• Bu konu 660 yanıt içerir, 33 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 391 ile 405 arası (toplam 666)
  • Yazar
    Yazılar
  • #795929
    Anonim

      Nursi, o sözü ansiklopediden almış olabilir
      01 Eylül 2011 / 12:00
      Hürriyet gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök, Murat Bardakçı’nın Bediüzzaman sorusuna cevap verdi

      Risale Haber – Haber Merkezi
      Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök bugünkü köşe yazısında Bediüzzaman’dan aldığını söylediği “Suçsuzu mahkûm etmek, suçluyu affetmekten daha kötüdür” cümlesi için Murat Bardakçı’nın yaptığı yoruma cevap verdi.
      Murat Bardakçı “Suçsuzu mahkûm etmek, suçluyu affetmekten daha kötüdür” sözünün Bediüzzaman’a değil Voltaire’a ait olduğunu iddia etmişti.
      Ertuğrul Özkök yazısında, yapılan alıntıda yanlışlık olmadığını bu sözü Bediüzzaman’ın ‘Divan-ı Harb-i Umumi’ adlı kitabında gördüğünü ve bunu hatırlatmak istediğini söyledi.
      Özkök yazısının devamında “Said Nursi bu sözü Voltaire’dan almış olabilir mi?” sorusunu sorarak şöyle devam etti:
      “Mümkündür. Ama bu öyle bir cümle ki, her insan onu görünmeyen, yazılmamış evrensel bir “Vicdan ve adalet ansiklopedisi”nden almış olabilir.”
      Özkök’ün yazısındaki konuyla ilgili kısım şöyle:
      “MURAT BARDAKÇI HAKLI AMA O CÜMLEYİ ASIL BAŞKA YERDEN ALDIM
      “Murat Bardakçı, sizin ‘Bediüzzaman’a mal ettiğiniz bir cümlenin Voltaire’a ait olduğunu yazdı. Yanlış mı yaptınız?”
      – Hayır yanlış yapmadım. “Suçsuzu mahkûm etmek, suçluyu affetmekten daha kötüdür” cümlesini, Amerikalı savcıların Dominique Strauss-Kahn hakkındaki davayı düşürmek için hazırladıkları belgede gördüm. Daha önce aynı cümleyi Bediüzzaman’ın “Divan-ı Harb-i Umumi” adlı kitabının 48’inci sayfasında görmüştüm. Onu hatırlattım.
      “Said-i Nursi bunu Voltaire’dan almış olabilir mi?”
      – Mümkündür. Ama bu öyle bir cümle ki, her insan onu görünmeyen, yazılmamış evrensel bir “Vicdan ve adalet ansiklopedisi”nden almış olabilir.
      “Ne maksatla almış olabilir?”
      – Said-i Nursi o 4 suali kime soruyor? Zulüm yapan paşalara, zabitlere. Peki şimdi aynı soru başkalarına yapılan zulüm ve adaletsizlik yüzünden kimlere soruluyor?
      “Kimlere?”
      – Diyorum ki, Bkz. “Vicdan ve adalet ansiklopedisi”, sayfa sıfır.”

      #795942
      Anonim

        Bu konunun yeri serbest kürsümü ?

        #795943
        Anonim

          Forumda Bediüzzaman hazretleri ile ilgili bölümümüz var, bu bölüme açma sebebiniz nedir uğur kardeşim ?

          #795961
          Anonim

            @HuSeYni 260481 wrote:

            Bu konunun yeri serbest kürsümü ?

            Öyle sormayacaksın abi diyeceksin ki sen ekmek almaya nalbura mı gidiyorsun?

            #795990
            Anonim

              @TaLHa 260506 wrote:

              Öyle sormayacaksın abi diyeceksin ki sen ekmek almaya nalbura mı gidiyorsun?

              YOK ABİ BEN KASABA GİDİYORUM EKMEĞİ TAZE TAZE Kanlıca satıyorlar ondan ordan almayı yeğliyorum tercih ediyorum tercih meselesi. işte……

              #795991
              Anonim

                @HuSeYni 260481 wrote:

                Bu konunun yeri serbest kürsümü ?

                abi işlerim çok yoğun ondan hani dedim serbest kürsüye açayım konuyu nasılsa serbest kimse sitem etmez azarlamaz…..diyerekten serbest kürsüye açtım konuyu……..yaniki…….

