermektedir.
Kadir Gecesini değerlendirmek ve o vaktin feyiz ve bereketinden istifadeyi arttırmak için namaz kılınır, Kur’ân okunur, Kur’ân tefsirleri mütâlâa edilir. Zikredilir, salavat-ı şerife getirilir. Dualar edilir, Allah’a niyaz ve tazarruda bulunulur. Fakir ve kimsesizler doyurulur, bol bol sadaka verilir. Hâsılı her vesileyle vakit nurlandırılır. Kadir Gecesinin getireceği büyük kazanç hakkında rivayet edilen hadisler en güzel teşvik mahiyetini taşımaktadır.
“Kim inanarak, sevabını ancak Allah’tan bekleyerek Kadir Gecesinde kıyam üzere olursa (uyanık kalıp ihya ederse) geçmiş günahları affedilir.” (6)
Bu gecede nasıl dua edelim?
Bunu da Hazret-i ÂiŞe (r.a.) vasıtasıyla yine Peygamberimizden, öğrenelim:
“Dedim ki, ‘Yâ Resulallah, Kadir Gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?’
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam “Allahümme inneke afüvvün tuhibbü’l-afve fa’fu annî (Allah’ım, Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affeyle) dersin’ buyurdu”
Kaynaklar
1) Hak Dini Kur an Dili. 6:4592
2) Muvatta. ıtikâf:6
3) Duhan Suresi, 3.
4) Hak Dîni Kur’ân Dili, 9:5970.
5) Müsned, 2:27.
6) Buhari, Siyam: 71, ıbni Mâce, Dua
http://www.sorularlaislamiyet.com26 Ağustos 2011: 11:18 #795714Anonim
Dua ve tövbelerin kabul edildiği gece
26 Ağustos 2011 / 05:45
Peygamber Efendimiz (sas), Kadir Gecesi için “Faziletine inanarak karşılığını Allah’tan bekleyerek değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır.” der.Bu gecede Cebrail (as) ve melekler fevc fevc yeryüzüne iner.Kadir Gecesi, kudret gecesidir. O, bin aydan daha hayırlı bir gecedir. Allah Teâlâ, “kutlu bir gece” olduğunu haber verdiği Kadir Gecesi’nin önemini özel bir sûre ile, Kadir Sûresi ile belirtmiş ve bu geceyi, ayların hayrı ile mukayese etmiştir (Kadr, 1-5). Zira, Allah’ın insanlığa son İlahi mesajı olan Kur’an-ı Kerim bu gecede indirilmeye başlanmıştır. Özellikle Kur’an’ın bu gecede indirilmesinin geceyi şereflendirdiğini ve kadrini yücelttiğini ifade etmek üzere ona bu isim verilmiştir.
Bu sûre inmeden önce gecenin böyle bir ismi yoktu. Duhân Sûresi’nde “Biz onu mübarek bir gecede indirdik.” (44/3) buyurularak bu gecenin bereketli, hayırlı, uğurlu, önemli ve kutsal bir gece olduğu açıkça ifade edilmiştir. Bakara Sûresi’nde ise (2/185) Ramazan ayında indirildiği belirtilmiştir. Buna göre Kadir Gecesi’nin Ramazan ayında olduğu açıktır.
Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın hangi gecesine denk geldiği konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Ancak İslâm alimlerinin büyük bir çoğunluğu, Peygamberimiz’in bu konudaki hadislerinde geçen bilgileri dikkate alarak Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın yirmi yedinci gecesi olduğu kanaatine varmışlardır. Kadir Gecesi’nin kesin olarak bildirilmemesi, insanların ona güvenip diğer zamanlarda kulluk görevlerini ihmal etmemelerinin hedeflenmesi gibi bazı hikmetlerle açıklanmıştır.
Bu gecenin önemine dair Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Faziletine inanarak karşılığını Allah’tan bekleyerek değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır” (Buharî, “İman”, 28). Dua ve tövbelerin kabul edildiği bir gece olan Kadir Gecesi’nde sabaha kadar melekler ve Cebrâil yeryüzüne iner. Ayrıca bu gecenin esenlik ve mutluluk gecesi olduğu belirtilmiştir. Zira melekler gecenin başından itibaren tan yeri ağarıncaya kadar gruplar halinde inerek müminlere selam verirler. Bu durum gecenin karanlığı çekilinceye kadar devam eder. Allah Teâlâ’nın Rahman ismiyle tecelli ettiği bu gecede ibadet ve duayla geçirip dileklerimizi ve isteklerimizi O’na arz etmek için değerli bir fırsattır. Hz. Peygamber, Ramazan’ın son on gününe girildiğinde dünyevî işlerden uzaklaşarak mescide itikâfa çekilir, vaktini daha çok ibadet ve tefekkürle geçirirdi (Buhârî, İtikâf, 1).
Kadir Gecesi’nde ne yapılabilir?
Hz. Âişe radıyallahu anhâ bu gecenin nasıl ihya edileceğini Hz. Peygamber’e sormuş, O da “Allah’ım! Sen affedicisin, affı seversin, beni affet! de.” şeklinde cevap vermiştir (Tirmizî, Da’avât”, 84). Şu halde bu gece Rabb’imizle dost olup gecenin feyzinden istifade etmeliyiz. Mü’minler namaz kılıp dua ve istiğfar ederek, tefekkür ve zikirde bulunarak, Kur’an okuyarak bu geceyi ihya edebilir.
Muhtaçlara yardım etmek, sıla-i rahimde bulunup yakın akrabaları arayıp sormak, ziyaret etmek, gönüllerini almak gibi ameller en güzel değerlendirme yollarıdır. Resulullah bunların hepsini yaptığına göre bu geceyi değerlendirmek isteyenler de aynı yolu izlemelidirler. Bu gecenin feyzinden yoksun kalmak istemeyen mü’min, hiç değilse yatsı (teravih) ve sabah namazlarını cemaatle kılmaya gayret etmeli, din kardeşleri ile birlikte yapılan dualara katılmalıdır.
Haber726 Ağustos 2011: 16:00 #795715Anonim
[h=2]Kadir Gecesini Kimler Bilir?[/h] Yazar: Dr. Furkan Aydıner 2007-10-07
Bu soru Hz.Peygamber’den bu yana her Ramazan’da birçok müslümanın gündeminde yer alagelmiştir. Kur’an ayeti ile bin aydan hayırlı diye haber verilen bir geceyi aramanın heyecanıdır insanı bu soruya sevkeden. Birçok soru gibi bu sorunun da tek bir cevabı yok. Kimilerine göre cevap iki şıktan oluşacak kadar basittir: evet veya hayır. Kimilerine göre ise sorunun kesin bir cevabı olamaz. Kuantumdaki belirsizlik ilkesi gibi olasılıkla tahmin edilebilir, ancak kesin olarak bilinmez. Kimileri de Allah’ın sevgili kullarının bir nevi ilhamla bu geceyi bileceklerini iddia eder. Kimileri ise bu denli müstesna bir gecenin fizik aleminde kainat çapında bir alameti olduğuna inanır ve atomlardan ta galaktik sisteme kadar bu geceye işaret eden bir fiziki hadiseyi aramaya koyulur. Hasılı arayış metotları farklı da olsa hepsi bir gaye için çırpınır: Kadir Gecesini bulmak. Bu arayışa katılanlardan biri olarak, geçmiş bir Ramazanda yaşadığım bir serüveni sizinle paylaşmak istiyorum. Kadir Gecesini ararken ilginç bir hakikatle karşılaşmıştım. Kadir Gecesini bilip bilmediğimi Allah bilir, ancak Kadir Gecesini bilenleri biliyorum artık. Kimler mi? İşte hikayesi…
Kadir Gecesi arayışına çıkarken fark ettiğim ilk şey Türkiye’deki müslümanlar ile diğer müslümanlar arasında bu gece ile ilgili farklı telakkilerin varlığıydı. Hadislerde Kadir Gecesini son on gecede ve hususan tekli gecelerde arayın denilmesine rağmen Türkiye’de yirmiyedinci gece Kadir Gecesi olarak idrak edilegelmiştir. Oysa Amerika’da karşılaştığımız diğer Müslümanlar tek gece yerine, hadisin manasına uygun olarak, son on geceye odaklanmayı daha uygun buluyor. Bir kısmı bu geceyi elden kaçırmamak için son on günde itikafa çekilmeyi bile tercih ediyor. Kadir Gecesinin kadrini bilenler herbir geceyi Kadir gecesi olabilir diye değerlendirirken, onun kadrinin idrak etmeyenler ise herbir geceyi Kadir gecesi olmayabilir diye ihyadan içtinap ediyor. Bu iki yaklaşım da Kadir Gecesinin bir imtihan eseri olarak saklı tutulmasının sırrını işaret ediyor.
Kadir Gecesi arayışına devam ederken şahit olduğum başka birşey ise arama metotlarının farklılığıyla alakadar. Kimileri bulutlu bir gecede okyanusa gidip sabaha kadar balık arar gibi arıyor. Kimileri yüksek ücretli yeni bir iş arar gibi arıyor. Kimileri Bayram arefesinde kārını maksimum kılmak için uygun bir pazar arayan tüccar gibi arıyor. Kimileri dünyanın en değerli hazinesini arar gibi arıyor. Kimileri fizik alemindeki olağandışı haberlerin içinde arıyor onu. Kimileri rüyalarda arıyor. Kimileri şeyhinden veya üstadından gelecek bir mesajda arıyor. Hasılı senede bir gelen Kadir Gecesini insanlar binbir farklı yollarla arıyor.
Geçenlerde bir akşam üstü iftardan sonra birkaç arkadaşın balık avına çıkmak üzere hazırlık yaparken konuştuklarına kulak misafiri oldum. Hepsi bir gaye etrafında odaklanmıştı: mümkün olduğu kadar çok balık yakalamak. Yaklaşık iki saat uzaklıktaki okyanusa gidip oltayla balık yakalayacaklardı. Biri “kocaman okyanusta balıklar bula bula bizim oltayı mı bulacak” diye kuşkusunu dile getirirken, bir diğeri “kocaman okyanusta da balık bulamazsak başka nerde bulabiliriz” diye ümitvar olduğunu beyan ediyordu. Gerçi halk arasında balık gibi avlanmak diye bir tabir kullanılsa da, dinlediğim kadarıyla balıklar öyle kolay avlanılmazmış. Hava durumu, kullandığın yem, gittiğin bölge ve gidiş zamanı gibi birçok farklı faktörü dikkate almak gerekiyormuş başarılı olmak için. Bulutlu havada ve gece vaktinde balık bulmak kuvvetle muhtemelmiş. Balıkçı arkadaşlar bu noktalarda fikir birliğine vardıktan sonra yola çıkmaya karar verdiler. Gerçi uykularından fedakarlık yapacaklardı. Bütün gece ayakta kalmakla kendilerine bir nevi eziyet edeceklerdi. Bu olumsuzluklar akıllarına geldiğinde, ellerininin arasına alacakları büyük balıkları hayal ediyorlardı. Rasyonel bireyler olarak, alacakları mükafat karşısında, uykusuzluk gibi bir maliyet ödemeye razıydılar. Belki de onlara göre gündüz vakti balığa gitmek irrasyoneldi. Onların tatlı müzakerelerine kulak verirken, hayalim beni başka bir arayışa götürmüştü: Kadir gecesi arayışı. Nefsim Ramazan okyanusunda Kadir Gecesini aramak için bir gece dahi olsa rahatından vazgeçip arayışa çıkmama razı olur muydu acaba? Hem bu dünya okyanusunda yakalanan balıklar bir öğünlük olmasına rağmen, sonsuz öğünlerde soframa gelecek balıkların avına çıkmak daha rasyonel değil miydi? Hem sonsuz gecelerde rahata kavuşmak için bir gecelik rahatı feda etmek çok mu ağırdı? Bu mülahazalar nefsimi bir derece ikna etmekle beraber tam kafi gelmiyordu. Başka bürhan istiyordu.Ramazan’ın yirminci günüydü, bir fizikçi arkadaşla Kadir gecesi sürecinden bahsediyorduk. Ben aramak için hazırlığa başlarken, o bana bu gece Kadir gecesi olabilir dedi fiziki bir olaya dayanarak. Bu denli kıymettar bir gecenin Kainat ölçeğinde fiziki bir olayla irtibatı olmalıydı onun anlattığına göre. Üyesi olduğu fizikçi grubundan aldığı habere göre bu gece Andremoda galaksisinin tutulması hadisesi yaşınıyordu. Galaktik ölçekte büyük bir hadise. Daha da ilginci bu olay her yıl Ramazan’ın son on gecesinde cereyan ediyormuş. Tıpkı Kadir Gecesi gibi hangi gecede olduğunu bilinemiyormuş. Argümanlar pek ikna ediciydi. Geçen sene bu hadise Ramazan’ın yirmi sekizinde olmuş bu sene ise bu geceye tekabül etmiş. Bilime olan güvenimin etkisiyle söylenenlere hayli inandım. Bu gece Kadir gecesi olabilir diye sabaha kadar ihya etmeye karar verdim. Bu kararımda akşama doğru sanal dünyadan aldığım bir haberinde etkisi olmuştu. İnternet üzerinde sohbet ettiğim dost yazar bir dostuma duyduklarımı hikaye ederken ilginç bir cevap aldım. “Biliyor musun!” dedi muhatabım, “bugün Kadir Gecesi’yle ilgili bir haber aldım.” “Bir okuyucum bana gündüz bir mesaj attı. Tanıdığı veli bir zattan bu gecenin Kadir gecesi olduğunu öğrenmiş.” Eh, dostlara düşen bu muazzam fırsattan birbirlerini haberdar etmekti. Kadir Gecesi sırrını çözen bir Allah dostu, bunu haber vermiş kendi dostuna.. biz de dostun dostundan duymuş olduk.. Bu iki hadise karşısında hem akıl hem de kalp cevabını bulmuş gibi bir derece sevinmişti. “Nefsim bile sabahlamaya razı olur,” diye düşünmüştüm. Gel gör ki, geceyi bir nebze ihya etmek için gayret gösterdikten sonra, içimden yükselen karşı argümanların etkisiyle soluğu yatakta almıştım. Saat gecenin ikisini gösteriyordu yattığımda. “Allah bereket versin. Bu kadar yeter demişti” içimdeki nefsani ses. Çok geçmeden dehşetli bir rüya ile uyanırken aklıma gelen ilk şey: bu gece gerçekten Kadir Gecesi mi yoksa? Bir süre daha uyanık durdum. Ancak, gafil nefsim olup bitenleri unuturup, yine beni yana devirdi.
