• Bu konu 100 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 76 ile 90 arası (toplam 102)
  • Yazar
    Yazılar
  • #804068
    Anonim

      ve maharet ve ittikan ve intizam ile ve mebzuliyet-i mutlaka ve ihtilât-ı mutlakiçinde gayet kıymettarlık ve tam imtiyaz ile icadlarıdır.

      Evet, gayet çokluk ile gayet çabukluk, hem gayet san’atkârâne ve mâhirane ve dikkat ve intizam ile gayet kolay ve rahatça, hem gayet mebzuliyet ve karışıklık içinde gayet kıymetli ve farikalı olarak, bulaşmadan ve bulaştırmadan ve bulandırmadan yapmak, ancak ve ancak birtek vâhid Zâtın öyle bir kudretiyle olabilir ki, o kudrete hiçbir şey ağır gelmez. Ve o kudrete nisbeten, yıldızlarzerreler kadar ve en büyük, en küçük kadar ve efradı hadsiz bir nevi, birtek fert kadar ve azametli ve muhit bir küll, has ve az bir cüz’ kadar ve koca zemininihyası ve diriltilmesi, bir ağaç kadar ve dağ gibi bir ağacın inşası, tırnak gibi bir çekirdek kadar kolay ve rahatça ve suhuletli olmak gerektir—tâ ki, gözümüzün önünde yapılan bu işleri yapabilsin.

      İşte, bu mertebe-i tevhidin ve bu üçüncü hakikatın ve kelime-i tevhidin buehemmiyetli sırrını, yani en büyük bir küll, en küçük bir cüz’î gibi olması ve en çok ve en az farkı bulunmaması, hem bu hayretli hikmetini ve bu azametli tılsımını vetavr-ı aklın haricindeki bu muammasını ve İslâmiyetin en mühim esasını ve imanın en derin bir medarını ve tevhidin en büyük bir temelini beyan ve hall ve keşf ve ispat etmekle Kur’ân’ın tılsımı açılır. Ve hilkat-ı kâinatın en gizli ve bilinmez ve felsefeyi idrâkinden âciz bırakan muamması bilinir.

      Hâlık-ı Rahîmime yüz bin defa Risaletü’n-Nur’un hurufatı adedince şükür ve hamdolsun ki, Risaletü’n-Nur bu acîp tılsımı ve bu garip muammayı hâll ve keşf ve ispat etmiş. Ve bilhassa Yirminci Mektubun âhirlerinde
      وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ blank.gif1 bahsinde ve haşre dair Yirmi Dokuzuncu Sözün

      [BILGI]Dipnot-1 “O herşeye kàdirdir.” Hûd Sûresi, 11:4; Rûm Sûresi, 30:50; Şûrâ Sûresi, 42:9; Mülk Sûresi, 67:1. [/BILGI]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Hâlık-ı Rahîm: sonsuz merhamet ve şefkat sahibi ve herşeyi yaratan Allah[/TD]
      [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]azametli: büyük, yüce[/TD]
      [TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cüz: bütünün parçası[/TD]
      [TD]cüz’î: ferdî[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
      [TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]farikalı: birbirinden farklı olarak[/TD]
      [TD]gayet: son derece[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
      [TD]hakikat: doğru gerçek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hall: çözme, neticelendirme[/TD]
      [TD]hamd: övgü ve şükür[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
      [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hilkat-i kâinat: kâinatın, evrenin yaratılışı[/TD]
      [TD]hurufat: harfler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
      [TD]ihtilât-ı mutlak: sınırsız karışıklık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ihya: hayat verme, diriltme[/TD]
      [TD]imtiyaz: ayrıcalık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]intizam: düzen[/TD]
      [TD]ittikan: sağlamlık, mükemmellik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kelime-i tevhid: Allah’în birliğini ifade eden “Allah’tan başka ilâh yoktur” anlamında “Lâ ilâhe illallah” kelimesi[/TD]
      [TD]keşif: açığa çıkarma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
      [TD]küll: parçaları içinde barındıran bütün[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kıymettarlık: kıymetlilik, değerlilik[/TD]
      [TD]maharet: beceri, hüner[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mebzuliyet: çokluk, bolluk[/TD]
      [TD]mebzuliyet-i mutlaka: sınırsız bir bolluk, ucuzluk[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]medar: dayanak noktası, eksen[/TD]
      [TD]mertebe-i tevhid: Allah’ın bir olduğunu gösteren mertebe[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muammâ: anlaşılması zor sır, gizem[/TD]
      [TD]muhit: her şeyi kuşatan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mâhirane: maharetli bir şekilde[/TD]
      [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nisbeten: kıyasla, oranla[/TD]
      [TD]san’atkârâne: san’atlı bir biçimde[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]suhuletli: kolay[/TD]
      [TD]tavr-ı akl: aklî davranış ve düşünüş[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
      [TD]tılsım: sır, gizem, düğüm[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vâhid: Zâtında, sıfatlarında, isimlerinde, işlerinde ve hükümlerinde asla ortağı, benzeri ve dengi olmayan ve herşeyi birliğiyle kuşatan Allah[/TD]
      [TD]zemin: yeryüzü, dünya[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zerre: atom[/TD]
      [TD]âciz: güçsüz, zavallı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âhir: son[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #804069
      Anonim