                #795993
                Anonim

                  . . . : Kur’an’dan Bir Mesaj : . . . “De ki: “Dindarlık derecenizi siz mi Allah’a bildireceksiniz? Allah sanki bunu bilmiyor da sizin iddianıza mı bakacak? Halbuki Allah bunu bildiği gibi, göklerde ve yerde ne varsa bilir. Evet, Allah herşeyi hakkıyla bilir.” [Hucurat 49,16]

                  #795994
                  Anonim
                    huseyni;260482 wrote:
                    forumda bediüzzaman hazretleri ile ilgili bölümümüz var, bu bölüme açma sebebiniz nedir uğur kardeşim ?

                    acelemden olmuş sanırsam hocam kusura bakmayın özür dilerim hakkınızı helal edin inş………..

                    #796000
                    Anonim

                      “Bizden adam olmaz” İslam dünyasının ortak hastalığıdır
                      02 Eylül 2011 Cuma 07:14
                      Coca Cola Şerbet Ürünü ile ilgili yazıma gelen bir okuyucu yorumunu, İslam dünyasının 6 temel hastalığından biri olan ve her türlü ilerlemeye ve gelişmeye set çeken yeis yani ümitsizlik hastalığına güzel bir örnek olduğu için kısaltarak paylaşmak istiyorum;
                      “Ola ki Anadolu’dan bir firma hatta güçlü bir firma şerbet portakal suyu üretmiş olsa yaşayacaklarınızı bilmenizi istedim;
                      -İlk önce yerel marketlerin satın alma yöneticileri tarafından hakir görülürsünüz. Ürününüzü almazlar, hasbelkader almayı düşünenler de ilk anlaşma olarak ne kadar bedelsiz ürün vereceğinizi sorarlar, dolayısıyla siz daha doğmadan ölmeye mahkum kalırsınız. Her görüşmenizde iki yabancı gazlı içecek firması size örnek verilir.
                      Bunlar market ayağı.
                      -Bir de tüketici ayağı var ki evlere şenlik. Toplumun çok az duruşu olan % 0,5 ( oranda bile cömert davrandım) hariç kimseye ürününüzü beğendiremezsiniz.
                      Pardesüsü zemine sıfır ablalarım hâlâ yabancı markaları sepete doldurup devam ederler.
                      Dolayısıyla “durum hem vahim hem de ümitsiz”
                      Saygılarımla”.
                      ***
                      Hem coğrafya, hem nüfus hem insan gücü hem de inanç olarak Hristiyan dünyasından çok üstün olan İslam dünyası, yaklaşık yüzyıldır 3-5 tane Avrupa ülkesi tarafından sömürülüyorsa bunun sebeplerini içimizde aramak lazım.
                      ***
                      Avrupa, kendi yürüyüşünü unutan, başkasının yürüyüşünü de beceremeyen bir İslam dünyasını, başlarına koyduğu kukla diktatörlerle yüzyıldır yönetti ve sömürdü.
                      Ancak artık yolun sonuna geldi.
                      Halklar, diktatörleri tek tek devirmeye başladı.
                      Yıllardır diktatörlerin yanında yer alan Avrupalı sömürge zihniyetinin temsilcilerinin bugün, Ortadoğu halklarının yanında yer almak istemelerinin tek sebebi sömürgelerini devam ettirme kaygısı.
                      Bunu da herkes çok iyi biliyor.
                      ***
                      Ortadoğu’da bu yıl başlayan “Arap baharı”, bizde 10 yıl önce siyaset, ekonomi ve sosyal hayatta dibe vurduktan sonra başladı.
                      2001, 3 partinin iktidarında yaşanan siyasal ahlaksızlıklar, batan bankalar ve yaşanan ekonomik kriz, Türkiye’nin dibe vurduğu bir yıldı.
                      10 yıl önce başlayan Türk Baharı’nda birçok ezberler bozuldu, siyasette eski zihniyetin temsilcileri çöpe atıldı.
                      Askeriyede, yargıda, üniversitelerde ve bürokraside yaşanan zihinsel değişimleri hep beraber gördük halen de görüyoruz.
                      Ergenekon, Balyoz, Şike gibi büyük çaplı operasyonların olması Türkiye’nin hızla değiştiğinin ve temizlendiğinin en büyük işaretleri.
                      Vurgulamak istediğim şey, kendini dokunulmaz zannederek hukukun üstünde görenlerin döneminin bittiğini göstermek.
                      Yoksa bu operasyonlarda yapılan haksızlıklar ve yanlışlıkları onayladığımız ya da üstünü örttüğümüz düşünülmesin.
                      ***
                      Son 10 yılda en bariz değişimler ekonomide yaşandı.
                      2001 ekonomik krizinde Avrupa’nın devleri Türk şirketlerini ucuza satın alıyordu, bugün biz aynı şeyi yapıyoruz.
                      10 yıl önce yabancılarla ortak çalışan 50 tane aile şirketi vardı.
                      Bugün yüzde yüz yerli sermayeli 500 tane aile şirketi var.
                      10 yıl önce kendi ilinden çıkmayan Anadolu şirketleri vardı.
                      Bugün Afrika’nın en ücra köşesinden, Amerika’ya oradan da Orta Asya’nın en ucu olan Sibirya’ya kadar giden Türk sermayesi ve Türk işçisi var.
                      10 yıl önce şirketleri hacı babalar yönetiyordu.
                      Bugün onların Oxford mezunu torunları yönetiyor.
                      Bugün Avrupa’ya fason mal üretiyorsak, yarın kendi markalarımızla üretim yapacağız.
                      Neden?
                      Çünkü eskilerin yeis dedikleri ümitsizlik zinciri kırıldı.
                      “Bizden adam olmaz” hastalığını yenmek üzereyiz.
                      Arap dünyası da diktatörleri devirdikçe bu hastalıktan kurtulmaya başladı.
                      İnşallah, Orta Asya’daki Türk dünyası da silkinecek ve esaret zincirlerini kıracak ve bu yüzyıl İslam dünyasının yüzyılı olacak.
                      Yeni Şafak