Günler birbirini kovalarken yirmiyedinci geceye ulaşmıştım. Arayışım devam ediyordu. Bu gece Kadir Gecesi olması kuvvetle muhtemeldir diye nefsimi iknaya çalıştım. Gecenin ilerleyen saatlerinde nefsimden yükselen kuşkulu sesler karşısında aklım tatmin edici bir bürhan aradı. Ramazan Risalesindeki bir teşbihten hareketle birkaç arkadaşa telefon etmeye karar verdim. Aslında onlara bir hakikatı anlatmakla, nefsime ders vermek istiyordum. Tıpkı, kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle misali gibi. Hem onlarla bir hakikatı paylaşacaktım, hem de nefsimi iknaya çalışacaktım. Oyuncak helikopter satan tüccar bir arkadaşı aradım önce. Selam ve tebrikten sonra asıl konuya geldim.
“Helikopterlerini kaça satıyorsun?”
“Tanesini 10 dolara.”
“Senenin belirli bir zamanında gece vakti açılacak bir pazarda onların tanesini 1000 dolara satmak imkanı olursa ve daha da ötesi pazara götürebildiğin malların hepsinin satın alınacağı garantisi varsa ne yaparsın?”
“Bir sene öncesinden hazırlıklarımı yaparım. Fabrika ile irtibata geçip azami miktarda ürünle pazara katılırım.”
“Peki bir gece vakti tanesine 30 bin dolar veren bir Pazar olursa ne yaparsın”
“Hiç tereddütsüz tüm geceyi pazarda geçiririm.”
Ahizeyi indirdikten sonra kendi kendime sordum: Böyle pazarlarda en karlı ticareti yapıp bütün dünyanın maliki bile olsan, Ramazan pazarında kazanacaklarımızın yanında bir kıymet ifade eder miydi? Rad suresinde Cenab-ı Hak gök gürültüsü şiddetinde bir sesle bu soruya cevap veriyordu: “Ona(Rabbinin emrine) uymayanlara gelince, eğer yeryüzünde olanların tümü ile bunun yanında bir misli daha kendilerinin olsa, (cehennemden kurtulmak için) onu mutlaka feda ederler.”(Ra’d, 18)
O halde nefsimi karlı dünya pazarına tereddütsüz razı edip, ahiret pazarından uzaklaştıran neydi acaba?
Telefonun tuşlarına bir daha bastım. Bu sefer Amerika’nın kuzeyinde bilgisayarda doktora yapan bir arkadaş vardı karşımda. Hoşbeşten sonra ona da asıl konuyu açtım.
“Bildiğime göre okulda asistan olarak çalışıyorsun. Saat ücretin kaç dolar?”
“15 dolar”
“Burada hayli yüksek ücret veren bir iş imkanı var. Başvurmayı düşünür müsün?”
“Neymiş bu?”
“Bilgisayarla alakalı bir iş.”
“Kaç dolar verecekler.”
“Hayli fazla ücret veriyorlar, ancak bir şartları var. Gece çalışacaksın.”
“Ne kadar verecekler?”
“Saati 100 dolar”
“Deme ya, bu kadar yüksek ücret verdiklerine göre bir istedikleri vardır”
“İstedikleri şey projeyi kısa sürede bitirmek için gece boyunca çalışman. Düşünüyorsan sana iş ilanını göndereyim.”
“Olur. Gönder bakalım.”
“Uykusuz kalırsın.”
“Önemli değil ya! Gündüz uyuruz, gece de çalışırız. Yeter ki, yapabileceğimiz bir iş olsun.”
Konuşma bu minval üzere devam ederken, nefsime Bediüzzaman’ın şu sözlerini hatırlattım: “Şu mübarek şehr-i Ramazan, leyle-i Kadri ihata ettiği için, kendisi de ömür içinde bir leyle-i Kadirdir ki, muvaffak olanın ömrüne bin ömür katar. Dakikası bir gündür. Saati iki ay, günü birkaç sene hükmünde bir ömr-i bâkîdir… Ramazan-ı Şerifte sevab-ı a’mâl(amellerin sevabı), bire bindir. Kur’ân-ı Hakîmin, nass-ı hadisle, herbir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir. Ramazan-ı Şerifte herbir harfin on değil, bin; ve Âyetü’l-Kürsî gibi âyetlerin herbir harfi binler; ve Ramazan-ı Şerifin Cumalarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadirde otuz bin hasene sayılır.”
Kadir gecesini arama serüvenimin sonunda çok önemli bir hakikatı bulmuştum: Yazının başlığındaki soruda bir yanlışlık vardı. Kadir gecesinin kadrini biliyor muyuz? Diye sormak gerekir. Hem Kur’an’ın kendisi de böyle sormuyor muydu? Bu soruya cevap bulanlar aslında başlıktaki soruya da cevap bulmuş oluyordu. Çünkü Kadir Gecesini bilenler, onun kadrini bilenlerdir. Kaldı ki, bir Ramazan’da Kadir Gecesi’ni bilip, tamamıyla ihya etmek zor olabilir. Ancak, her Ramazan’da son on veya onbeş gecenin dört saatini ihya eden, üç senede bir kesin olarak bir Kadir Gecesi’ni tam olarak ihya etmiş olur. Ömründe altmış altı defa Ramazan ayına ulaşan biri toplam 22 defa Kadir Gecesi’ni ihya etmiş olur. Bu da, Kadir Süresi’nin verdiği müjdeye göre 22 bin ay, yani 1833 senelik ibadet sevabına denk gelir. O halde, vaadinden dönmesi muhal olan sonsuz rahmet sahibinin açtığı bu “semavi kampanya”yı kaçırmak akıl karı mıdır?
26 Ağustos 2011: 16:20 #795716Anonim
İşte Kadir Gecesi için ‘özel dua’
26 Ağustos 2011 Cuma 06:10
Bütün âlemleri yaratan ve ayakta tutan Rabb’imize, zerrât-ı kâinat adedince hamd ve şükür, Peygamberler Serveri Efendimiz’e, diğer enbiya-i izâma, melâike-i kirama, ehl-i beyte ve Hakk’ın bütün sadık kullarına da deryalardaki su damlaları, çöllerdeki kum taneleri adedince salât ü selam olsun.Ey Yüceler Yücesi Rabb’imiz, işte yüce dergâhına geldik; boyun büküyor, huzurunda kemerbeste-i ubûdiyet içinde elpençe divan duruyor, affına iltica ediyoruz. Eğer biz kullarını kapından uzaklaştırırsan, biz gidip hangi kapıya sığınabiliriz?! Şayet huzurundan kovacak olursan biz kime yalvarırız?!
Ey en büyük günahları bile bağışlayan ve en büyük kusurları, eksikleri bile sarıp sarmalayan Rabb’imiz! Senden, en kahredici günahlarımızı bile bağışlayıp yok saymanı, yüzümüzün karası suçlarımızı örtmeni, kıyamet gününde affının ve gufranının serinliğinden ve bağışlayıcılığının güzelliğinden bizleri mahrum etmemeni diliyoruz.
Bahtına düştük, ey biricik Matlûb’umuz, Maksûd’umuz, Mahbûb’umuz; ne olur, tevbelerimizi kabul, kalblerimizi de ihya buyur! Buyur ki, günahlarımızı affedebilecek, yaralarımızı sarıp tedavi edebilecek Sen’den başka hiçbir kimse bilmiyoruz.
Ey güç ve kuvvetin yegane sahibi olan Yüce Allah’ımız! Sen Kavî’sin, biz ise Senin zayıf, aciz ve muhtaç kapıkullarınız. Zayıf ve acizleri Senden başka kim koruyup kollayabilir ve ihtiyaçlarını giderebilir! Ne olur, salih kullarını sevindirdiğin gibi bizi de sürpriz lütuflarınla sevindir ve üzerimizdeki nimetlerini tamamla! Bize ve yeryüzünün değişik yerlerinde hizmet eden bütün kardeşlerimizden tasa ve elem sebebi olan kötülüklerin hepsini bertaraf et!
Ya Rabbenâ ve ya İlâhenâ! Günahlara tevbe etmenin karşılığı gönülden duyulan nedametse şayet, Sana yemin ederiz ki, yapıp ettiklerimizden bin kere, yüz bin kere pişmanız. İstiğfarda bulunup Senden bağışlanma dilenmek hataların defterden silinmesine bir vesileyse şayet, yürekten istiğfarda bulunuyor, bu nâçar kullarını da yarlığayacağını ümid ediyoruz. Evet, ümidimiz budur ve hoşnutluğunla gönlümüze sürûr salacağın âna kadar da bu kapıyı asla terk etmeyeceğiz.
Ey ızdırar içerisinde hafakanlar yaşayan muzdarr kullarının niyazlarına icabet buyuran.. ey zararları kaldırıp telâfi eden.. ey iyilikleri karşılıksız ve en büyük olan.. ey gizli gizli cereyan eden işlere de nigehbân olan Yüceler Yücesi Allah’ımız! Huzuruna sermayesiz geldik; nâçâr, Senin cömertliğine ve keremine sığınıyor, rahmet denizlerinden hissedar olmak istiyoruz. Dualarımıza icabet buyur ve bizi ümitlerimizde, dileklerimizde haybet ve hüsrana uğratma.. tevbe ile teveccühümüzü karşılıksız bırakma!
Ey Kudreti Sonsuz, merhameti nihayetsiz, bütün âlemlerin yegane sahibi Yüceler Yücesi Rabb’imiz! Sen’in dinine, Kitab’ına, Peygamber’ine ve masum kullarına düşmanlık besleyen cahil, kaba, insanlık ve medeniyet mahrumu zalim birtakım insanlar göz göre göre zorbalık ve derebeyliği yapıyorlar. “La havle ve lâ kuvvete illâ billah” hazinelerinin tek sahibi Sen’sin. Ne olur Yüce Mevlâ’mız, düşmanlık hisleriyle oturup kalkan, inanan insanlar aleyhine sürekli komplo üstüne komplolar kuran o kimselerin düşmanlık hislerini kalplerinden söküp at. Bu haddini bilmez, insafsız tipler şayet salah yolunu seçmezler, fitne ve fesatlarına devam ederlerse, Sen onların ellerini, kollarını bağla.. ayaklarına prangalar vur. İnananların aleyhine kullandıkları ne kadar yol-yöntem, imkân ve malzeme varsa, hepsini ellerinden çekip al.. menfur emellerine ulaşmalarına fırsat verme ve bizi o tiran bozması zalimlerle karşı karşıya bırakma.. nusretinle, hıfz u inayetinle bu aciz ve çaresiz kullarını te’yid buyur!
“Bunlar da bendendir” der misin Yâ Resûlallah!
Resûl-i Ekrem’den on dört asır uzakta bulunduğumuz için cürümlerimize bakmayarak, rahmetinle bizleri affeyle Ya Rabbi! Ya İlahe’l-Alemîn ve Ya Ekrame’l-Ekramin! Biz Seni bilemedik.. Kur’an’ın hakikatine akıl erdiremedik.. Peygamberi tanıyıp yoluna giremedik.. İşte bizim dualarımızı İlm-i İlahi’nle bilirken, Sem’i Sübhani’nle dinlerken, bu kadar perişan ve bu kadar sergerdanların duasını dinleme lütfûyla lütfedip dinle Ya Rabbi!
Ya İlahe’l-Âlemin ve Ya Ekrame’l-Ekramin! Senin lütfedip, bahşedip bizlere gönderdiğin Ramazan-ı Şerif ayını idrak ettik. Reyyan kapısından girmeye inşaallah liyakat kazandık. Dünyanın dört bir yanında senin dinine hizmet eden bahtiyarların duaları içinde ellerimizi kaldırıyor, Kadir Gecesi’dir diyen, Ramazan’dır diyen saflaşmış insanlarla beraber sana dua ediyoruz. Dualarımızı kabul eyle Ya Rabbi! Bizi hâib ve hâsir eyleme Ya Rabbi!
Ey yüceler yücesi Rabb’imiz! Hadiseler bizi boğacak hale geldi. Üstesinden kalkamaz hale geldik. Şahit olduğumuz her manzara artık gırtlağımızda hıçkırığımızı düğümletecek hale geldi. Bir tarafta senin mü’minlerin açlığın ve sefaletin pençesinde kıvranırken, diğer yanda modern çağın firavunlarının elinde katliamlara maruz kalıyorlar. Sen bu vaziyette bizi daha fazla devam ettirme Ya Rabbi! Keremin ve lütfun engindir Senin.
Dünyanın dört bir yanındaki mazlumlar, mağdurlar gözünü bu milletin üzerine dikmiş, kendilerine uzanacak yardım elini bekliyorlar. Sen milletimize lütfedip kerem ve lütfunla muamele eyle Ya Rabbi! Bu millet ki Ya Rabbi! Bir zamanlar Senin yüce adını bayraklaştırıp âfâk-ı âlem’de dolaştırıyor ve ölürken en büyük ümniye ve ideal olarak Senin mübarek adının âfak-ı âlem’de şehbal açmasını istiyordu. Bu millet, onların torunu ki Balkanlar’da sinesinden yediği hançerle Sana doğru kanat çırpıp yükselirken, “Attan inmeyesüz, Allah’ın adını âfâk-ı âlem’de gezdiresüz.” diyordu. Onların ahfadı olan bizleri de aynı şerefle şerefyab eyle Ya Rabbi!
Biraz da bizim vatanımıza gel Yâ Resûlallah!
Ey Rahmeti Sonsuz! Son şiire kafiye koymak istiyoruz, yaban ellerde gezen Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in atının zimamından tutup dokuz asır boyunca Türk’ün yağız delikanlısının koşturup durduğu Anadolu’da dolaştırmak istiyoruz. “Biraz da bizim vatanımıza gel Yâ Resûlallah!” diyoruz. Sen bu yağızları Malazgirt’ten, Çanakkale’den, Belgrad’dan çok iyi bilirsin. Bingazi’den, Maraş’tan, Gaziantep’ten bilirsin Yâ Resûlallah! Palandöken’de elinde satırıyla koşturan ninesiyle bilirsin. Duvağını atıp Çanakkale’ye koşan geliniyle bilirsin. “Kafir tarafından işgal edilmiş vatanda yaşamak benim neyime” diyen genç kızıyla ve mert delikanlısıyla bilirsin. Bütün bunları neslimiz ve milletimiz adına Zat-ı Nübüvvet’ine sadaka olarak takdim ediyoruz. Ve bununla, Medinelilerin davet ettiği gibi Seni yurdumuza davet ediyoruz. “Ne zaman geleceksin?” diyoruz. Canımız dudağımıza geldi. Gayri artık dayanamayacağız. Sensiz olan bir dünyayı da istemiyoruz.