        “Fâil muktedirdir” bahsinde, Yirmi Dokuzuncu Lem’a-i Arabiyenin Allahu ekbermertebelerinden kudret-i İlâhiyenin ispatında, kat’î burhanlarla, iki kere iki dört eder derecesinde ispat edilmiş.
        Onun için, izahı onlara havale etmekle beraber, bir fihriste hükmünde bu sırrı açan esasları ve delilleri icmalen beyan ve on üç basamak olarak on üç sırra işaret etmek istedim. Birinci ve ikinci sırları yazdım. Fakat, maatteessüf, hem maddî, hem mânevî iki kuvvetli mâni, beni şimdilik mütebakisinden vazgeçirdiler.

        Birinci Sır:

        Bir şey zâtî olsa, onun zıddı o zâta ârız olamaz. Çünkü içtimaü’z-zıddeyn olur; o da muhâldir.
        İşte bu sırra binaen, madem kudret-i İlâhiye zâtiyedir ve Zât-ı Akdesin lâzım-ı zarurîsidir. Elbette, o kudretin zıddı olan acz, o Zât-ı Kadîre ârız olması mümkün olmaz.
        Ve madem bir şeyde mertebelerin bulunması, o şeyin içinde zıddının tedahülü iledir. Meselâ ziyanın kavî ve zayıf gibi mertebeleri, zulmetin müdahalesi ile; ve hararetin ziyade ve aşağı dereceleri, soğuğun karışması ile; ve kuvvetin şiddet ve noksan miktarları, mukavemetin karşılaması ve mümânaatiyledir. Elbette okudret-i zâtiyede mertebeler bulunmaz. Bütün eşyayı, birtek şey gibi icad eder.

        Ve madem o kudret-i zâtiyede mertebeler bulunmaz ve zaaf ve noksan olamaz. Elbette hiçbir mâni onu karşılayamaz ve hiçbir icad ona ağır gelmez.
        Ve madem hiçbir şey ona ağır gelmez, elbette haşr-i âzamı bir bahar kadar kolay ve bir baharı bir ağaç kadar suhuletli ve bir ağacı bir çiçek kadar zahmetsiz icadettiği gibi, bir çiçeği bir ağaç kadar san’atlı, bir ağacı bir bahar kadar mu’cizatlı ve bir baharı bir haşir gibi cemiyetli ve harikalı halk eder ve gözümüzün önünde halk ediyor.