                      #796002
                      Anonim

                        TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ 11.3.TAHLİLLER(DEVAMI)
                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Said Nur ve talebeleri
                        Bahtiyar bir ihtiyar var. Etrafı, sekiz yaşından seksen yaşına kadar bütün nesiller tarafından sarılmış. Yaşlar ayrı, başlar ayrı, işler ayrı… Fakat bu ayrılıkta gayrılık yok. Hepsi birşeye inanmış: Allah’a. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a… Onun ulu Peygamberine… Onun büyük kitabına… Kur’ân henüz yeni nâzil olmuş gibi, herkes aradığını bulmuş gibi bir hal var onlarda. Said Nur ve talebelerini seyrederken, insan kendini âdetâ Asr-ı Saadette hissediyor. Yüzleri nur, içleri nur, dışları nur… Hepsi huzur içindeler. Temiz, ulvî, sonsuz birşeye bağlanmak; her yerde hâzır, nâzır olana, Âlemlerin Yaratıcısına bağlanmak, o yolda yürümek, o yolun kara sevdalısı olmak… Evet, ne büyük saadet!
                        Said Nur, üç devir yaşamış bir ihtiyar. Gün görmüş bir ihtiyar. Üç devir: Meşrutiyet, İttihad ve Terakki, Cumhuriyet. Bu üç devir, büyük devrilişler, yıkılışlar, çökülüşlerle doludur. Yıkılmayan kalmamış. Yalnız bir adam var; o ayakta… Şark yaylâlarından, güneşin doğduğu yerden İstanbul’a kadar gelen bir adam. İmanı, sıradağlar gibi muhkem. Bu adam, üç devrin şerirlerine karşı imanlı bağrını siper etmiş. Allah demiş, Peygamber demiş, başka birşey dememiş. Başı Ağrı Dağı kadar dik ve mağrur. Hiçbir zalim onu eğememiş, hiçbir âlim onu yenememiş. Kayalar gibi çetin, müthiş bir irade. Şimşekler gibi bir zekâ. İşte Said Nur! Divan-ı harpler, mahkemeler, ihtilâller, inkılâplar, onun için kurulan idam sehpaları, sürgünler, bu müthiş adamı, bu mâneviyat adamını yolundan çevirememiş. O, bunlara imanından gelen sonsuz bir kuvvet ve cesaretle karşı koymuş. Kur’ân-ı Kerîmde “İnanıyorsanız muhakkak üstünsünüz” (Âl-i İmran sûresi, âyet 139) buyuruluyor. Bu Allah kelâmı, sanki Said Nur’da tecellî etmiş.
                        Mahkemelerdeki müdafaalarını okuduk. Bu müdafaalar bir nefs müdafaası değildir, büyük bir dâvânın müdafaasıdır. Celâdet, cesaret, zekâ eseri, şaheseri…
                        Niçin Sokrat bu kadar büyüktür? Bir fikir uğruna hayatı hakîr gördüğü için değil mi? Said Nur en az bir Sokrat’tır; fakat İslâm düşmanları tarafından bir mürteci, bir softa diye takdim olundu. Onlara göre büyük olabilmek için ecnebî olmak gerek! O, mahkemelerden mahkemelere sürüklendi. Mahkûmken bile