Sen bir sultansın. Sultana sultanlık, dilenciye dilencilik yakışır. Gel, bağlı ellerimizi çözüp dağılmış kakülümüzü okşayıver, toz toprak içinde kalmış zülüflerimize mübarek elini gezdiriver. Gayba doğru uzanan ellerimizle Akabe’dekiler gibi elini sıkmak istiyoruz. Ya Resûlallah, elini uzat, elimizi sık. Anadolu’nun yağız delikanlısı sana Medine’nin ensarı gibi el uzatacaktır. Başımızı okşa, kırık kalplerimizin kırıklığını gideriver.
Bir zamanlar Ali’lerin, Ebubekir’lerin, Osman’ların çektiği zimamı, Anadolu’nun yağız delikanlısının eline veriver. Türk’üyle, Kürt’üyle, Çerkez’iyle, Boşnak’ıyla, Arnavut’uyla bir Anadolu milleti göğüslerini gerip Senin için dayandılar Ya Resûlallah! Mescidlerini koruyup minareler yaptılar, her şeye rağmen günde beş defa “Muhammedür Resulullah” dediler ve bunu demeye azmettiler Ya Resûlallah!
Ve bugün yaptıkları her şeyi şart-ı âdi olarak vesilen ve vasıtanla dergâh-ı nezd-i ahadiyete takdim etmek istiyoruz. Huzur-u rabbül-âleminde “Bunlar da bendendir” der misin Yâ Resûlallah! Bizleri Havz-ı Kevser’in başından kovulanlar içinde kovulma zilletine maruz kalmaktan masun ve mahfuz eyle Yâ İlâhe’l-âlemin! Bizlere şefaat elini uzat, elimizden tutup evc-i kemali insaniyete çıkar Yâ Resûlallah!
Yâ ilâhe’l-âlemin ve Yâ Ekrame’l-Ekramîn! Seyyidimiz ve pişdârımız; Rehnüma ve rehberimiz; Muktedây-ı kül ve rehber-i ekmelimiz Hazreti Muhammed aleyhi’s-salatü ve’s-selama dehalet ederek dergâh-ı nezd-i ahadiyetine girmek istiyoruz. Kirli yüzlerimizle doğrudan doğruya sana müracaatı sû-i edeb saydık. Habîb-i edibin vesâyâsı altına girmek istedik. Gönlümüzü evvela ona teslim edelim dedik. Ve sonra da onun gölgesi altında Senin huzuruna çıkalım. O da yüzümüze baksın. Ellerini yüceler yücesi Sana kaldırsın. Desin ki “Bu da bizdendir Yâ İlahe’l-âlemin.” Bu lütfu bizden esirgeme Yâ Rabbi!
Sana sadık olmaya söz veriyoruz; gecemizi gündüz eyle Ya Rabbi. Kışımızı bahar eyle Yâ Rabbi! Neslimize can ve dirilik ihsan eyle Ya Rabbi! Bükük belimizi doğrult Ya Rabbi! Kaddimize istikamet, dizlerimize derman ihsan eyle Ya Rabbi! Bugece Kadir gecesi Ya Rabbi! Senin kadrini bilenlerin, kadir bilenlerin, kadrini bilip kadirşinaslık içinde huzuruna gelenlerin gecesi Yâ Rabbi!
Dualarımızı dergah-ı Zat-ı uluhiyyetinde birini bin eyle ya Rabbi! Bir dileğimizde bin lütufta bulun ya Rabbi! Bir arpa boyu hizmetiyle senin yoluna hizmet edenleri azîz ve şerif eyle ya Rabbi! Topyekün vatanımızı da güldür ya Rabbi!
Senin kapının tokmağında boynu bükük dilencileriz
Ey günahlarla kirlenmiş kimseleri hemen cezalandırmayan, haddini bilmezlerin ayıplarını görmezlikten gelerek onlara manevi kirlerinden arınma fırsatı veren merhametliler merhametlisi! Bizler, hemen hepimiz ellerimiz Senin kapının tokmağında boynu bükük dilencileriz. -Allah bu dilenciliği sonsuza kadar devam ettirsin.- Dualarımızla Seni mırıldanıyor, içlerimize çekiyor ve vereceğin cevabı bekliyoruz. Bugüne kadar Senden başka bizi duyan, yüzümüze bakan ve şefkatle başımızı okşayan olmadı. Ne bulduk ne gördükse Sende bulduk, Sende gördük ve Sana inancımız sayesinde hayretten, dehşetten, gurbetten ve yalnızlıktan kurtulduk.
Bütün benliğimizle bir kez daha Sana yöneliyor, af ve mağfiret dileniyoruz. Kalb katılığından, gafletten, başkalarına şer olmaktan, aşağılıktan, aşağılanmaktan, miskinlikten, cehaletten, doymak bilmeyen nefisten, kabul edilmeyen duadan, nimetlerinin zeval bulmasından, lütuflarının değişip başkalaşmasından, ansızın bastıran azabından, gelip çatan gazabından Sana sığınıyoruz. Senden her zaman yalvaran diller, haysiyetle ürperen gönüller istiyoruz. Tevbelerimizi kabul buyur, bizi günahlardan arındır, dua ve isteklerimize cevaplar lütfeyle! Delil ve burhanlarımızı hedefine yönlendir, kalblerimizin ufkunu aç, dilimizi doğruluğa bağla ve gönüllerimizi temizle!
Allah’ım, Senden her işimizde sebat, Kur’an yolunda kararlılık ve nimetlerine karşı da duyarlılık hissi bekliyoruz. Kapına yönelenleri boş çevirme. İtaatte bulunanlara bol bol karşılık ver, Sana başkaldıranlara da doğru yolu göster. Muzdariplerin dualarını lütfunla şâd eyle. Hasta ruhlara hususi muamelede bulun, küfür ve ilhad içinde bocalayanlara da nurunu göster; göster de kalmasın hiçbir yerde muzlim bir nokta!..
Ey güç ve kuvvetin yegâne sahibi olan Yüce Allah’ımız! Sen Kavî’sin, biz ise Senin zayıf, aciz ve muhtaç kapıkullarınız. Zayıf ve acizleri Senden başka kim koruyup kollayabilir ve ihtiyaçlarını giderebilir! Ne olur, salih kullarını sevindirdiğin gibi bizi de sürpriz lütuflarınla sevindir ve üzerimizdeki nimetlerini tamamla! Bize ve yeryüzünün değişik yerlerinde hizmet eden bütün kardeşlerimizden tasa ve elem sebebi olan kötülüklerin hepsini bertaraf et!
Ey yoluna gönülden baş koymuşları her zaman vuslat neş’esiyle serfiraz kılan ve adanmış ruhlardan merhametini hiçbir zaman esirgemeyen ve onları katiyen yalnız bırakmayan Rabb’imiz! Bizi de dünyanın geçici ve zevâle mahkûm güzelliklerine aldanıp da Rabbilerini unutanlardan olmaktan muhafaza buyur.. gözlere aydınlık, gönüllere de sürûr veren sürpriz lütuflarınla bu muhtaç kullarını da sevindir.. tasamızı, gamımızı, kederimizi izâle eyle.. bizi her türlü musîbet ve belalardan koru ve sâlih ibâdının kalblerine yerleştirdiğin gibi bizim kalblerimize de Seni delicesine sevme duygusunu yerleştir!..
Ey Rabb’imiz! Biz kullarını Senin sevmediğin ve hoşnut olmadığın vadilerde dolaşmaktan muhafaza buyur.. Senin nezdinde anlamsız sayılan ne kadar meşguliyet varsa bizi onlardan uzak tut.. nereden gelirse gelsin, bütün bulanık düşüncelerden ve kirli hayallerden zihnimizi ve kalbimizi koru.. enbiyâ ve mürselîn efendilerimizi donattığın gibi, onların yollarından yürümeye azmetmiş bu muhtaç bendelerini de değişik ve sürpriz mevhibelerinle donat!
Ey bütün varlık ve varlık ötesi elinde bulunan.. ey hayat sahibi Hayy.. ey varlığının asla bir başlangıcı olmayan Kadîm.. ey kendisi için ölüm katiyen söz konusu olmayan Bâkî! İhtiyaçlarımızı gider.. bize lütfunla muamelede bulun.. başımızdaki bütün belaları def eyle.. bizim yanımızda ol, aleyhimizde olma.. bizi dînî ve dünyevî musibetlerden koru.. dünyayı en büyük derdimiz, tasamız ve kendisi için en fazla gayreti sarf ettiğimiz bir meta kılma…
Ey güç ve kuvvetin yegâne sahibi Yüce Allah’ımız! Sen Kavî’sin, biz ise Senin zayıf, aciz ve muhtaç kapıkullarınız. Bizi Senden başka kim koruyup kollayabilir! Ne olur, salih kullarını sevindirdiğin gibi bizi de sürpriz lütuflarınla sevindir ve üzerimizdeki nimetlerini tamamla! Bize ve yeryüzünün değişik yerlerindeki bütün inananlara, özellikle de zulme ve haksızlığa uğratılmış mazlumlara dünya ve ukbada tasa ve elem sebebi olan kötülüklerin hepsini bertaraf et!
Sen’i bize sevdireni başımızdan eksik etme Ya Rabbi!
Ey biricik Koruyan’ımız! Dinimize ve dünyaya müteallik bütün işlerimizde insî ve cinnî şeytanların, durmadan kötülüğü emredip duran nefs-i emmarenin vereceği zararlardan, inanan kullarına karşı kalbleri kin ve nefret duygularıyla dopdolu düşmanların saldırgan davranışlarından bizi muhafaza et. Onların tuzaklarından, komplolarından bizi ve gönlünü Senin dinine vermiş bütün inananları himaye eyle.
Ey Kudreti Sonsuz, bize Seni ve Kitab’ını tanıtan, Efendimiz’i ve ashabını sevdiren, irşadıyla hayatımıza anlam kazandıran Muhterem Hoca’mızı başımızdan eksik etme. Ona hayırlı, bereketli, sıhhat ve afiyet içinde uzun ömürler ihsan eyle. Kendisine yakîn-i tâm, ihlas-ı etemm ve zühd-ü tâm lütfeyle. Onu dahilî, haricî, insî ve cinnî her türlü düşmanın ve şeytanın şerrinden muhafaza eyle. Bulunduğu her yerde ve zamanda kendi katından bir ruh ile onu te’yid buyur. Dünyada ve ahirette bizi O’ndan ayırma. Gösterdiği istikamette son nefesimize kadar koşturmayı, bu şekilde ruhumuzu teslim etmeyi, O’nla beraber haşrolmayı, Cennet’te Efendimiz’e birlikte komşu olmayı nasip eyle. Üstad’ımızla ve Hoca’mızla kalbî irtibatımızı kuvvetlendir. Onları daha iyi anlamaya bizleri muvaffak eyle. Hasenatımıza kat kat fazlasıyla onları şerik eyle. Bizi onlara karşı mahcup olacağımız hatalara düşmekten, yanlışlar yapmaktan muhafaza eyle!
Ey Allah’ımız! Bize düşmanlık yapanlara karşı Sen bizim muînimiz ol.. haddini aşıp hukukumuza saldıran mütecavizlerin şerlerini üzerimizden defet. Aleyhimizde fitne ateşini körükleyenlerin ocaklarını söndür. Ey şefkati ve merhameti varlığı bütünüyle kucaklamış Rabb’imiz! Hakkında beslediğimiz hüsn ü zanda bizi tasdik et.. et de, biz çaresiz kullarını her türlü endişe, gam, üzüntü, keder ve sıkıntıdan halâs eyle! Efendimiz Hazreti Muhammed’e, aile fertlerine ve bütün ashabına salât u selam ederek bunları Senden dileniyoruz, Rabb’imiz…
Her zaman engin lütuflarıyla, buhranlı zaman dilimlerinin peşinden de aydınlardan daha aydınlık bayram günlerini yaratan Rabb’imize, ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları adedince hamd ve şükür; hürmetine kâinatın yaratıldığı, sünnetine bütün varlığın hayran kaldığı Efendimiz’e, insanlık âleminin yüz akları olan âline ve ashabına da sonsuz salât ü selamlar ediyor, günlerin nevbahara döneceği demlerin heyecanıyla ümitle bekliyoruz.
Duamızın evvelinde salât ü selamla kaldırdığımız ellerimizi bir kere daha Efendimiz’i, O’nun tertemiz, dupduru, pırıl pırıl aile fertlerini, yıldızlar kadar yükseklerde dolaşan ashabını hayırla yâd ederek indiriyor ve bizi ellerimizi boş ve hüsran içinde geri çevirmemeni diliyoruz Rabb’imiz! Amin…
Zaman26 Ağustos 2011: 16:33 #795717Anonim
Ellerin rahmet kapısının tokmağına uzandığı bu gece
26 Ağustos 2011 Cuma 06:00
Cemâlî sıfatların Celâlî bir şümulle tecellî ve sırr-ı ehadiyetin nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği bu gece, eller rahmet kapısının tokmağına uzandığında, mahzun gönüllerin hazîn yakarışlarına bir lâhika olmak ümidiyle yazılmıştır.Ya Rabb’el-Alemîn, âlem rabbisini unutmuş, birileri birilerini erbâb telakki eylemiş. Bu şirk-i cehrîden diktatörler, derin devletler, terör örgütleri, oligarşik azınlıklar, aşiret ağaları, siyaset babaları türemiş. Bunların hepsini Sana havale ediyor ve Senden bizi Sana kul olma hürriyetiyle şerefyab etmeni diliyoruz. Hür kıl Müslümanları ya Râb! Biz Sana hakkıyla boyun eğemedik, kader bizi diktatörlerin, cuntaların, emperyalistlerin, teröristlerin önünde boyun eğdirdi. Önceki gün Mısır’ın Tahrir Meydanı’nda, dün Trablus’un Yeşil Meydan’ında özgürlük için ayaklananlara, yarın Şam’ın Emeviye Meydanı’nda özgürlüğü kutlayacaklara asıl hürriyetin Sana kullukta olduğunu hatırlat Allah’ımız! Müstebidlere karşı kıyama kalkanlara, Senin karşında rükûya ve secdeye varmanın huzurunu bahşet.