        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Fâil: her işi mükemmel şekilde yapan, fiil sahibi Allah[/TD]
        [TD]Lem’a-i Arabiye: Arapça yazılan Lem’â; Yirmi Dokuzuncu Lem’a[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Zât-ı Akdes: her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Zât, Allah[/TD]
        [TD]Zât-ı Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Zât, Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
        [TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
        [TD]burhan: delil, kanıt[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
        [TD]fihriste: içindekiler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
        [TD]haşir/haşr-i âzam: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]icad: var etme, yoktan yaratma[/TD]
        [TD]icmalen: kısaca, özetle[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]izah: açıklama[/TD]
        [TD]içtimaü’z-zıddeyn: birbirine zıt iki şeyin birleşmesi, bir araya gelmesi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kat’î: kesin, şüphesiz[/TD]
        [TD]kavî: güçlü, kuvvetli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
        [TD]kudret-i zâtiye: zâta ait zorunlu güç ve iktidar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kudret-i İlâhiye: Allah’ın sınırsız güç ve iktidarı[/TD]
        [TD]lâzım-ı zarurî: zâtın zorunlu gereği[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]maatteessüf: üzülerek, ne yazık ki[/TD]
        [TD]mertebe: derece, makam[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muhal: imkânsızlık, akla aykırı[/TD]
        [TD]mukavemet: direnç, karşı koyma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muktedir: gücü yeten, iktidar sahibi[/TD]
        [TD]mu’cizât: mu’cizeler; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz ve hayrette bırakan olağanüstü şeyler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mâni: engel[/TD]
        [TD]mümânaat: engel olma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mütebaki: geri kalan kısım[/TD]
        [TD]suhulet: kolaylık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tedahül: müdahele etme, içine girip dahil olma, içine karışma[/TD]
        [TD]zaaf: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ziya: ışık, parlaklık[/TD]
        [TD]ziyade: çok[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zulmet: karanlık[/TD]
        [TD]zâtî: bir şeyin zâtına ait zorunlu özellik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ârız olmak: ilişmek, bulaşmak[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #804070
        Anonim

          Risale-i Nur’da kat’î ve kuvvetli çok burhanlarla ispat edilmiş ki, eğer vahdet vetevhid olmazsa, bir çiçek bir ağaç kadar, belki daha müşkülâtlı ve bir ağaç bir bahar kadar, belki daha suubetli olmakla beraber, kıymet ve san’atça bütün bütünsukut edeceklerdi. Ve şimdi bir dakikada yapılan bir zîhayat, bir senede ancak yapılacaktı. Belki de hiç yapılmayacaktı. İşte, bu mezkûr sırra binaendir ki, gayetmebzuliyet ve çoklukla beraber gayet kıymettar ve gayet çabuk ve kolaylıkla beraber gayet san’atlı olan bu meyveler, bu çiçekler, bu ağaçlar ve hayvancıklarmuntazaman meydana çıkıyorlar ve vazife başına geçiyorlar ve tesbihatlarını yapıp, bitirip, tohumlarını yerlerinde tevkil ederek gidiyorlar.

          İkinci Sır:

          Nasıl ki nuraniyet ve şeffafiyet ve itaat sırrıyla ve kudret-i zâtiyenin bircilvesiyle, birtek güneş, birtek âyineye ziyalı aks verdiği gibi, hadsiz âyinelere ve parlak şeylere ve katrelere o kayıtsız kudretinin geniş faaliyetinden ziyalı vehararetli olan ayn-ı aksini emr-i İlâhî ile kolayca verebilir. Az ve çok birdir, farkı yoktur.
          Hem birtek kelime söylense, nihayetsiz hallâkıyetin nihayetsiz vüs’atinden, o birtek kelime, birtek adamın kulağına zahmetsiz girdiği gibi, bir milyon kulakların kafalarına da izn-i Rabbânî ile zahmetsiz girer. Binlerle dinleyen ile birtek dinleyenmüsâvidir, fark etmez.

          Hem göz gibi birtek nur veya Cebrail gibi nuranî birtek ruhânî, tecellî-i rahmetiçinde olan faaliyet-i Rabbâniyenin kemâl-i vüs’atinden, birtek yere suhuletle baktığı ve gittiği birtek yerde suhuletle bulunduğu gibi, binler yerlerde de, kudret-i İlâhiye ile suhuletle bulunur, bakar, girer; az, çok farkı yoktur.
          Aynen öyle de, Kudret-i Zâtiye-i Ezeliye, en lâtif, en has bir nur ve bütün nurların nuru olduğundan; ve eşyanın mahiyetleri ve hakikatleri ve melekûtiyet vecihlerişeffaf âyine gibi parlak olduğundan; ve zerrattan ve nebatattan ve zîhayattan