                        hükmediyordu. O, hapishanelerden hapishanelere atıldı. Hapishaneler, zindanlar onun sayesinde medrese-i Yusufiye oldu. Said Nur zindanları nur, gönülleri nur eyledi. Nice azılı katiller, nice nizam ve ırz düşmanları, bu iman âbidesinin karşısında eridiler, sanki yeniden yaratıldılar. Hepsi halim-selim mü’minler haline, hayırlı vatandaşlar haline geldiler. Sizin hangi mektepleriniz, hangi terbiye sistemleriniz bunu yapabildi, yapabilir?
                        Onu diyar diyar sürdüler. Her sürgün yeri, onun öz vatanı oldu. Nereye gitse, nereye sürülse, etrafı saf, temiz mü’minler tarafından sarılıyordu. Kanunlar, yasaklar, polisler, jandarmalar, kalın hapishane duvarları, onu mü’min kardeşlerinden bir an bile ayıramadı. Büyük mürşidin, talebeleriyle arasına yığılan bu maddî kesafetler, din, aşk, iman sayesinde letafetler haline geldiler. Kör kuvvetin, ölü maddenin bu tahdit ve tehditleri, ruh âleminin ummanlarında büyük dalgalar meydana getirdi. Bu dalgalar, köy odalarından başlayarak, yer yer her tarafı sardı, üniversitelerin kapılarına kadar dayandı.
                        Yıllardır mukaddesatları çiğnenmiş vatan çocukları, mahvedilen nesiller, imana susayanlar, onun yoluna, onun nuruna koştular. Üstadın Nur Risaleleri elden ele, dilden dile, ilden ile ulaştı, dolaştı. Genç-ihtiyar, cahil-münevver, sekizinden seksenine kadar herkes ondan birşey aldı, onun nuruyla nurlandı. Her talebe, bir makine, bir matbaa oldu. İman, tekniğe meydan okudu. Nur Risaleleri binlerce defa yazıldı, teksir edildi.
                        Gözlerinin nuru sönmüş, iç âlemlerinin ışığı sönmüş, harabeye dönmüş olan körler, bu nurdan, bu ışıktan korktular. Bu aziz adamı, dillerden hiç eksik etmedikleri “İnkılâba, lâikliğe aykırı hareket ediyor” diye, tekrar tekrar mahkemeye verdiler, tekrar tekrar hapishanelere attılar. Kaç kere zehirlemek istediler. Ona zehirler panzehir oldu, zindanlar dershane… Onun nuru, Kur’ân’ın nuru, Allah’ın nuru vatan sınırlarını da aştı. Bütün âlem-i İslâmı dolaştı. Şimdi Türkiye’de, her teşekkülün, vatanını seven herkesin, önünde hürmetle durması lâzım gelen bir kuvvet vardır: Said Nur ve talebeleri. Bunların derneği yoktur, lokali yoktur, yeri yoktur, yurdu yoktur, partisi, patırdısı, nutku, alâyişi, nümayişi yoktur. Bu, bilinmezlerin, ermişlerin, kendini büyük bir dâvâya vermişlerin şuurlu, imanlı, inançlı kalabalığıdır.