Rezzak-ı Rahîm’imiz, Somali’de, Kenya’da, Etiyopya’da ve sair memalik-i Afrika’da susuzluk ve kıtlıkla boğuşan insanların üzerine sağanak sağanak bereket yağdır! Onları Rezzakiyetinin sonsuz hazinelerinden besle. Selametli bir yağmurla susuzluklarını dindir. Ey mideler kadar kalpleri de kafaları da iman ve irfan rızıklarıyla rızıklandıran Rabb’imiz! Cehaletin kol gezdiği bu kardeş memleketleri tam iman, tam ihsan, tam irfan nimetleriyle rızıklandır. Bizleri de bu işte istihdam eyle. Milletimizi bu dirilişte istihdam eyle. Bizi susuzlar için sâkiler, açlar için tablacılar, cahiller için muallimler kıl. Allah’ımız, bizi müttakilere imamlar eyle!
Allah’ımız, inanan insanların kalplerini birbirleriyle telîf eyle. Mevlâ’mız, Hazreti Muhammed Mustafa’nın ism-i Celîl’ini âlemin dört bir yanına taşımak için koşuşturan cemaatleri birbirlerine sevdir. Cemaatimize, adını bildiğimiz bilmediğimiz bütün ehl-i sünnet cemaatleri sevdir. Onlara da cemaatimizi sevdir. Bizler ve bizlere yaptırdığın hizmetler yüzünden kimseyi imtihan eyleme. Ey bizi bizden daha iyi bilen Allâm’ül-Ğuyûb! Bizim yüzümüzden Müslümanları gıybete, dedikoduya, iftiraya sevk etmektense canlarımızı al. Alnı secde görenler ahiretlerini bizimle uğraşarak kaybedeceklerine, biz razıyız, bize yüklediğin hayırlı hizmetleri, bizi kıskananlara yaptır. Bilinip de akılları bulandıracaksak, bizi kimselere bildirme Allah’ımız!
Ey Mukallib’el-Kulûb, milletimizi bütün milletlere şefîk ve refîk eyle; bütün milletlerin kalbine milletimize karşı bir muhabbet, bir uhuvvet, bir mehabet duygusu yerleştir. Allah’ım, bin yılı aşkın bir süre İslam’ın sancaktarlığını yapmış bu milleti zelil ve melûl eyleme. Bizi, dünyada torunların atalarıyla övündükleri bir millet yaptığın gibi, ahirette de ataların torunlarıyla fahirlendikleri bir millet eyle! Rabb’imiz bizim hatalarımız yüzünden insanlar İslam’dan soğuyacaklarsa bizim canımızı al. Mahmûd u Muhammed olan Habib’ine bizim yüzümüzden dil uzatılacaksa bizi toprak eyle. Ama bizi Seni ve O’nu sevdirmekte istihdam edeceksen, bu da Senin keremindendir. Bizden keremini esirgeme Allah’ımız. Bu milleti halklara sevdir; bu millete olan sevgi vesilesiyle İslam’ı halklara sevdir; İslam’a olan sevgi vesilesiyle Habib’in Muhammed Mustafa’yı insanlığa mahbûb eyle. Bu milletin evlatlarını Nâm-ı Celîl-i Muhammedî hamalları kıl.
Rabb’imiz, başta Suriye’deki Müslüman Sünnî kardeşlerimiz olmak üzere dünyanın neresinde olurlarsa olsun zulme uğrayan Müslümanların üzerine sağanak sağanak sabır yağdır! Sahibimiz, maruz kaldıkları zulümleri onlar hesabına hayra kalbeyle! İmtihanlarını onlar için iyi bir mürebbi kıl. Şehitlerini milletleri adına şefaatçi yap. Korkularını Hesap Günü’nün korkusundan tenzil eyle. Kimsesizliklerinde Sen onların Kimsesi ol. Ey Hayrü’l-Mâkirîn, sırf ‘Rabb’im Allah’tır’ dedikleri için öldürülenleri, ‘Rabb’iniz de, Sahibiniz de, Refikiniz de benim!’ diyerek al Cennetine; ve Mevla’mız, bizleri zulmün ve zalimlerin karşısında tarafsız kalanlardan eyleme! Ne olur bizleri bîtaraf kalıp bertaraf olanlardan eyleme!
Allah’ımız, zulüm karşısında kükremeyen yöneticilerden, söz söylemeyen dilden, buğz etmeyen kalpten Sana sığınırız. Bizi adresi belli olmayanlardan eyleme. Bahtına düştük, bizleri Müslümanların yaşadıkları zulümlere bigâne kalanlardan eyleme!
Amin…
26 Ağustos 2011: 16:36 #795718Anonim
Generaller de öfkelenir…
25 Ağustos 2011 Perşembe 06:06
Şaşkınlık sürüyor. Genelkurmay Başkanlığı’ndan emekli Org. Işık Koşaner’in bir iç değerlendirme toplantısında yaptığı iddia edilen konuşma şaşkınlığa sebep oldu. Söyledikleri yanlış olduğu için değil, TSK mensuplarından işitmeye alışık olmadığımız türden bir özeleştiri olduğu için bu şaşkınlık…O şaşkınlığı yaşayanlardan biriyim. İlk gün gözlerime inanamadım ve yalanlanmasını bekledim. Metnin manşetlere çekildiği dün de ilgilisinden ses çıkmayınca, şaşkınlığımın yerini sevinç aldı.
İtiraz etmeden önce neden sevindiğimi anlatmama müsaade edin…
Bir gazete, dün, Org. Koşaner’in ‘özeleştiri’ mahiyetindeki tespitlerini şu ara başlıklarla sundu okurlarına: “Kontrolsüz mayın döşedik… / Emir komuta birliği zaten yok… / Tim komutanım mevziden kaçarsa… / Kendi erimizi alnından vurduk… / Karakollar hatalı, Hantepe de öyle… / Halimiz tam bir kepazelik…”
Hayli ileri eleştiriler bunlar… Daha önceleri, bundan daha yumuşak eleştirileri dillendirenleri mahkemeye sevk ediyordu TSK… Genelkurmay Başkanlığı internet sitesi, daha masum eleştirilere kurum adına verilen olağanüstü sert açıklamalarla dolu…
Şimdi asker kendi içine dönük bir değerlendirmede böylesine sert bir dili kendisi kullanıyor. “Halimiz tam bir kepazelik” öfkesini yansıtacak sertlikte bir dil bu. Emir-komuta birliği yoksunluğundan tim komutanının mevziden kaçtığına, erlerin canını alan mayınların kendimize ait olabileceğine uzanan itiraflar, bir asker-kişinin ağzından ilk kez duyuluyor…
Kısa süre öncesine kadar ordunun en tepe yöneticisi bir askerin ağzından…Söylediklerinin başka kulaklara gitmeyeceğine güvenerek bu denli açık konuşmuş olmalı komutan; kamuoyu önünde sergilenen ‘kol kırılır, yen içinde kalır’ resmi çizgisinden hayli uzak bir üslup çünkü… Beni “Doğru olmayabilir” tereddüdüne düşüren, yalanlanmayınca sevindiren de olayın bu yönü zaten…
Askerin kendisini değerlendirirken böylesine öfkeli bir üslubu benimseyebilmesi, lâfı eğip bükmeden sorunlarla yüzleşebilmesi başlı başına hoş bir yenilik…
Muhtemelen bizler için yenilik… Büyük ihtimalle, askerler, kendi aralarında konuşurken, bireysel ve kurumsal hatalarını bu açıklıkla masaya yatırıp kıyasıya eleştiriyorlar… Geçmişte olmasa bile şimdi böyle yaptıklarını, artık hepimizin malumu haline gelen Org. Koşaner’in internete düşen konuşmasından biliyoruz.
Bir yıl erken istifasının gerçek sebebi bu öfke olmasın?‘Hata yapmadığı’ kanaatinde olan ya da ‘hatasını itiraf etmeyen’ bir anlayıştan, özeleştiri yapabilen bir anlayışa geçmesi TSK’nın, doğru yolda olduğumuzun göstergesidir. Kendisini eleştirebilen, eleştirilere tahammül edebilen kişiler, kurumlar, örgütler daha az hata yaparlar çünkü…
Pek çok şirket, kurum, örgüt, kendisini izleyip hatalarını tespit etsin diye bu alanda ihtisaslaşmış kişilere etek dolusu para ödüyor bugünün dünyasında. Devletler ‘ombudsman’, gazeteler ‘okur temsilcisi’ atıyorlar hatalar gözden kaçmasın diye… Askerlerin Meclis ve Sayıştay denetimini bile gereksiz gördüklerini unutmayalım…
Kendisine karşı acımasız davrananlardan korkmam ben; onlar için artık endişelenmem gerekmeyeceği için, üstelik sevinirim.
Sizler de sevinin.
Star26 Ağustos 2011: 16:40 #795719Anonim
Bu gece Mübarek Kadir gecesi
26 Ağustos 2011 / 09:00
Bütün okuyucularımızın Kadir Gecesi’ni tebrik eder, bu gecenin bütün insanlığa hayırlar getirmesini dileriz…Kadir gecesi
Sual: Kadir gecesinin önemi nedir?
CEVAP
Ramazan-ı şerif ayı içinde bulunan en kıymetli gecedir. Bazı âlimlere göre Mevlid gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Kadir Gecesi, bu ümmete mahsustur. Başka peygamberlere böyle faziletli bir gece verilmemiştir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allahü teâlâ, Kadir gecesini ümmetime hediye etti, başka ümmete vermedi.) [Deylemi]Resulullah’a, kendisinden önceki insanların ömürlerinin ne kadar olduğu bildirilince, kendi ümmetinin ömürlerini kısa buldu, uzun ömürlü olan diğerlerinin işledikleri salih amelleri işleyemezler diye düşününce, Allahü teâlâ Ona bin aydan hayırlı olan Kadir gecesini ihsan etti. Allahü teâlâ, (Kadir gecesi senin ve ümmetinindir) buyurup Habibini ferahlandırdı. (İ. Malik)
Resulullah efendimiz, (Benî İsrail peygamberlerinden 80 yıl hep ibadet eden oldu) buyurunca, Eshab-ı kiram hayret etti. Cebrail aleyhisselam gelip, (Ya Resulallah, ümmetin o peygamberlerin, [diğer işlerin dışında] 80 yıl hep ibadet etmesine şaşıyorlar. Allah sana ondan iyisini verdi) diyerek, (Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır) mealindeki âyeti okudu. (Rıyad-ün-nasıhin)
Baliğ olarak 50 yıl yaşayan kimse, 50 tane Kadir gecesi geçirir. Bir gece, 80 yıl değerinde olunca, 50×80=4000 yıl eder. 4 bin yıl ibadet etmiş gibi sevaba kavuşur. Kadir gecesi hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Dört gecenin gündüzü de gecesi gibi faziletlidir. Allahü teâlâ, o günlerde dua edenin isteğini geri çevirmez, onları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsana nail olurlar. Bunlar, Kadir gecesi, Arefe gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi ve günleri.) [Deylemi](Sevabını Allah’tan umarak, Kadir gecesini ihya edenin geçmiş günahları affolur.) [Buhari, Müslim]
(Kadir gecesinde, bir kere Kadir suresini okumak, başka zamanda Kur’an-ı kerimi hatim etmekten daha sevabdır. Kadir gecesinde bir Sübhanallah, bir Elhamdülillah, bir La ilahe illallah söylemek 700 bin tesbih, tahmid ve tehlilden kıymetlidir. Bu gece koyun sağımı müddeti kadar [az bir zaman] namaz kılmak, ibadet etmek, bir ay bütün geceleri sabaha kadar ibadet etmekten daha kıymetlidir.) [Tefsir-i Mugni]
(Kadir gecesi üç defa “La ilahe illallah” söyleyen müslümanın, birincisinde bütün günahları bağışlanır. İkincisinde Cehennemden kurtulur, üçüncüsünde Cennete girer.) [Tefsir-i Mugni]
Ramazan ayının 27. gecesi
Sual: Kadir gecesinin 27. gece olduğu kesin midir?
CEVAP
Hayır, kesin değildir. Kadir gecesi Ramazan ayı içindedir. Kadir gecesinin hangi gece olduğu, kesin olarak belli değildir. Âlimlerimiz, (Allahü teâlâ, rızasını taatte, gazabını günahlarda, orta namazı beş vakit namazda, evliyasını halk arasında, Kadir gecesini Ramazan ayı içinde gizlemiştir) buyuruyorlar.O halde Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, hiçbir iyiliği küçük görmemeli! Gazabı günahlar içinde saklı olduğu için, hiçbir günahı küçük görmemeli; orta namazı kaçırmamak için, beş vakit namazı vaktinde kılmalı; evliya halk arasında gizli olduğu için herkese iyi muamele etmeli. Her geleni Hızır, her geceyi Kadir bilmelidir.
Ramazan-ı şerif ayının 27. gecesini ihya etmek çok sevabdır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kadir gecesini ramazanın son on gününde arayın!) [Müslim](Kadir gecesini, ramazanın son on gününün 21, 23, 25, 27 ve 29 gibi tek gecelerinde veya ramazanın son gecesinde arayın! Sevabını umarak Kadir gecesini ibadetle geçirenin günahları affolur.) [İ. Ahmed]
(Kadir gecesi ramazanın 27. gecesidir.) [Ebu Davud]
İmam-ı a’zam hazretleri, Kadir gecesinin, ramazanın 27. gecesine çok isabet ettiğini bildirmiştir. (Kadir gecesine rastlamış olan bir geceyi ihya eden, Kadir gecesini ihya etmiş gibi sevab kazanır) hadis-i şerifini düşünerek, sık sık vaki olan 27. gece ihya edilirse, o gece Kadir gecesi olmasa bile, büyük sevaba kavuşulur. Kadir gecesini soran bir zata, Peygamber efendimiz, (Bu yıl Kadir gecesi ramazanın ilk gecesiydi, geçti. 27. geceyi ihya et! Ramazanın 27. gecesini ihya edene, vücudundaki kıllar sayısınca, hac, umre, şehid ve gazi sevabı verilir) buyurdu. Başka birisine de, (Bu yıl Kadir gecesi geçti, fakat Ramazanın 27. gecesini ihya et! Kadir gecesi sevabına kavuşursun. Şefaatten nasipsiz kalmazsın) buyurdu. Hazret-i Âişe validemize de, (13. geceydi, geçti. Kadir gecesini kaçırdıysan, 27. geceye kavuşursun. O geceyi ihya edersen, ahiret yolculuğu için, azık olarak, o geceki ibadet sana yeter) buyurdu. Hazret-i Âişe validemiz de, (Resulullah, ramazanın son on gününde çok ibadet ederdi) buyuruyor. [V. Necat]
Mübarek vakitlerde, günahlardan titizlikle uzak durmalı, taatları, ibadetleri ve her çeşit hayratı artırmalıdır. Zira Allahü teâlâ, tarafından sevilen kimse, faziletli vakitlerde faziletli amellerle meşgul olur. Buğzettiği kul ise; faziletli vakitlerde kötü işlerle meşgul olur. Kötü işlerle meşgul olanın bu hareketi azabının daha şiddetli olmasına ve Allahü teâlânın, ona daha çok buğzetmesine sebep olur. Çünkü o, böyle yapmakla vaktin bereketinden mahrum kalmış ve onun hürmet ve şerefini çiğnemiş olur.