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Cebrail: [bk. bilgiler – Cebrâil (a.s.)][/TD]
          [TD]Kudret-i Zâtiye-i Ezeliye: sonsuz güç ve iktidarı bizzat kendinden olan, varlığının başlangıcı ve sonu olmayan Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ayn-ı aks: aksinin ta kendisi[/TD]
          [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]burhan: güçlü delil, kanıt[/TD]
          [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]emr-i İlâhî: herşeyin Rabbi olan Allah’ın emri[/TD]
          [TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]faaliyet-i Rabbâniye: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın faaliyet ve icraatı[/TD]
          [TD]gayet: son derece[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
          [TD]hallâkiyet: yaratıcılık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hararet: ısı, sıcaklık[/TD]
          [TD]izn-i Rabbânî: herşeyin Rabbi olan Allah’ın izni[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]katre: damla[/TD]
          [TD]kat’î: kesin, şüphesiz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kemâl-i vüs’at: son derece genişlik[/TD]
          [TD]kudret-i zâtiye: bizzat kendinden olan güç ve iktidar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kudret/kudret-i İlâhiye: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
          [TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]lâtif: cismanî olmayan, ruhla ilgili[/TD]
          [TD]mahiyet: esas, nitelik, özellik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mebzuliyet: bolluk, çokluk[/TD]
          [TD]melekûtiyet: bir şeyin görünmeyen iç yüzü, aslı, hakikati[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mezkûr: adı geçen[/TD]
          [TD]muntazaman: düzenli olarak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müsavi: eşit, denk[/TD]
          [TD]müşkilât: zorluklar, güçlükler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
          [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nuraniyet: nurluluk, parlaklık[/TD]
          [TD]nuranî: nurdan varlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık[/TD]
          [TD]suhulet: kolaylık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sukut: düşme, alçalma[/TD]
          [TD]suûbet: zorluk, güçlük[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tecellî-i rahmet: rahmet yansıması[/TD]
          [TD]tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
          [TD]tevkil etmek: vekalet vermek, vekil tayin etmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vahdet: birlik[/TD]
          [TD]vecih: şekil, yön[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vüs’at: genişlik[/TD]
          [TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ziya: ışık, parlaklık[/TD]
          [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şeffaf: saydam, parlak[/TD]
          [TD]şeffafiyet: şeffaflık, saydamlık[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #804071
          Anonim

            tâ yıldızlara ve güneşlere ve aylara kadar herşey, o kudret-i zâtiyenin hükmünegayet derecede itaatli, inkıyadlı ve o kudret-i ezelînin emirlerine nihayet derecemutî ve musahhar bulunduğundan, elbette hadsiz eşyayı birtek şey gibi icad eder ve yanlarında bulunur. Bir iş bir işe mâni olmaz. Büyük ve küçük, çok ve az, cüz’îve küllî birdir. Hiçbiri ona ağır gelmez.

            Hem nasıl ki, Onuncu ve Yirmi Dokuzuncu Sözlerde denildiği gibi, intizam vemuvazene ve hükme itaat ve emirleri imtisal sırlarıyla, yüz hane kadar bir büyüksefineyi bir çocuğun parmağıyla oyuncağını çevirdiği gibi döndürür, gezdirir.
            Hem bir âmir, bir arş emriyle birtek neferi hücum ettirdiği gibi, muntazam vemutî bir orduyu dahi, o tek emriyle hücuma sevk eder.

            Hem pek büyük bir hassas mizanın iki gözünde, iki dağ muvazene vaziyetinde bulunsalar, iki kefesinde iki yumurta bulunan diğer mizanın, birtek ceviz, bir kefesini yukarıya kaldırması, birini aşağı indirmesi gibi, o tek ceviz, bir kanun-u hikmetle öteki büyük mizanın bir gözünü dağ ile beraber dağın başına ve öbür dağı derelerin dibine indirebilir.
            Aynen öyle de, kayıtsız, nihayetsiz, nuranî, zâtî, sermedî olan kudret-i Rabbâniyede ve beraberinde bütün intizamâtın ve nizamların ve muvazenelerin menşei, menbaı, medarı, masdarı olan nihayetsiz bir hikmet ve gayet hassas biradalet-i İlâhiye bulunduğundan ve cüz’î ve küllî ve büyük ve küçük herşey ve bütüneşya o kudretin hükmüne musahhar ve tasarrufuna münkad olduğundan, elbettezerreleri kolayca tedvir ve tahrik ettiği gibi, yıldızları dahi nizam-ı hikmet sırrıyla kolayca döndürür, çevirir.

            Ve baharda, bir emirle suhuletle bir sineği ihya ettiği gibi, bütün sineklerintaifelerini ve bütün nebatatı ve hayvancıkların ordularını kudretindeki hikmet vemizanın sırrıyla, aynı emirle, aynı kolaylıkla diriltip meydan-ı hayata sevk eder.