                        O. Yüksel Serdengeçti

                        [/TD]
                        [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Lügatler :
                        alâyiş : boş süs ve debdebe, lüks yaşam
                        âlem-i İslâm : İslâm dünyası, âlemi
                        âlemlerin Rabbi : bütün âlemleri idare ve terbiye eden Allah
                        Allah kelâmı : Allah’ın buyruğu; Allah’ın âyetinin mânâsı
                        Asr-ı Saadet : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem, mutluluk asrı

                        aziz : çok değerli, izzetli, saygın
                        bahtiyar : talihli, mutlu
                        celâdet : yiğitlik, metanet
                        divan-ı harp : askerî mahkeme; sıkı yönetim mahkemesi

                        diyar : yer, memleket
                        ecnebî : yabancı
                        hakir : küçük, değersiz, önemsiz

                        halim-selim : yumuşak huylu, uysal
                        hâzır, nâzır olma : Cenab-ı Hakkın her yerde her an bulunması ve görmesi

                        hürmet : saygı
                        ırz : namus, şeref
                        ihtilâl : ayaklanma, karışıklık
                        inkılâp : değişim, dönüşüm

                        kesafet : katılık, yoğunluk; perde, engel
                        lâiklik : devlet yönetiminde dinin ve din kurallarının devre dışı bırakılmasını öngören sistem
                        letafet : saydamlık, incelik, açıklık
                        lokal : kulüp, dernek
                        mağrur : gururlu
                        mahkûm : cezalı, mahpus
                        mâneviyat adamı : fazilet ve ahlâk gibi mânevî değerlerin korunması için gayret gösteren kişi

                        medrese-i Yusufiye : Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane
                        muhakkak : kesinlikle
                        muhkem : sağlam

                        mukaddesat : mukaddes olan şeyler, kutsal ve yüce değerler
                        münevver : aydın, bilgili
                        mürşid : doğru ve hak yolu gösteren
                        mürteci : eskiye dönmek isteyen; gerici
                        nâzil : inme
                        nefis müdafaası : kişinin kendisini savunması

                        nizam : düzen, kanun
                        nümayiş : gösteriş, gösteri
                        panzehir : zehire karşı ilâç
                        Said Nur : Bediüzzaman Said Nursî
                        softa : söyledikleriyle yaptıkları uyuşmayan kişi anlamıma gelen ve medrese talebelerini ve dindar kişileri küçümsemek amacıyla kullanılan bir ifade
                        Şark : Doğu
                        şerirler : şerliler, kötüler

                        tahdit : sınırlama, sınır koyma
                        takdim olunma : sunulma, tanıtılma; lanse edilme
                        tecellî : yansıma, görünme

                        teksir : çoğaltma
                        teşekkül : kuruluş, oluşum
                        ulvî : yüce, yüksek

                        umman : derya, okyanus
                        Üstad : Bediüzzaman Said Nursî

                        [/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #796003
                        Anonim

                          HUTBE-İ ŞÂMİYE 5.4.REDDÜ’L-EVHAM(DEVAMI)
                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Elhasıl: Şeriat dairesinden hariç olan hürriyet, ya istibdat veya esaret-i nefis veya canavarcasına hayvanlık veya vahşettir. Böyle lâubaliler ve zındıklar iyi bilsinler ki, dinsizlikle ve sefahetle sahib-i vicdan hiçbir ecnebîye kendilerini sevdiremezler ve benzetemezler. Zira mesleksiz ve sefih sevilmez. Ve bir kadına yakışır, istihsan ettiği libası, erkek giyse maskara olur.

                          Yedinci vehim: İttihad-ı İslâm cemaati, sair cemiyet-i diniye ile şakku’l-âsâdır. Rekabet ve münaferatı intaç eder.

                          Elcevap: Evvelâ umur-u uhreviyede haset ve müzahamet ve münakaşa olmadığından, bu cemiyetlerden hangisi münakaşaya, rekabete kalkışsa, ibadette riya ve nifak etmiş gibidir.