Bu geceyi ihya için ilim öğrenmeli, mesela ilmihal okumalı, kaza namazı kılmalı, Kur’an-ı kerim okumalı, dua, tevbe etmeli, sadaka vermeli, Müslümanları sevindirmeli, bunların sevaplarını ölü diri bütün müminlere göndermeli! Kadir gecesini ihya edenin, Ramazan orucunu tutanın, haccı kabul olanın, bütün günahları affolursa da, namaz, oruç ve kul borçları ödenmiş olmaz. Bunları kaza ederek, ödeyerek borçtan kurtulmak gerekir.
Resulullah efendimiz, Kadir gecesinde, (Allahümme inneke afüvvün kerimün tühıbbül afve fa’fü anni) duasını okumayı bildirmiştir. (Ya Rabbi, sen affedicisin, kerimsin, affı seversin, beni de affeyle) demektir.
Bin aydan faziletli, ne kadar kadri yüce!
Sayısız günahkâr kul, affa uğrar bu gece.Sual: Kadir gecesinde bir günlük kaza namazı kılanın bin aylık kaza namazı borcunun ödeneceği söyleniyor. Hiç namaz kılmayıp sadece Ramazanda her gece bir günlük kaza kılan Kadir gecesini bulur. Bin aylık [83 yıllık] namaz borcu ödenmiş olur mu?
CEVAP
Mirac gecesinde yüz rekat nafile namaz kılanın bütün namaz borçlarının ödeneceği de söylendi. Muteber kitaplardan nakledilmezse, böyle büyük hatalara düşülür. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Kabul olan hac, geçmiş günahları yok eder.) [Beyheki]Kadir gecesini ihya edenin, Ramazan orucunu tutanın, haccı kabul olanın, bütün günahları affolursa da, namaz, oruç ve kul borçları ödenmiş olmaz. Bunları kaza ederek, ödeyerek borçtan kurtulmak lazımdır. (Hadika)
Günahların affolması için Ehl-i sünnet itikadına sahip olmak, bid’at işlememek lazımdır. Bu geceyi ihya için kaza namazı kılmalı, Kur’an-ı kerim okumalı, dua, tevbe etmeli, sadaka vermeli, müslümanları sevindirmeli, bunların sevaplarını ölü diri bütün müslümanlara göndermelidir!
Sual: Kadir gecesinin alametleri nelerdir? Özellikle Kadir gecesine rastlamak için Ramazanın gecelerini nasıl değerlendirmeli?
CEVAP
Ramazanın her gecesini Kadir gecesi bilerek hareket edilirse Kadir gecesine rastlanmış olur. Her gün en az şunlar yapılmalı:
1- Yatsı namazında zammı sure olarak Kadir suresini okumalı.
2- Kadir gecesi okunacak duayı okumalı.
3- Bir iki sayfa Kur’an-ı kerim okumalı.
4- İlmihalden bir iki sayfa okumalı.
5- Az da olsa sadaka vermeli.
6- Gece seher vakti, iki rekat namaz kılıp, silsile-i aliyyeyi okuyarak, o âlimlerin hürmetine dua etmelidir.
7- Gündüzü de gecesi gibi kıymetli olduğu için gündüzleri de değerlendirmelidir.Kadir gecesin alametleri
Kadir gecesi, açık ve sakin olur, ne sıcak, ne de soğuk olur. Ertesi sabah güneş, kızıl olup, şuasız doğar. Kadir Gecesinde köpek sesi duyulmaz diyen âlimler de olmuştur. Ubeyd bin Ömer hazretleri anlatır: Kadir gecesi denizde idim, denizin suyunu içtim, tuzlu değildi, tatlı ve hoş idi.
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Kadir gecesi açık ve mülayim olur. Soğuk ve sıcak değildir, sabahında da güneş zaif ve kızıl olarak doğar.) [Taberani](Kadir gecesi açık olur, sıcak ve soğuk değildir. Bulut yoktur. Yağmur ve rüzgar yoktur. O gecenin sabahının alameti güneşin şuasız doğmasıdır.) [Taberani]
(Kadir gecesi sabahı güneş şuasız olarak doğar. Yükselinceye kadar sanki büyük bir tabak gibidir.) [Müslim]
Sual: Kur’an-ı kerimin Kadir gecesinde indirildiği Kadr suresinde bildiriliyor. Şimdi, bu gece niye her sene aynı güne gelmiyor da Ramazan ayı içinde değişik günlere geliyor? Niye hep aynı gece olmuyor? Mesela, Kur’an-ı kerimin indirilmeye başlanması, Ramazanın 26’sını 27’sine bağlayan gece vaki olduysa, Kadir gecesinin hep bu gece olması gerekmez mi? Bir de kameri aylar da böyle. Ramazan yaza geldiği gibi kışa da gelebiliyor. Niye hep aynı zamanda olmuyor da yılın bütün aylarını dolaşıyor?
CEVAP
Biri diğerinden farklı sualdir. Allahü teâlâ, kameri [gökteki ayı] bütün seneyi dolaşacak şekilde yaratmıştır. Kameri sene 354 gündür. Şemsi yıla göre 10 veya 11 gün azdır. Bunun için her sene kameri ay, 10 gün önce gelir. Böylece bütün senenin aylarını dolaşır. Allahü teâlâ böyle istemiştir. Ramazan orucu, böylece senenin en uzun ve en kısa, en soğuk ve en sıcak günlerine geliyor.İslamiyet, bir bölgeye değil, bütün dünyaya gelmiştir. Her coğrafyadaki, her mevsimdeki insanlara hitap eder. Sıcak ve soğuk ülkeler var. Gündüzleri veya geceleri kısa ve uzun yerler var. Hepsi için tek ve aynı tarih olsaydı müslümanların işi güç olurdu. Bunun gibi daha bir çok hikmeti olabilir.
Allahü teâlâ, Kadir gecesini gizlemiş, yani Ramazan ayının çeşitli günlerine koymaktadır. Bu sene Ramazanın birine koyarsa öteki sene Ramazanın yedisine koyabilir, Kadir gecesi o gece olur. Diğer geceler gibi falanca ayın belli bir günü yapmamış, bu geceyi gizlemiştir. Bu gecenin aylarla ilgisi yok, gece ile ilgisi var. Kadir gecesi Ramazanın 27. gecesinde Kur’an-ı kerim inmiş ise, bu sene de Kadir gecesi Ramazanın üçüne alınmış olabilir. Demek ki bu mübarek gece Ramazanın üçüne geldi. Ay mefhumundan sıyrılmak gerekir. Diğer geceler ayla ilgili, Kadir gecesi ayla ilgili değil, gece ile ilgilidir. Allahü teâlâ dileseydi her aya bir tane koyardı ve her ayda Kadir gecesi olabilirdi. Kur’an-ı kerimin indiği bu geceyi de her ay kutlardık.
İlk defa Kur’an-ı kerimin nazil olduğu gecenin hususiyetini, faziletini ve bereketini Allahü teâlâ her sene başka bir geceye veriyor. Yani her sene değişik bir gecenin o kıymet ve fazileti taşımasını irade buyuruyor. Kur’an-ı kerimin nazil olduğu o mübarek gecenin her sene-i devriyesinde aynı gecenin o fazileti taşıması icap etmiyor. Başka bir gece o fazileti taşıyabiliyor.
Kadir gecesi ne zaman?
Sual: İmam-ı Şa’rani hazretlerine göre Kadir gecesi hangi güne denk geliyor?
CEVAP
İmam-ı Şa’rani hazretleri, kendi keşfini bildirmiş ve (Ramazan, pazar günü başlarsa, Kadir gecesi 29. gecedir. Salı başlarsa 27. gece, perşembe başlarsa 25., cumartesi başlarsa 23., pazartesi başlarsa 21., çarşamba başlarsa 19., cuma başlarsa 17. gecedir) buyurmuştur.Ebül Hasan Harkani hazretleri de buyuruyor ki: Büluğ çağımdan beri Kadir gecesini hiç kaçırmadım. Ramazan ayının ilk günü pazar günü başladığında, Kadir gecesi 29. gece olurdu. Pazartesi günü başladığında, 21. gece olurdu. Salı günü başladığında, 27. gece, çarşamba günü başladığında, 19. gece, perşembe günü başladığında, 25. gece, cuma günü başladığında, 17 gece, cumartesi günü başladığında, 23. gece olurdu. (Mişkat-ül-envar, Şir’a-tül-İslam)
Görüldüğü gibi iki büyük âlim de, aynı şeyi keşifleriyle bildiriyorlar.
Ramazan Ayvallı – Türkiye Gazetesi
Bu gece mübârek Kadir gecesidir
Büyük âlim ve velîlerden İmâm-ı Rabbânî’nin (kuddise sirruh), Peygamber Efendimizden naklen bildirdiğine göre, ramazân ayı, bütünü itibâriyle çok kıymetli ve şerefli bir aydır. Ramazân ayında yapılan bütün nâfile ibâdetlere verilen sevâp, başka aylarda yapılan farz ibâdetlere verilen sevâp gibidir; bir farza verilen sevâp ise, başka aylardaki yetmiş farza verilen sevâp gibidir. Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene boyunca da bu işleri yapmak nasip olur.
“Kadir gecesi”, çok kıymetli, şerefli, mübârek bir gecedir. Kur’ân-ı Kerîm’de medhedilen en kıymetli gecedir. Kur’ân-ı Kerîmin, Resûlullah Efendimize gelmeye, vahyedilmeye başladığı ve ramazân ayı içinde olan “Kadir gecesi”nin fazîleti (üstünlüğü), bin aydan daha hayırlı [fazîletli, kıymetli] olduğu Kur’ân-ı Kerîm’de “Kadir sûresi”nde bizzât Allahü teâlâ tarafından açıkça bildirilmektedir. Hadîs-i şerîfte de buyuruldu ki: “Allahü teâlâ indinde en kıymetli gece, Kadir gecesidir.”
Aslında Cenâb-ı Hak, kullarının çok ibâdet yapmaları, duâ ve tevbe etmeleri için böyle gece, gün ve ayları birer sebep kılmıştır. Sevgili Peygamberimiz buyurdular ki: “Kim, [fazîletine] inanarak ve sevâb umarak Kadir gecesini ibâdetle geçirirse, geçmiş ve gelecek bütün günâhları affolur.”
Bilindiği üzere, bazı zamanlar benzerlerine nazaran daha kudsî, mukaddes ve mübârektir. 26 Ramazân’ı 27 Ramazân’a bağlayan gece, mübârek “Kadir gecesi”dir.KADİR GECESİNİN ZAMANI
Şüphesiz ki, Kadir gecesi ramazân ayı içindedir; ama Kadir gecesinin hangi gece olduğu kesin olarak bildirilmemiştir. Bu husûstaki hadîs-i şerîflerden bazıları şöyledir: “Kadir gecesini ramazânın son on gününde arayınız” (Müslim); “Kadir gecesini, ramazânın son on gününün tek gecelerinde [21, 23, 25, 27 ve 29 gibi] veya ramazânın son gecesinde arayınız. Sevâbını umarak Kadir gecesini ibâdetle geçirenin geçmiş ve gelecek günâhları affolur” (İmâm Ahmed); “Kadir gecesi ramazânın 27. gecesidir.“ (Ebû Dâvud)
Hazret-i Âişe vâlidemiz (radıyallahü anhâ) buyurdu ki: “Resûlullah, ramazân ayının son on gününde her zamankinden daha fazla ibâdet ederdi.“ (Tirmizî)
“(Daha önce) Kadir gecesine rastlamış olan bir geceyi ihyâ eden, Kadir gecesini ihyâ etmiş gibi sevâb kazanır“ hadîs-i şerîfini düşünerek, sık sık vâki olan 27. gece ihyâ edilirse, o gece Kadir gecesi olmasa bile, yine de büyük sevâba kavuşulur.KADİR SÛRESİNİN
SEBEB-İ NÜZÛLÜResûlullah Efendimize, kendisinden önceki insanların ömürlerinin ne kadar olduğu bildirilince, kendi ümmetinin ömürlerini kısa buldu; “Uzun ömürlü olan diğer ümmetlerin işledikleri sâlih amelleri benim ümmetim işleyemezler” diye düşündü. Bunun üzerine Allahü teâlâ, ona, bin aydan hayırlı olan “Kadir gecesi”ni ihsân etti. (İmâm Mâlik)
Başka bir rivâyete göre, bir gün Peygamber Efendimiz, önceki ümmetlerden bir mü’minin, 1000 (bin) ay, durmadan, gece-gündüz Allah yolunda cihâd ettiğini anlatınca, orada hâzır bulunan Eshâb-ı Kirâmdan bazıları: “Biz, bu kısa ömrümüzle buna nasıl kavuşuruz? O mü’minin yaptığı bu ibâdeti nasıl yapabiliriz? Zâten ömrümüz buna yetmez” diye üzülmüşlerdir.
İşte bu sırada Cebrâîl aleyhisselâm, Peygamberimize “Kadir sûresi”ni getirmiştir. Böylece Allahü teâlâ, “Kadir gecesi senin ve ümmetinindir” buyurup Habîbi’nin kalbini kuvvetlendirmiştir. Onun ümmetine, önceki ümmetlerin bin ayda (takrîben 83 senede) yaptıkları ibâdetlerin sevâbını, bir gecede ihsân etmektedir. Hem de Kadir gecesi her sene, her ramazân ayında gelir. “Kadir gecesi”, Muhammed aleyhisselâmın ümmetine mahsûs bir gecedir. Başka Peygamberlere böyle bir gece verilmemiştir.Eshâb-ı kirâm, “Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı, kıymetli olduğu” Kur’ân-ı kerîmde bildirilince, o kadar sevinmişlerdir ki, bir başka şeye bu kadar sevinmemişlerdir.