            [TABLE]
            [TR]
            [TD]adalet-i İlâhî: Allah’ın adaleti[/TD]
            [TD]arş: “haydi, ileri!”[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cüz’î: ferdî, küçük, basit[/TD]
            [TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]gayet derecede: sonsuz derecede[/TD]
            [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
            [TD]hükm: karar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]icad etmek: yaratmak, var etmek[/TD]
            [TD]ihya etmek: hayat vermek, diriltmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]imtisal: uyma, yerine getirme[/TD]
            [TD]inkıyad: boyun eğme, itaat etme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
            [TD]intizâmât: intizamlar, düzenlilikler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kanun-u hikmet: hikmet kanunu[/TD]
            [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kudret-i Rabbâniye: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın sonsuz güç ve iktidarı[/TD]
            [TD]kudret-i ezeliye: varlığının başlangıcı olmayan ve ezelden beri var olan Allah’ın kudreti[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kudret-i zâtiye: bizzat kendinden olan güç ve iktidar[/TD]
            [TD]küllî: bütün fertleri içine alan; tür, cins; kapsamlı varlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]masdar: kaynak, çıkış yeri[/TD]
            [TD]medar: dayanak noktası, eksen[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]menşe-i menba: kaynağın çıkış yeri[/TD]
            [TD]meydan-ı hayat: hayat meydanı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mizan: tartı, terazi, ölçü[/TD]
            [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş[/TD]
            [TD]mutî: emre uyan, itaatkâr[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muvazene: karşılaştırma, denge, tartma[/TD]
            [TD]münkad: boyun eğen, bağlılık gösteren[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
            [TD]nefer: asker, er[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nihayet derecede: sonsuz derece[/TD]
            [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nizam: düzen[/TD]
            [TD]nizam-ı hikmet: hikmetli düzen[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nuranî: nurlu, maddî yapısı olmayan[/TD]
            [TD]sefine: gemi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sermedî: sonsuz, daimi, sürekli[/TD]
            [TD]suhuletle: kolaylıkla[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tahrik etmek: harekete geçirmek[/TD]
            [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma[/TD]
            [TD]tedvir: çekip çevirme, idare etme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zerre: atom[/TD]
            [TD]zâtî: kendisinden olan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #804072
            Anonim

              Ve bir ağacı baharda çabuk diriltmek ve kemiklerine hayat vermek gibi, ohikmetli, adâletli kudret-i mutlaka ile koca arzı ve zemin cenazesini, baharda o ağaç gibi kolayca ihya edip yüz bin çeşit haşirlerin misallerini icad eder.
              Ve bir emr-i tekvînî ile arzı dirilttiği gibi,

              إِنْ كَانَتْ اِلاَّ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ blank.gif1
              fermanıyla, yani, “Bütün ins ve cin, birtek sayha ve emirle yanımızda meydan-ı haşre hazır olurlar.”
              Hem blank.gif2 وَمَا أَمْرُ السَّاعَةِ إِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ أَقْرَبُ ferman etmesiyle, yani, “Kıyamet ve haşrin işi ve yapılması, gözünü kapayıp hemen açmak kadardır, belki daha yakındır” der.
              Hem blank.gif3 مَا خَلْقُكُمْ وَلاَ بَعْثُكُمْ إِلاَّ كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍâyetiyle, yani, “Ey insanlar! Sizin icad ve ihyanız ve haşir ve neşriniz, birtek nefsin ihyası gibi kolaydır, kudretime ağır gelmez” meâlinde bulunan şu üç âyetin sırrıyla, aynı emirle, aynı kolaylıkla bütün ins ve cinleri ve hayvanî veruhânî ve melekleri haşr-i ekberin meydanına ve mizan-ı âzamın önüne getirir. Bir iş bir işe mâni olmaz.

              Üçüncü ve dördüncüden tâ on üçüncü sırra kadar, arzuma muhalif olarak başka vakte tâlik edildi.