                          Saniyen: Muhabbet-i din saikasıyla teşekkül eden cemaatlerin iki şartla umumunu tebrik ve onlarla ittihad ederiz.

                          Birinci şart: Hürriyet-i şer’iyeyi ve âsâyişi muhafaza etmektir.

                          İkinci şart: Muhabbet üzerinde hareket etmek, başka cemiyete leke sürmekle kendisine kıymet vermeye çalışmamak; birinde hatâ bulunsa, müfti-i ümmet olan cemiyet-i ulemâya havale etmektir.

                          Salisen: İ’lâ-yı kelimetullahı hedef-i maksat eden cemaat, hiçbir garaza vasıta olamaz. İsterse de muvaffak olamaz. Zira nifaktır. Hakkın hatırı âlidir, hiçbirşeye feda olunmaz. Nasıl Süreyya yıldızları süpürge olur veya üzüm salkımı gibi yenilir? Şems-i hakikate “püf, üf” eden, divaneliğini ilân eder.

                          Ey dinî cerideler! Maksadımız, dinî cemaatlar maksatta ittihad etmelidirler. Mesalikte ve meşreplerde ittihad mümkün olmadığı gibi, caiz de değildir. Zira taklit yolunu açar ve “Neme lâzım, başkası düşünsün” sözünü de söylettirir.

                          Sekizinci vehim: Ehl-i İttihad-ı İslâm olan buradaki cemaate, mânen gibi sûreten de intisap edenlerin ekserisi avam, bir kısmı da meçhulü’l-hal olduğundan, fitne ve ihtilâfı imâ ediyor.

                          [/TD]
                          [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] [h=2]Lügatler : [/h] âli : yüce (bk. a-l-v)
                          avam : halk tabakası, sıradan insanlar
                          cemiyet : dernek, kuruluş, toplum (bk. c-m-a)
                          cemiyet-i diniye : dinî kuruluş (bk. c-m-a)
                          cemiyet-i ulemâ : âlimler topluluğu, âlimler cemiyeti (bk. c-m-a; a-l-m)
                          ceride : gazete
                          divanelik : akılsızlık, delilik
                          ecnebî : yabancı (Batılı)
                          ehl-i İttihad-ı İslâm : İslâm birliğinde olanlar
                          ekser : çoğunluk

                          elhasıl : kısaca, özetle
                          esaret-i nefis : nefsin esareti (bk. n-f-s
                          evvelâ : birincisi
                          fitne : azgınlık ve bozgunculuk; baştan çıkarma
                          garaz : kötü maksat

                          hariç : dış
                          haset : kıskançlık
                          hatâ : yanlışlık, suç, günah
                          havale etmek : göndermek
                          hedef-i maksat : asıl gaye, esas hedef (bk.
                          -d)
                          hürriyet-i şer’iye : İslâmiyetin öngördüğü hürriyet (bk. ş-r-a)
                          ihtilâf : anlaşmazlık (bk.
                          -l-f)
                          i’lâ-yı kelimetullah : İslâmı yüceltme ve yayma (bk. a-l-v; k-l-m)
                          imâ etme : işaret etme, işaretle anlatma
                          intaç : netice verme, doğurma
                          intisap : bağlanma, mensup olma (bk. n-s-b)