Mehmet Said Arvas – Türkiye Gazetesi
Bu ümmete mahsus bir gece!..
Kadir Gecesi, Kur’ân-ı kerimin ilk nazil olduğu gecedir. Yeryüzü, yaratıldığından beri böyle mübarek bir geceye şahit olmamıştır…
Rahmet, mağfiret ve ateşten kurtuluş gecesidir. Bundan daha mübarek bir gece yoktur, olamaz da. Bir gece ama, bin aydan daha hayırlı! Nice bin aylar geçmişti fakat bu gecenin verdiklerini verememişti…
Kadir Gecesi bize mahsustur. Ümmet-i Muhammed’e… Diğer ümmetlerin böyle bir gecesi yoktu. Bize mahsus büyük bir ihsan-ı ilâhidir.Sevgili Peygamberimiz aleyhisselâm, yaratılmışların en şereflisi olduğu gibi; ümmeti de ümmetlerin en hayırlısıdır. Al-i İmran suresi, 110. ayet-i kerimede meâlen şöyle buyuruluyor: “İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a iman edersiniz!”
Hazreti Ali radıyallahü anh buyuruyor ki: “Rabbimiz Ümmet-i Muhammed’e azap vermek isteseydi, onlara ramazanı ve içindeki Kadir Gecesini vermezdi!”
Kadir Gecesi, ramazan ayı içindedir. Son on günün tek gecelerinden birinde olması kuvvetle muhtemeldir. Yirmi yedinci gecede olması ise daha da kuvvetli ihtimaldir…
Abdullah bin Abbas hazretleri bu görüşü destekliyor ve buyuruyor ki: Kadir Gecesini ve üstünlüklerini bildiren Kadir sure-i celilesi otuz kelimeden ibarettir. “Hiye” (O gece) kelimesi ise yirmi yedinci kelimedir. Ayrıca “Leyletül kadr” ifadesi de dokuz harf olup; üç defa geçmektedir. Bu da yirmi yedinci geceyi işaret etmektedir.
O halde bu geceyi (yirmi yedinci gece) diğer gecelerden daha farklı bir şekilde ihya etmeye gayret etmeliyiz…
KABİRLERİ DE ZİYARET EDELİM!
30 Ağustos Salı bayramın birinci günü… Bayram, bir ay boyunca kulluk şuuru içinde ibadetlerini yapan, imanlı gönüllerin hasat günüdür, çok mübarek bir gündür. Bugünlerde bize düşen birçok vazife var; büyüklerimizi, akrabayı ve dostlarımızı ziyaret etmek, bayramlarını tebrik etmek, dualarını almak gibi… Onları hatırlar ve sevindirirsek, Rabbimiz de bizi sevindirir.
Bayramlaşmalar, yalnız yaşayanlarla olmamalı, kabir ziyaretlerini de yapmalıyız, onlara okumalıyız. Bizim gıdaya olan ihtiyacımızdan daha çok onların duaya ve okumaya ihtiyaçları vardır…
Bayramın sevincinden fakirleri mahrum etmemeliyiz, onlara yardım etmeliyiz. Hele, yetim çocuklar varsa onlara daha çok ilgi göstermeliyiz…
Bir bayram günü sevgili Peygamberimiz (aleyhisselam) mescitten çıktıktan sonra, yolda oynayan çocuklara rastlar. Çocuklar çok neşeli, sevinçle oynuyorlardı… Hepsi bayramlık yeni elbiseler giymişlerdi, neşe içindeydiler. Yalnız içlerinden biri eski ve yırtık elbiseleri içinde üzgün bir şekilde onları seyrediyordu. O çocuğun bu hali Peygamber efendimizin dikkatini çekti, çocuğa yaklaştı ve sordu:
-Yavrum sen niçin arkadaşlarınla gülüp oynamıyorsun? Çocuk cevap verdi:
-Ben hem yetimim, hem de öksüzüm. Babam şehit oldu, annem başkasıyla evlendi!..Âlemlere rahmet olarak gönderilen efendimiz, şefkatle çocuğun elinden tutup hane-i seadetlerine götürdü. Sevgi ile saçlarını okşayarak buyurdu ki:
-Yavrum, ister misin baban ben olayım, Âişe annen olsun, Hasan ve Hüseyin kardeşlerin olsun… Yetim çocuk, sevinçten neredeyse uçacaktı ve;
-Nasıl istemem, kim istemez ki, diye cevap verdi…
Çocuğun karnı doyuruldu, elbiseleri yenilendi, daha sonra oynayan çocukların saflarına katıldı. Onlardan daha çok neşe ile oynamaya başladı. Çocuklar etrafına toplanıp sordular:
-Nedir sendeki bu hal? Çocuk cevap verdi:
-Biraz önce aç idim, şimdi karnım tok, elbiselerim eski idi, şimdi yeni. Önce yetimdim, Peygamber aleyhisselam babam oldu…
Bu manzaraya şahit olan çocuklar dediler ki:
-Keşke biz de yetim olsaydık, biz de böyle nimetlere kavuşsaydık…
NEFİS İLE MUHAREBEYİ KAZANMAK!
Büyük cihat olarak tarif edilen nefis ile olan muharebeyi kazanan biri olarak bayram yapmak hakkımızdır. Yememizi içmemizi, nefsimizin arzu ettiği diğer şeyleri, bizleri yaratan Rabbimizin emri olduğu için bir ay boyunca terk etmemiz bize dünyada bayram yaptırdığı gibi, ahirette de bayram yapmamıza vesile olur inşaallah.
Bu vesile ile; yarın kavuşacağımız Kadir Gecesinin ve salı günü idrak edeceğimiz bayramın, şimdiden cümlemize, bütün Müslümanlara ve bütün insanlara hayırlar getirmesini ve daha nice bayramlara kavuşmamızı nasip etmesini yüce Rabbimizden niyaz ederim…
İhlas27 Ağustos 2011: 11:51 #795729Anonim
[TABLE]
[TR]
[TD=”width: 24, bgcolor: #FFFFFF”] [/TD]
[TD=”bgcolor: #FFFFFF”]Kalk, birazı hariç olmak üzere geceyi; yarısını ibadetle geçir. Yahut bundan biraz eksilt. Yahut buna biraz ekle. Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku. Şüphesiz biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz vahyedeceğiz. Şüphesiz gece ibadetinin etkisi daha fazla, (bu ibadetteki) sözler (Kur’an ve dua okuyuşlar) ise daha düzgün ve açıktır. Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyet vardır.
{Müzzemmil Suresi 73:2-3-4-5-6-7}
[/TD]
[TD=”bgcolor: #FFFFFF”] [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”width: 24, bgcolor: #FFFFFF”] [/TD]
[TD=”bgcolor: #FFFFFF”][/TD]
[/TR]
[/TABLE]27 Ağustos 2011: 11:59 #795732Anonim
Dua ve tövbelerin kabul edildiği kutlu bir gece
Peygamber Efendimiz (sas), Kadir Gecesi için “Faziletine inanarak karşılığını Allah’tan bekleyerek değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır.” der. Bu gecede Cebrail (as) ve melekler fevc fevc yeryüzüne iner.Kadir Gecesi, kudret gecesidir. O, bin aydan daha hayırlı bir gecedir. Allah Teâlâ, “kutlu bir gece” olduğunu haber verdiği Kadir Gecesi’nin önemini özel bir sûre ile, Kadir Sûresi ile belirtmiş ve bu geceyi, ayların hayrı ile mukayese etmiştir (Kadr, 1-5). Zira, Allah’ın insanlığa son İlahi mesajı olan Kur’an-ı Kerim bu gecede indirilmeye başlanmıştır. Özellikle Kur’an’ın bu gecede indirilmesinin geceyi şereflendirdiğini ve kadrini yücelttiğini ifade etmek üzere ona bu isim verilmiştir. Bu sûre inmeden önce gecenin böyle bir ismi yoktu. Duhân Sûresi’nde “Biz onu mübarek bir gecede indirdik.” (44/3) buyurularak bu gecenin bereketli, hayırlı, uğurlu, önemli ve kutsal bir gece olduğu açıkça ifade edilmiştir. Bakara Sûresi’nde ise (2/185) Ramazan ayında indirildiği belirtilmiştir. Buna göre Kadir Gecesi’nin Ramazan ayında olduğu açıktır.
Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın hangi gecesine denk geldiği konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Ancak İslâm alimlerinin büyük bir çoğunluğu, Peygamberimiz’in bu konudaki hadislerinde geçen bilgileri dikkate alarak Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın yirmi yedinci gecesi olduğu kanaatine varmışlardır. Kadir Gecesi’nin kesin olarak bildirilmemesi, insanların ona güvenip diğer zamanlarda kulluk görevlerini ihmal etmemelerinin hedeflenmesi gibi bazı hikmetlerle açıklanmıştır.
Bu gecenin önemine dair Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Faziletine inanarak karşılığını Allah’tan bekleyerek değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır” (Buharî, “İman”, 28). Dua ve tövbelerin kabul edildiği bir gece olan Kadir Gecesi’nde sabaha kadar melekler ve Cebrâil yeryüzüne iner. Ayrıca bu gecenin esenlik ve mutluluk gecesi olduğu belirtilmiştir. Zira melekler gecenin başından itibaren tan yeri ağarıncaya kadar gruplar halinde inerek müminlere selam verirler. Bu durum gecenin karanlığı çekilinceye kadar devam eder. Allah Teâlâ’nın Rahman ismiyle tecelli ettiği bu gecede ibadet ve duayla geçirip dileklerimizi ve isteklerimizi O’na arz etmek için değerli bir fırsattır. Hz. Peygamber, Ramazan’ın son on gününe girildiğinde dünyevî işlerden uzaklaşarak mescide itikâfa çekilir, vaktini daha çok ibadet ve tefekkürle geçirirdi (Buhârî, İtikâf, 1).
Kadir Gecesi’nde ne yapılabilir?
Hz. Âişe radıyallahu anhâ bu gecenin nasıl ihya edileceğini Hz. Peygamber’e sormuş, O da “Allah’ım! Sen affedicisin, affı seversin, beni affet! de.” şeklinde cevap vermiştir (Tirmizî, Da’avât”, 84). Şu halde bu gece Rabb’imizle dost olup gecenin feyzinden istifade etmeliyiz. Mü’minler namaz kılıp dua ve istiğfar ederek, tefekkür ve zikirde bulunarak, Kur’an okuyarak bu geceyi ihya edebilir. Muhtaçlara yardım etmek, sıla-i rahimde bulunup yakın akrabaları arayıp sormak, ziyaret etmek, gönüllerini almak gibi ameller en güzel değerlendirme yollarıdır. Resulullah bunların hepsini yaptığına göre bu geceyi değerlendirmek isteyenler de aynı yolu izlemelidirler. Bu gecenin feyzinden yoksun kalmak istemeyen mü’min, hiç değilse yatsı (teravih) ve sabah namazlarını cemaatle kılmaya gayret etmeli, din kardeşleri ile birlikte yapılan dualara katılmalıdır.
27 Ağustos 2011: 12:02 #795733Anonim
Dünyanın bu mesajlara ihtiyacı var!
27 Ağustos 2011 Cumartesi 06:46
Geçen haftaki yazımın sonuna şöyle bir not düşmüştüm: “Avrupa mesajlarımın ikinci ve önemli bölümünü bir sonraki yazımda arz edeceğim.” Şimdi o mesajlarımın ikinci ve önemli bölümünü arz ediyorum:Sevgili kardeşlerim, Wintersvijk’teki, ve Avrupa’daki can dostlarım! Geldiğim günden bu tarafa size çeşitli konularda mesajlar veriyor, dinimiz, dünyamız ve istikbalimizle alakalı düşüncelerimi arz ediyorum. Ne yazık ki Avrupa’ya ayırdığımız sürenin de sonuna gelmiş bulunuyoruz. Sizlerden giderayak birkaç ricam ve size son birkaç mesajım olacak.
Bayram öncesi bu mesajlara şiddetle ihtiyacımız var. Aslında sadece sizin değil, başta benim, sonra yurt içi ve yurt dışındaki bütün Müslüman kardeşlerimizin bu mesajlara ihtiyaçları olduğuna ve herkesin bu mesajları, bütün Müslümanlara ulaştırması lazım geldiğine inanıyorum.Bu seneki kadir gecesi ve Ramazan bayramı mesaj metnimiz bu ve benzeri makaleler olsun. Lütfen herkes bu mesajları herkese ulaştırsın. Çünkü ancak bu ve benzeri mesajlarla akan kanları ve gözyaşlarını durdurabiliriz. Ancak bu mesajlarla dünyamızı anarşi ve terör belasından kurtarabiliriz.
DİNE HİZMET
1-Allah, dinini ve o dinin kitabı olan Kur’an-ı Kerim’i koruyacağını ilan etmiş. (1) Bu hususta Allah’ın bize ve hiç kimseye ihtiyacı da yok. Biz Ona muhtacız. Ve biz ancak Onun dinine ve Kur’an’ına hizmet ederek kendimizi korumuş olacağız. İki dünyanın cehenneminden kurtulmuş olacağız.
Öyleyse toptan, birlik-beraberlik içinde Allah’ın dinine hizmeti her şeyin üstünde ve her şeyden önemli görelim. Eğer sevdiğimiz her şeyi Allah ve Rasulü’nden, Allah ve Rasulü’nün dinine hizmetten daha önemli ve daha sevimli görürsek, iki yakamızın bir araya gelmeyeceğini, türlü türlü belalardan, anarşi ve terörden kurtulamayacağımızı bilelim. Tevbe sûresinin 24. Ayetini lütfen tekrar tekrar mealiyle birlikte mutlaka okuyalım.MUHABBET
2-Muhabbete en layık şey, muhabbettir. Muhabbeti sevelim. Mümin kardeşlerimize değil, içimizdeki düşmanlığa düşman olalım. Ne güzel buyurmuş Şanlı Peygamber (s.a.v): “Birbirinize kızmayın, birbirinize hased etmeyin, birbirinize sırtınızı dönmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeş olun. Bir Müslüman’a, üç günden fazla diğer Müslüman kardeşi için küs durması haramdır.” (2)
3-Sevgili Peygamberimizin şu sözü de kulaklarımıza küpe olmalı. Buyurmuşlar ki: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe mümin olamazsınız. Size, birbirinizi sevdirecek şeyi söyleyeyim mi? Selamı aranızda yayınız.” (3)ARA BULMA
4- Arası bozulmuş Müslüman kardeşlerimizin arasını bulalım. (4) Bu Allah’ın emri ve muradıdır. Barıştan yana olmayan azgın tarafla yola gelinceye kadar gerekirse savaşalım. (5)
Efendimiz sordu:
-Size kıldığınız namazdan, tuttuğunuz oruçtan daha çok sevap getiren bir şey söyleyeyim mi? Herkes bir ağızdan bağırdı:
-Buyurun ey Allah’ın Rasûlü. Bunun üzerine Peygamberimiz:
-Arası bozulmuş iki kişinin arasını bulmaktır.” (6) buyurdular.