              Dördüncü Hakikat:

              Mevcudatın vücutları ve zuhurları, beraberlik ve birbiri içinde birlik ve birbirine benzemeklik ve biri birinin misâl-i musağğarı ve nümune-i ekberi ve bir kısım küllve küllî ve diğer kısım onun cüzleri ve fertleri ve birbirine sikke-i fıtrattamüşabehet ve nakş-ı san’atta münasebet ve birbirine yardım etmek ve birbirinin

              [BILGI]Dipnot-1 Yâsin Sûresi, 36:53.
              Dipnot-2 Nahl Sûresi, 16:77.
              Dipnot-3 Lokman Sûresi, 31:28.
              [/BILGI]

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]arz: dünya[/TD]
              [TD]cüz: kısım, parça[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]emr-i tekvinî: yaratılışa dair emir; “ol” emri[/TD]
              [TD]ferman: buyruk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ferman etmek: buyurmak, emretmek[/TD]
              [TD]hakikat: doğru gerçek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hayvanî: can ve ruh sahibi[/TD]
              [TD]haşir/haşr-i ekber: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
              [TD]icad etmek: yoktan yaratmak, var etmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ihya: hayat verme, diriltme[/TD]
              [TD]ins: insanlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
              [TD]kudret-i mutlaka: sınırsız güç ve iktidar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]küll: bütün[/TD]
              [TD]küllî: bütün fertleri içine alan; tür, cins; kapsamlı varlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
              [TD]meydan-ı haşr: haşir meydanı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]misal: nümune, örnek[/TD]
              [TD]misal-i musağğar: küçültülmüş nümune, örnek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mizan-ı âzam: mahşer günü amellerin ölçüldüğü büyük terazi[/TD]
              [TD]mâni: engel[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]münasebet: bağlantı, ilgi[/TD]
              [TD]müşabehet: benzeyiş[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nakş-ı san’at: san’atlı nakış, işleme[/TD]
              [TD]nefs: can, hayat, kişinin kendisi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]neşir: yayma, yayılma[/TD]
              [TD]nümune-i ekber: en büyük örnek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan ruh âlemine ait varlık[/TD]
              [TD]sikke-i fıtrat: yaratılış sikkesi, mührü[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tâlik etmek: sonraya bırakmak[/TD]
              [TD]vücut: beden, varlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zemin: yer, dünya[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #804073
              Anonim

                vazife-i fıtriyesini tekmil etmek gibi, çok cihetü’l-vahdet noktalarında, bedahetderecesinde tevhidi ilân ve Sânilerinin vâhid olduğunu ispat etmek ve kâinatınrububiyet cihetinde tecezzî ve inkısam kabul etmez bir küll ve küllî hükmünde bulunduğunu izhar etmektir.

                Evet, meselâ her baharda, nebatattan ve hayvanattan dört yüz bin nev’in hadsizefradlarını, beraber ve birbiri içinde, bir anda ve bir tarzda, yanlışsız, hatasızkemâl-i hikmet ve hüsn-ü san’atla icad etmek ve idare ve iaşe etmek; hem kuşların misâl-i musağğarları olan sineklerden tâ nümune-i ekberleri olan kartallara kadar hadsiz efradlarını yaratmak ve hava âleminde, seyahat ve yaşamalarına yardım eden cihazatı verip gezdirmek ve havayı şenlendirmekle beraber, yüzlerinde mu’cizâne birer sikke-i san’at ve cisimlerinde müdebbirânebirer hâtem-i hikmet ve mâhiyetlerinde mürebbiyâne birer turra-i ehadiyetkoymak; hem zerrât-ı taamiyeyi hüceyrat-ı bedeniyenin imdadına ve nebatatıhayvanatın imdadına ve hayvanatı insanların yardımına ve umum valideleriiktidarsız yavruların muavenetine hakîmâne, rahîmâne koşturmak, göndermek; hem dâire-i kehkeşandan ve manzume-i şemsiyeden ve anâsır-ı arziyeden, tâ gözhadekasının perdelerine ve gül goncasının yapraklarına ve mısır sümbülünün gömleklerine ve kavunun çekirdeklerine kadar mütedâhil dâireler gibi cüz’î ve küllîhükmünde aynı intizam ve hüsn-ü san’at ve aynı fiil ve kemâl-i hikmetle tasarruf etmek, elbette bedahet derecesinde ispat eder ki:

                Bu işleri yapan hem vâhiddir, birdir; herşeyde sikkesi var.
                Hem de hiçbir mekânda olmadığı gibi her mekânda hazırdır.
                Hem, güneş gibi, herşey Ondan uzak, O ise herşeye yakındır.