                          istibdat : baskı, zulüm
                          istihsan etme : beğenme, güzel bulma (bk.
                          -s-n)
                          ittihad : birleşme, birlik (bk. v-
                          -d)
                          İttihad-ı İslâm : İslâm birliği (bk. v-
                          -d; s-l-m)
                          lâubali : saygısız, pervasız
                          libas : elbise
                          maskara : gülünç, rezil
                          meçhulü’l-hal : gerçek durumu bilinmeyen
                          mesalik : meslekler, tutulan yollar
                          mesleksiz : benimsediği herhangi bir yolu, düşüncesi olmayan
                          meşrep : hareket tarzı, metot
                          muhabbet : sevgi (bk.
                          -b-b)
                          muhabbet-i din : din sevgisi (bk.
                          -b-b)
                          muvaffak : başarılı
                          müfti-i ümmet : ümmetin müftüsü
                          münaferat : nefret etmeler, karşılıklı soğuk davranmalar
                          müzahamet : sıkıntı verme, bir noktaya yığılma
                          nifak : münafıklık, ikiyüzlülük
                          riya : gösteriş
                          sahib-i vicdan : vicdanlı, vicdan sahibi
                          saika : sebep, sevk etme
                          sair : başka, diğer
                          salisen : üçüncüsü
                          saniyen : ikincisi
                          sefahet : yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük, zararı yararı bilememe
                          sefih : yasak zevk ve eğlencelere aşırı düşkün
                          sûreten : görünüşte (bk.
                          -v-r)
                          Süreyya : yedi yıldızdan oluşan yıldız takımı, Ülker (Pervin) yıldızı
                          şakku’l-âsâ : değneği kırmak; mecâz
                          şems-i hakikat : hakikat güneşi (bk.
                          )
                          şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet (bk. ş-r-a)
                          teşekkül etme : oluşma
                          umum : bütün
                          umur-u uhreviye : âhirete ait işler (bk. e-
                          -r)
                          vasıta : aracı
                          vehim : kuruntu, varsayım

                          zındık : dinsiz

                          [/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]


                          #796004
                          Anonim

                            Örnek Nesildeki Ruh İnceliği [TABLE=”align: center”]
                            [TR]
                            [TD] Cenâb-ı Hak buyuruyor:
                            “Peygamber’i, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın…”(Nûr, 63)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD=”align: center”][/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD] Rasûlullah (sav) buyurdular:
                            “Kaba söz, ayıptan başka bir şey getirmez! Hayâ ve edeb de girdiği yeri süsler!” (Müslim, Birr, 78; Ebû Dâvûd, Cihâd, 1)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD=”align: center”][/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD] Kubâs bin Üşeym (ra):
                            “–Ben ve Hazret-i Peygamber (sav) Fil Senesi’nde doğduk.” der.
                            Osman bin Affân (ra) ona:
                            “–Sen mi daha büyüksün, yoksa Peygamber Efendimiz (sav) mi?” diye sorar. O mübârek sahâbî, şu edep numûnesi karşılığı verir:
                            “–Peygamber (sav) benden çok çok ve târife sığmaz derecede büyüktür. Doğumda ise ben O’ndan eskiyim…” (Tirmizî, Menâkıb, 2/3619)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD=”align: center”][/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD] Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
                            er-Râfi’: Yükselten, dilediğine şeref bahşeden, yücelten, dereceler bahşederek istediği kulunu, diğer kullarından üstün kılan demektir.[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD=”align: center”][/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD] Kısa Günün Kârı
                            İşte örnek nesildeki rûh inceliğinin, lisâna aksetmiş bir hâli… Düşünmek îcâb eder ki, bu kadar nâzik, zarif ve ince bir lisan kullanmayı telkin eden gönül hassâsiyeti; hangi terbiyenin, hangi eğitimin mahsûlüdür?..[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD=”align: center”][/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD] Lügatçe
                            hayâ: Utanma, utanç.
                            numûne: Örnek.[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD=”align: center”][/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD=”align: center”][/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #796009
                            Anonim

                              Sağlık Bakanlığı’ndan 50 bin kişiye ‘aşı olun’ mesajı
                              03 Eylül 2011 / 14:20
                              Türkiye’nin açlık ve kuraklıkla boğuşan Afrika’ya yardımları yurt dışına çıkanların vurulması gereken aşıları yeniden gündeme getirdi.