Bu hadisiyle Allah Rasulü Efendimiz, namazın ve orucun daha az önemli olduğuna değil, arası bozulmuş iki kişinin arasını bulmanın bu kadar önemli olduğuna dikkat çekmiştir.5-Birbirimizin meziyet ve başarılarıyla iftihar edelim.
6-Birlik ve beraberliğimizi koruyalım, manasız tartışmalara girmeyelim, birbirinizi kırmayalım, kırsa da derhal özür dileyip birbirimizden helallik alalım. Çünkü her an her birimize veya hepimize ahiretin kapısı açılabilir.AB VE ABD
7-Dağınık isek, toplanalım. Dağılmış isek birleşelim. Elin oğluna bir bakın. İnancı teslis olanlar, bir araya gelmişler, tevhide gitmişler. Avrupa Birliği oluşturmuş, (AB) güç kazanmışlar, herkesi arkalarından koşturuyorlar. Yine devletleri bir araya getirmişler, bu birlikteliğin adına ABD demişler, süpergüç olmuşlar. İnancı tevhid olanlar ise tefrikaya düşmüşler, güçlerini kaybetmişler. Başkalarının arkasından koşuyorlar, sürünüyorlar, dövülüyorlar, sövülüyorlar, sömürülüyorlar, açlıktan susuzluktan, kıtlıktan kırılıyorlar. Bu inancı tevhid olanlar için bir ayıp ve bir kayıp değil midir? Kur’an: “Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın, ayrılmayın.” (7) demiyor mu?
Üç tane bir, ayrı ayrı durursa bir kuvvetinden öteye geçemez. Ama üç tane bir yan yana, omuz omuza durursa yüz on bir (111) kuvvetini kazanır. Dört tane dört ayrı ayrı durursa, dört kuvvetini geçemez. Ama yan yana, omuz omuza durursa dört bin dörtyüz kırk dört (4444) kuvvetini kazanır.8-Ayrı ayrı camilerde, bölgelerde olabilirsiniz. Irkınız, renginiz, diliniz ayrı olabilir. Müslümansanız siz birsiniz, kardeşsiniz. Allah: “Müminler kardeştir” ( buyuruyor. Peygamberimiz,
{الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَيُسْلِمُهُ، وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ، وَمَنْفَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرُبَاتِيَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَالْقِيَامَةِ} “Müslüman Müslümanın kardeşidir ona zulmetmez; onu düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamette onun bir sıkıntısını giderir. Kim de bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da kıyamette onun bir ayıbını örter.” (9)IRKÇILIK
Sadece ırkçılık davasından değil, ırkçılık kokan her şeyden ve herkesten uzak durmalıyız. Çünkü bizi yaratan Allah’ın ve Onun Sevgili Peygamberinin ırkçılığa rızası yoktur.
Peygamberimizin şu mübarek sözü ne kadar açık, net ve anlamlıdır: “Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem ise topraktandır. Arap’ın Arap olmayana üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak ve ancak takva iledir. (10) buyuruyor.
KARDEŞLİK
Birbirinize bağrınızı açın. Kardeşlik ve sevgi şarabından için, kendinizden geçin. Bir buz parçası gibi olan enaniyeti=benliği, Kur’an kevserinden süzülen tatlı ve büyük havuza atın, eritin. Buz değil, biz olun. Damla iken okyanusa dönüşün. Eğer ben der, enaniyet davası güderseniz, bir buz parçası olan benliğinizi yine koruyamayacaksınız. Buharlaşacak ve yok olacaksınız.
RIZA
9-Amelinizde Allah’ın rızası olsun. O razı olursa bütün dünya küsse kıymeti yok. O sizden razı değil ise bütün dünya sizi alkışlasa onun da kıymeti yok. Biz Allah’ın eseriyiz. Onu razı etmeye mecburuz. Allah’ın terbiyesine muhtacız. Allah bizi, hep nasihatla terbiye etmek ister. Nasihattan anlamadık mı bazen bazen musibetleri devreye sokar. Bizi yontar. Onun bizi, yontmasına itiraz etmemeliyiz. Onun yontması, kemale erdirme operasyonundan başka bir şey değildir. Onun tahribi tamirdir. Daneyi çürütür, yüz dane yapar.
ŞEFKAT-HÜRMET
10-Büyüklerinize hürmet, küçüklerinize şefkatte kusur etmeyiniz. Allah’ın emri, Peygamberin sözleri kulaklarımıza küpe olmalı. Buyurmuş ki şanlı Peygamber: “Büyüklerimize hürmet, küçüklerimize şefkat göstermeyen bizden değildir.” (11)
11-Mihrablardaki, kürsülerdeki, minberlerdeki hocalarınıza, dine hizmeti hayatının gayesi haline getirmiş âlimlerinize, hürmette, hizmette kusur etmeyin. Çünkü Peygamber tilavetli, kıraetli ve Peygamber ahlaklı hocalarımız ve alimlerimiz, Peygamberin vekilleri ve varisleridir.
12-Sizden önce ahrete gitmiş olan ana-baba, evlat ve sair yakınlarınızı unutmayın. Dua ve Fatihalarınızla, hayır ve hasenatınızla onları anın. Kabirlerini ziyaret edin. Empati yapın, kendinizi onların yerine koyun. O kabirleri kendi kabriniz görün. İbret alın. Ölmeden önce ölün. Hesap günü gelmeden kendinizi hesaba çekin.NAMAZ
13-Müslüman olan herkes beş vakit namazı ekmek gibi, hava gibi, su gibi zorunlu ihtiyaçlar arasına almalı, asla ihmal etmemelidir. Çünkü kâinatta en yüksek hakikat imandır, imandan sonra da namazdır. Namaz, insanlığın en akıllıları olan peygamberlerin birinci gündem maddesidir. Bunun içindir ki Peygamberimizin:
a-Terk ettiği bir vakit dahi namazı yoktur,
b-Keyfî olarak kazaya bıraktığı namazı yoktur.
c-Geç kıldığı namaz yoktur.
d-Huşusuz ve tadil-i erkânsız kıldığı namaz yoktur.
e-Cemaatsiz kıldığı namaz yoktur.
Gözümün nuru namaz, (12) demiş, cesedde başın yeri ne ise, dinde namazın yeri odur,(13) buyurmuş. Namazınız ve orucunuz yoksa bayramınız yok demektir. Çünkü namazı ve orucu olmayan hakiki sevinçten ve gerçek huzurdan mahrum kalır. (14)ÇOCUKLAR
14-Kendinizden çok, çocuklarınızı ve onların geleceğini düşünün. Yüce Rabbimiz, “kendinizi ve aile efradınızı ateşten koruyun.” (15) Buyuruyor. Hangi ateşten? Uyuşturucu ateşinden, dinsizlik ve ahlaksızlık ateşinden, namazsızlık ateşinden, kabir ateşinden, mahşer ateşinden, cehennem ateşinden koruyun. Onlar için yurtlar, yuvalar, okullar, Kur’an kursları açın. Bunları açmış olan dindar insanlara, hizmet kahramanlarına yardım edin, moral verin, yanlarında olun. Çocuklarınızı, dünya ve ahirette kendinize davacı (16) değil, duacı (17) yapın.
CÖMERTLİK-CİMRİLİK
15-Cennete ve cennetin sahibine kavuşmak istiyorsanız, sevdiklerinizden Allah yolunda harcayın. (18) Açları ve açıkta olanları düşünün. Bu yolda harcamaktan korkmayın. Cimriliğe davet eden şeytandır, cömertliğe davet eden Allah’tır. (19) “Cömert Allah’a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri, Allah’tan uzaktır, insanlardan uzaktır, cennetten uzaktır, cehenneme yakındır.” (20)
YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
16-Düşmanlıkta ve günahta değil, iyilikte ve takvada, hayır ve hasenatta yarışın, yardımlaşın. Kubbedeki taşlar düşmemek için birbirine dayanırlar. Kâinattaki yardımlaşma ve dayanışma da bize bu dersi veriyor. Güneş ışığının ve yağmurun gelmesi, yer ve gök dayanışmasının, yardımlaşmasının sonucu değil midir?
Peygamberimiz, savaşa giden ordusunu silahla kuşandırmak için yardım kampanyasını başlattı. Herkes bir şeyler getirdi. Hz. Ömer malının yarısını getirdi. Hz. Ebubekir, malının hepsini getirdi. Geriye ne bıraktın diyen Peygamberimize Ebubekir:
-Allah ve Rasulünü bıraktım, cevabını vermişti. Bu manzarayı gören Hz. Ömer hayıflandı. Anam-babam sana feda olsun ey Ebubekir! Bu günkü yarışta seni geçeceğimi sanmıştım, fakat yine seni geçemedim, dedi. (21)TESETTÜR-ÖRTÜNME
17-Allah’ın ve Rasulü’nün tesettür (örtünme) ölçüleri nedir? Sorun, öğrenin riayet edin. Müstehcen kılık ve kıyafetleriyle hem kendilerini, hem de başkalarını günah çamuruna ve cehennem azabına sokanlardan olmayın.
KADİR GECENİZ VE YAKLAŞAN BAYRAMINIZ
18-Ramazanı şerifiniz, yaklaşan kadir geceniz mübarek olsun. Allah sizi, bizi ve evlatlarımızı Avrupa’nın deniyyet ve sefahet okyanusunda boğulmaktan, köpek balıklarına yem olmaktan, ahlaksızlığa ve uyuşturucuya kurban gitmekten korusun. Hepiniz muhabbet fedaisi ve cennet gençleri olasınız. Allah’a emanet olunuz, değerli kardeşlerim.
MİSAFİR GETİRMEDİĞİ ŞEYE GÖNLÜNÜ BAĞLAMAZ
19-Güzel Adam’ın güzel bir sözü var: “Sen bu dünyada misafirsin,bu menzilden ayrıldığın gibi bu şehirden de çıkacaksın. …ve keza bu fani dünyadan da çıkacaksın. Öyleyse aziz olarak çıkmaya çalış.” Yine der ki: “Misafir, getirmediği şeye gönlünü bağlamaz.”
Biz de Avrupa’da müsafirdik. Siz sevgili kardeşlerimizden başka gönlümüzü bir şeye kaptırmadan inşallah Pazartesi Türkiye’ye dönüyoruz. Bir gün bu fani dünyadan da ayrılacağız. Dünyanın cazibesine değil de, dünya ve ahiretin sahibi olan Yüce Allah’ın cezbesine kapılarak dünyadan ayrılanlara ne mutlu!ŞÜKÜR VE TEŞEKKÜR
20-Nimetlerin hakiki sahibi olan Allah’a sonsuz şükür, Allah’ın nimetlerini iftarda ve sahurda sofralarımıza taşıyan, Bizi evlerinde ağırlayan, ağırlamak isteyip te fırsat bulamadığı için ağırlayamayan başta Winterswijk’teki ve Avrupa’nın diğer şehirlerindeki beyefendi ve hanımefendi kardeşlerime şükranlarımı arz ediyorum. Sizi dualarım arasına alıyorum. Hem de dualarınızı bekliyor, haklarınızı helal etmenizi rica ediyorum. Allah dinimize, dinin hizmetinde olan devletimize, ülkemize, mutluluğumuza, sihhatimize, sevdiklerimize zeval vermesin. Vesselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatüh.
DİPNOTLAR:
1-Bkz. Hicr, 15 / 9
2-Ebu Davud, Edep, 49
3-Müslim îman 93-94. Ayrıca bk.Tirmizî Et’ime 45 Kıyamet 56; İbni Mace Mukaddime 9 Edeb 11)
4-Bkz. Hucurat, 49 / 10
5-Bkz. Hucurat, 49 / 9
6-Ebu Davud, Edep, 52
7-Bkz. Al-i İmran, 3 / 103
8-Hucurat, 49 / 10
9-Buhari, Mezalim, 3
10-Bkz. Ahmet b. Hanbel, 5411
11-Tirmizî, Birr, 15
12-Nesâî, İşretü’n-Nisa, 1
13-El-Mucemül-Evsat, 2/383; Mecmeuz-Zevaid, 1/292
14-Bkz. Karakaş, Vehbi, Niçin Namaz, Nasıl Namaz ve Namaza Nasıl Başlanır?
15-Bkz. Tahrim, 66 / 6
16-Bkz. Ahzab, 33 / 67
17-Bkz. İbrhim, 14 / 40
18-Bkz. Al-i İmran, 3/ 92
19-Bkz. Bakara, 2 / 268
20-Tirmizî, Birr, 40
21-Bkz. Karakaş, Vehbi, Niçin Zekât, 108-10927 Ağustos 2011: 12:04 #795735Anonim
Kulluk aksamalarında, mazeret olmaz…
27 Ağustos 2011 Cumartesi 07:13
Hiç düşündük mü, Kur’ânda o kadar ciddi olaylardan, emir ve yasaklardan veya geleceklerden bahsedilirken, hikâye-vâri Peygamber kıssaları niçin anlatılıyor?
Bu konudaki tespitlerimi ve düşüncelerimi, siz dostlarımla paylaşmak istiyorum.
Zâriyat Sûresi, 57. âyette Yüce Rabbimiz, biz insanları niçin yarattığını ve dünyada bizden ne istediğini çok net ve kesin ifadelerle bildirmiştir.
Şöyle ki:
Ben, insanları ve cinleri ancak bana kulluk ve ibadet etsinler diye yarattım…
Aslında, hiçbir yoruma, açıklamaya veya te’vîle gerek yok, fakat biz yukarıdaki sorunun cevabına temel olması için üzerinde biraz duracağız.
Bu âyetteki “ANCAK” ifadesi her şeyi anlatıyor.
Ancak; “..sizin yaratılmanızda, başka sebepler teferruattır, esas yaratılış sebebiniz KULLUK ve İBADETTİR” anlamına geldiği kesindir.
Şu halde, kulluk ve ibadetlerinizi aksatırsanız, hiçbir mazeretiniz geçerli değildir. Allahın azabı da kaçınılmazdır.
Bu konuda size azabım haksızlık değil, bu azabı hak etmeniz, kendi kendinize bir zulümdür, anlamında şu âyete de lütfen dikkat.
Hûd Suresi, 101. Âyet: “Biz onlara zulmetmedik, onlar kendilerine zulmettiler…”
Hiçbir mazeretin geçerli olmadığı da, Peygamber kıssalarıyla adeta vurgulanıyor.
Meselâ:
Sorgulama sırasında, kulluk ve ibadetler yetersiz görüldüğünde, kulun; “..Yâ Rabbi, ben bir çok hastalıklara dûçâr olduğum için, kulluk ve ibadetlerimde aksamalar oldu!” dediğini düşünelim. Olay ve kıssa hazır:
-“Sen Hz. Eyyüb Peygamberden daha mı hastaydın? Ondan hiç mi örnek almadın!?”
Veya mazeret olarak:
-“Yâ Rabb. Ben çok yakışıklıydım, beni elde etmek için çok mücadeleler edildi, nihayet ben de nefsime uydum ve aldandım” dediğinde:
-“..Sen Hz. Yusuf Peygamberden daha mı yakışıklıydın? Onun bu konudaki mücadelelerini, size boşuna mı bildirdim?!”
Veya Mazeret olarak:
-“Yâ Rabb. Ben çok zengindim ve bu zenginlik benim âcizliğimi unutturdu. Mal-mülk çokluğu ile meşgul iken ibadet ve kulluk görevlerimi düşünemedim!” dediğinde:
-“Sen, Hz. Süleyman Peygamberden daha mı zengindin? O daha da zenginleştirildikçe, kulluk, ibadet ve şükrünü arttırmadı mı?!”
Veya mazeret olarak:
-“Ben öksüz ve yetimdim, yetişkinliğimde de çok yoksulluklar çektim, aç kaldım, çaresiz kaldım.” Vs. dediğinde ise Hazreti Muhammed S.A.V. en güzel bir örnek olacak. (Ve Hâ kezâ.)
Sahabelerden bir kaçı Mescid-i Nebeviye geldiklerine bir de bakıyorlar ki Hz. Muhammed S.A.V. mescidin bir köşesinde oturarak namaz kılıyor.
Bunu gören sahabeler birbirilerine “..acaba niçin böyle kılıyor, namazın kılınış şekli hakkında yeni bir âyet mi nâzil oldu acaba” gibi sorular soruyorlar. Neticede de yanına gidip kendisine (S.A.V.) soruyorlar.
Zoraki verilen cevap çok hazindir:
-“Evimizde yiyecek namına hiçbir şey kalmadı, üç günden beri açım. Dizlerimde derman kalmadığı için oturarak kılıyorum!…” buyuruyor.
***
Mübarek vücudundaki hırkası çok eskidiğinden, zengin sahabelerden birisi uygun bir hırka diktirerek, Hz. Muhammede S.A.V. hediye eder. O hırkayı giydiğinde, yoksul sahabelerden birisi de; “Yâ Rasülellah, hırkanı çok beğendim” deyince, dayanamaz. Evden eski hırkasını getirtir ve yeni hırkayı o sahabeye hediye eder…
***
Saygıdeğer dostlarım.
Görülüyor ki; gerek şahsi ve gerek sosyal ibadetlerimizi aksattığımızda, hiçbir mazerete sığınamayacağız. Yukarıda arz ettiğim Zariyat suresinin 57. âyetindeki YARATILIŞ GAYEMİZ ne ise ona göre yaşamak zorundayız.
Bunun için de dünyevî sınavlarımıza yaptığımız yatırımlar gibi, bu konuda da çok ciddi yatırımlar yapmalıyız. Şu mübarek Ramazan ve Kadir gecesi, bizler için çok büyük bir fırsat idi. İnşallah gerektiği gibi değerlendirebilmişizdir…
Geçmişimize bakarak, ciddi bir pişmanlıkla, şunları söyleyebiliyor muyuz?
“Yüklensem günahlarımı omzuma, tüm mahcubiyetimi alsam yanıma, utanç duyarak gelsem kapına, beni de af eder misin Allahım?…
Gözlerim dolu yaşlarla, günahlarımın verdiği pişmanlıklarla, fakat beni af edeceğin umuduyla gelsem, beni de af eder misin Allahım?…
Belki yüzüm yok gelmeye, fakat başka bir merci yok ki gitmeye, kalbimdeki sonsuz sevgi ile gelsem, beni de af eder misin Allahım?… (Hfz. A.K.Ö.)
***
Bilvesile; Ramazan bayramınızı en içten duygularımla tebrik eder, iki cihan saadetine kavuşmanızı canab-ı haktan niyaz ederim.
***
NOT: Bir sonraki yazımda, “devasa camiler ve bir medresenin açılış” programlarına katılmak için gittiğimiz, Rusya-Çeçenistan seyahatimizle ilgili, çok ilginç gözlemlerimizi sizlere takdim edeceğim, inşallah…27 Ağustos 2011: 12:09 #795736Anonim
Bayramda yola çıkacaklara 9 önemli uyarı!
27 Ağustos 2011 / 14:45
Ulaştırma Bakanlığı Kara Ulaştırması Genel Müdürü Ali Rıza Yüceulu’dan çok önemli açıklamaUlaştırma Bakanlığı Kara Ulaştırması Genel Müdürü Ali Rıza Yüceulu, özel araçlarıyla seyahat edecek sürücülerin güvenli bir yolculuk için trafiğe çıkmadan önce araçlarının teknik bakımını yaptırmaları ve teknik bakımı yapılmayan araçlarla kesinlikle yola çıkmamaları tavsiyelerinde bulundu. Yüceulu, özellikle dönüş seyahatlerinin tatilin son gün ve saatlerine bırakılmamasını da önerdi.
Yüceulu, 9 günlük Ramazan Bayramı tatili öncesinde sürücülere yönelik öneri ve uyarılarına ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Tatil nedeniyle şehirler arası yollarda trafik yoğunluğunun önemli oranda artış göstereceğini anımsatan Yüceulu, uzun süreli tatili akraba ziyareti veya dinlenme süresi olarak değerlendirmek isteyen ve özel aracıyla yola çıkmayı planlayan vatandaşların trafik kazalarının yol açtığı acı olayları yaşamamaları için diğer sürücüler için de hayati önem taşıyan kurallara uymalarını tavsiye etti.
Karayollarında seyreden tüm vatandaşların sorumlu ve dikkatli olması, hoşgörünün daha çok öne çıktığı bayramda sürücülerin birbirlerine karşı sabırlı ve saygılı davranmaları gerektiğini vurgulayan Yüceulu, bu süreçte Ulaştırma Bakanlığı’nın belgesiz korsan yolcu taşımacılığını önlemek için denetimlerini artıracağını, bu denetimlerin yol kenarı denetim istasyonlarında 24 saat esasına göre yapılacağını kaydetti.
”İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının yapacağı etkin denetimlere rağmen asıl önemli olan vatandaşların alacağı tedbirlerdir” diyen Yüceulu, sözlerini şöyle sürdürdü:
”-Güvenli bir yolculuk için trafiğe çıkmadan önce aracınızın teknik bakımını yaptırın ve teknik bakımı yapılmayan araçlar ile kesinlikle yola çıkmayın.
-Aracın belirlenmiş sınırlarının üzerinde yolcu ve yük kabul etmeyin.
-Trafikte seyrederken hem önde hem arkada otururken emniyet kemerinizi mutlaka takın.
-Hız limitlerine uyun.
-Seyir sırasında cep telefonu kullanmayın.
-Mevsimin özelliği itibariyle inşaat ve asfalt işlerinin yoğunluğu nedeniyle yoldaki işaretlere ve işaretçilere kesinlikle uyun, bu tip yollarda sollama yapmayın.
-Sürüş sırasında sık sık mola verin, yorgun ve uykuluyken asla araç kullanmayın.
-Özellikle dönüş yolculuğunda seyahatinizi bayram tatilinin son gün ve saatlerine bırakmamaya özen gösterin.
-Trafik güvenliği ile ilgili diğer trafik kurallarına uyun.”
Kara Ulaştırması Genel Müdürü Yüceulu, tüm vatandaşlara güvenli, mutlu ve huzurlu yolculuk, kazasız tatil dileklerini de iletti.
Habertürk27 Ağustos 2011: 12:12 #795737Anonim
Libya’nın yeniden inşası en az 10 yılı bulacak
27 Ağustos 2011 / 14:00
Libya’daki Ulusal Geçiş Konseyi’ne göre Kaddafi sonrasında ülke altyapısını yeniden kurmak en az 10 yıl alabilir.Geçiş Konseyi’nin Libya İstikrarlılaştırma Birimi’ni yöneten Ahmed Cehani tarafından yapılan açıklamada, ülke altyapısının ciddi derecede ihmal edildiği belirtildi.
Cehani, altyapı yeniden inşa çalışmaları kapsamında yapılması gereken öncelikli hamlenin Libya’nın ülke dışındaki mal varlıklarının dondurulması olduğunu söyledi. Cehani, 100 milyar dolardan fazla olduğu belirtilen bu kaynağın dışında uluslararası yardımın da gerekli olacağını söyledi.
İstikrarlılaştırma Birimi, öncelikle ülkeye ulaşan insani yardımın mücadelede zarar görenlere ulaşmasını ve Libya ekonomisini ayağa kaldırmayı hedefliyor. Libya’da günde 1.6 milyon varillik günlük petrol ihracının günde 100 bin varile düşmesi, ekonomisinde yaşanan daralmayı gözler önüne seriyor.
Emlakbank
Edirne’de Sakal-ı Şerif için uzun kuyruk
27 Ağustos 2011 / 13:15
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (S.A.V.) Sakal-ı Şerif’i, Kadir Gecesi dolayısıyla Edirne’nin Keşan ilçesinde bulunan Hersekzade Ahmet Paşa Camii’nde ziyarete açıldı.Teravih namazının ardından ziyarete açılan Sakal-ı Şerif’i görmek için insanlar camiye akın etti. Vatandaşlar, camide ziyarete açılan Sakal-ı Şerif’i görebilmek için uzun kuyruklar oluşturdu.
Kadir Gecesi dolayısıyla ziyarete açılan Sakal-ı Şerif’i görmek isteyen vatandaşlar, okunan Kur’an-ı Kerim’i dinledi ve namaz kılıp, dua etti. Camiye gelenler arasında kadınların yoğunluğu ise dikkat çekti. Camide, kendilerine ayrılan bölümde yer bulamayan kadınlar, caminin bahçesine serilen halıların üzerinde namaz kıldı.
Önce erkeklere açılan Sakal-ı Şerif’e yoğun ilgi olunca, din görevlileri izdiham yaşanmaması için cami cemaatinin sıraya girmesini istedi.
Cami kapısı önünde toplanan kadınlar ise erkeklerin camiden çıkmasını bekledi. Sakal-ı Şerif, daha sonra kadınların ziyaretine açıldı. Vatandaşlar, Sakal-ı Şerif’ini öpebilmek ve dokunabilmek için adeta birbirleriyle yarışırken, Keşan Müftüsü Süleyman Yeniçeri ve cami görevlileri izdiham yaşanmaması için sık sık cemaati uyardı. Bazı ziyaretçiler ise Sakal-ı Şerif’i cep telefonuna çekti.
Bu esnada Sakal-ı Şerif’i görmek üzere camide bulunan bir kadın ise gözyaşlarına boğuldu. Uzun bir süre Sakal-ı Şerif’e bakarak gözyaşları döken kadın, yanındakiler tarafından cami dışına çıkartıldı.
Haber727 Ağustos 2011: 16:16 #795760Anonim
Hafta sonu hava nasıl olacak?
26 Ağustos 2011 / 08:50
Meteoroloji’den yapılan son değerlendirmelere göre 5 günlük haritalı hava tahminleri…Yapılan son değerlendirmelere göre; Ülkemizin kuzeydoğu kesimlerinin parçalı ve çok bulutlu Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları ile Sinop, Ardahan, Kars, Ağrı, Iğdır ve Van’ın kuzey ilçeleri aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
HAVA SICAKLIĞI: Ülkemiz genelinde önemli bir değişiklik beklenmiyor, mevsim normalleri civarında seyredeceği tahmin ediliyor.
RÜZGAR: Genellikle kuzey ve kuzeydoğu, Akdeniz kıyılarında ve Güneydoğu Anadolu’da güney ve güneybatı yönlerden hafif, arasıra orta kuvvette, Marmara ile Kıyı Ege’de kuvvetli (30-50 km/s) olarak esmesi bekleniyor.
METEOROLOJİ’DEN UYARILAR
KUVVETLİ RÜZGAR UYARISI: Rüzgarın; Marmara ile Kıyı Ege’de kuvvetli (30-50 km/s) olarak esmesi beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı (Deniz ulaşımında aksamalar vb.) dikkatli olunması gerekmektedir.
BÖLGELERİMİZDE HAVA
MARMARA: Az bulutlu ve açık geçecek. Rüzgar; kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (30-50 km/s) olarak esecek.
EGE: Az bulutlu ve açık geçecek. Rüzgar Kıyı Ege’de kuzeyli yönlerden yer yer kuvvetli (30-50 km/s) olarak esecek.
AKDENİZ: Az bulutlu ve açık geçecek.
İÇ ANADOLU: Az bulutlu ve açık geçecek.
BATI KARADENİZ: Az bulutlu ve açık, kıyıları parçalı bulutlu, Sinop çevreleri aralıklı sağanak yağışlı geçecek.
ORTA ve DOĞU KARADENİZ: Parçalı ve çok bulutlu, kıyı kesimleri ile Artvin çevreleri aralıklı sağanak yağışlı geçecek.
DOĞU ANADOLU: Az bulutlu ve açık, kuzeydoğusu parçalı ve çok bulutlu, Ardahan, Ağrı, Kars, Iğdır ve Van’ın kuzey ilçeleri aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçecek.
GÜNEYDOĞU ANADOLU: Az bulutlu ve açık geçecek.
Sabah
27 Ağustos 2011: 16:19 #795761Anonim
Ey nefsim! Deve kuşuna benzersin!
27 Ağustos 2011 Cumartesi 06:49İBRETLER
“Ey gaflete dalıp bu hayatı tatlı görüp ahireti unutup dünyya talip bedbaht nefsim! Bilir misin neye benzersin? Deve kuşuna..”
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.