                              Sağlık Bakanlığı, Somali, Kenya, Cibuti gibi ülkelere gidenlere sivrisinekle bulaşan sarıhumma, sıtma gibi öldürücü hastalıklara karşı aşılamayı daha sıkı takip etmeye başladı. Aşılamayı yaparak uluslararası sertifika veren Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü sürekli yurt dışına çıkan 50 bin kişiye bu hafta içinde aşı olun mesajı geçecek.
                              Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da Somalililere yardım götürmesi dikkatleri dünya üzerindeki bulaşıcı hastalıklara çevirdi. Aşılanmadan yapılan seyahatlerin ölümcül sonuçlar doğurduğunu dikkate alan Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, aşılama merkezlerini arttırdı.
                              8 AYDA 12 BİN KİŞİYE SARIHUMMA AŞISI
                              Merkezlerde yurtdışına çıkacaklara ülkelere göre aşılama yapan kurum, ayda ortalama bin 500 kişiyi sarıhummaya karşı aşıladı. Türkiye’nin Afrika’ya yardımlarıyla artan geliş gidişlerle birlikte patlama yapan aşılama son 8 ayda 12 bin kişiye ulaştı. Yurt dışına seyahat edenlere sıtmaya karşı 30 bin kutu ağızdan kullanılan tablet verildi. Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, bulaşıcı ve salgın özelliği taşıyan hastalıkların Türkiye’ye gelmesini önlemek amacıyla yeni bir uygulamaya daha geçme kararı aldı. Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın talimatıyla sürekli yurt dışına çıkan 50 bin kişiye ‘aşı olun’ mesajı gönderilecek. Pazartesi gününden itibaren başlayacak bilgilendirme mesajlarında seyahat sağlığıyla ilgili bilgilere de yer verilecek.
                              VİZE YETMEZ AŞI SERTİFİKASI ŞART
                              İnternet sayfasında da seyahat sağlığıyla ilgili detaylı bilgiler veren bakanlık, ülke ülke görülen bulaşıcı hastalıkları sıraladı. Kurum’un aşı ve hastalık haritasına göre özellikle Afrika, Güney Amerika’nın bazı ülkelerine giderken tifo, difteri, tetanoz, menenjit gibi rutin aşıların yanı sıra sarı humma ve sıtma aşıları da isteniyor. Dünyanın birçok ülkesi pasaport ve vizenin yanında söz konusu aşıların yapıldığına dair verilen ‘Uluslararası Aşı veya Profilaksi Sertifikası’ istiyor. Sivrisinekle bulaşan Sarıhumma hastalığına karşı sürekli kırmızı alarm halinde bulunan ülkeler, sertifikası olmayanları hava alanlarından geri çeviriyor. Yurt dışına çıkmadan önce http://www.hssgm.gov.tr adresinden seyahat edilecek ülkeler listesinden yapılacak aşılar ve karşılaşılabilecek hastalıklar konusunda bilgi alınabiliyor.
                              25 SEYAHAT SAĞLIĞI MERKEZİ
                              Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü’nün Türkiye genelinde, yurt dışına çıkacaklara seyahat sağlığı hizmeti veren 25 Seyahat Sağlığı Merkezi bulunuyor. Bu merkezlerde, hastalıklara karşı aşı yapıldıktan sonra bazı ülkelere giriş için zorunlu olarak gösterilmesi istenen ve İngilizce, Fransızca, Türkçe olarak hazırlanan “uluslararası aşı sertifikası” düzenleniyor. Uluslararası aşı sertifikası düzenleme yetkisi yalnızca Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü seyahat sağlığı merkezlerinin yetkisinde olduğu için “sarıhumma” aşısı sadece genel müdürlüğe ait seyahat sağlığı merkezlerinde yapılıyor. Seyahat sağlığı merkezlerinde, bulaşık bölgelere giden kişiler için zorunlu olan “sarıhumma aşısı” yapma ve “uluslararası aşı sertifikası” düzenleme hizmetleri dışında vatandaşlara, seyahat öncesi muayene, seyahat süresince karşılaşılabilecek sağlık sorunları ve korunma, aşılama, seyahat süresince ihtiyaç duyulabilecek ilaçlar konuların da hizmet veriliyor.
                              Zaman

                              #796015
                              Anonim

                                @uğur 260537 wrote:

                                abi işlerim çok yoğun ondan hani dedim serbest kürsüye açayım konuyu nasılsa serbest kimse sitem etmez azarlamaz…..diyerekten serbest kürsüye açtım konuyu……..yaniki…….

                                İşleriniz yoğunsa konu açmayı erteleyebilirsiniz. Sitemden ziyade karışıklığa sebebiyet vermeyelim.

                                #796006
                                Anonim

                                  Gereksiz adam olduğumuz içindir konuları gereksiz yere açmamız:(

                                15 yazı görüntüleniyor - 391 ile 405 arası (toplam 666)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.