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
                [TD]anâsır-ı arziye: dünyadaki unsurlar; toprak, hava, su, ateş[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bedâhet: açıklık, aşikâr olma[/TD]
                [TD]cihazat: cihazlar, âletler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
                [TD]cihetü’l-vahdet: birlik ciheti, yönü[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cüz’î: ferdî, birey[/TD]
                [TD]dâire-i kehkeşan: samanyolu galaksisinin bulunduğu daire[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
                [TD]gonca: henüz açılmamış gül[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hadeka: göz bebeği[/TD]
                [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakîmâne: hikmetle, bir maksat ve gayeye yönelik bir şekilde[/TD]
                [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hâtem-i hikmet: hikmet mührü[/TD]
                [TD]hüceyrât-ı bedeniye: beden hücreleri[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hüsn-ü san’at: san’at güzelliği[/TD]
                [TD]icad etmek: yaratmak, var etmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]iktidar: güç, iktidar[/TD]
                [TD]imdad: yardım[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]inkısam: bölünme, parçalanma[/TD]
                [TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]izhar etmek: göstermek, ortaya çıkarmak[/TD]
                [TD]iâşe etmek: beslemek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kemâl-i hikmet: tam ve eksiksiz hikmet[/TD]
                [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]küll: bütün[/TD]
                [TD]küllî: bütün fertleri içine alan; tür, cins; kapsamlı varlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]manzume-i şemsiye: güneş sistemi[/TD]
                [TD]misal-i musağğar: küçültülmüş nümune[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muavenet: yardım[/TD]
                [TD]mu’cizane: mu’cizeli bir şekilde[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mâhiyet: özellik, nitelik, esas[/TD]
                [TD]müdebbirâne: tedbirli bir şekilde, herşeyi önceden düşünerek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mürebbiyâne: terbiye ederek ve yetiştirerek[/TD]
                [TD]mütedahil: iç içe, birbiri içinde[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                [TD]nev’i: çeşit, tür[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nümune-i ekber: en büyük örnek[/TD]
                [TD]rahîmâne: merhametli bir şekilde[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]rububiyet: rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
                [TD]sikke: damga, mühür[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sikke-i san’at: sanat damgası[/TD]
                [TD]tasarruf etmek: dilediği gibi kullanmak, faaliyet, icraat yapmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tecezzî: bölünme, parçalanma[/TD]
                [TD]tekmil etmek: tamamlamak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
                [TD]turra-i ehadiyet: Allah’ın birliğini herbir şeyde ayrı ayrı gösteren mühür, özel imza[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]umum: bütün, genel[/TD]
                [TD]vazife-i fıtriye: yaratılıştan gelen görev[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vâhid: bir[/TD]
                [TD]zerrât-ı taamiye: yiyecek zerreleri

                [/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #804074
                Anonim

                  Hem daire-i kehkeşan ve manzume-i şemsiye gibi en büyük şeyler Ona ağır gelmediği gibi, kandaki küreyvat, kalbdeki hatırat ondan gizlenmez, tasarrufundan hâriç kalmaz.
                  Hem herşey, ne kadar büyük ve çok olursa olsun, en küçük, en az birşey gibi ona kolaydır ki, sineği kartal sisteminde ve çekirdeği ağacın mahiyetinde ve bir ağacı bir bahçe suretinde ve bir bahçeyi bir bahar san’atında ve bir baharı bir haşirvaziyetinde suhuletle icad eder. Ve san’atça çok kıymettar şeyleri bize çok ucuz verir, ihsan eder. İstediği fiyat ise bir Bismillah ve bir Elhamdülillâhtır. Yani, o çok kıymettar nimetlerin makbul fiyatları, başta Bismillâhirrahmanirrahim veâhirinde Elhamdülillâh demektir.

                  Bu Dördüncü Hakikat dahi Risale-i Nur’da izah ve ispat edildiğinden, bu kısacık işaretle iktifa ediyoruz.
                  Bizim seyyahın ikinci menzilde gördüğü
                  BEŞİNCİ HAKİKAT

                  Kâinatın mecmuunda ve erkânında ve eczasında ve her mevcudunda bir intizam-ı ekmelin bulunması ve o memleket-i vâsianın tedvir ve idaresine medar olan veheyet-i umumiyesine taallûk eden maddeler ve vazifedarlar birer vâhid olması ve ohaşmetli şehir ve meşherde tasarruf eden isimler ve fiiller, birbiri içinde ve birer ve bir mahiyet ve vâhid ve her yerde aynı isim ve aynı fiil olmakla beraber, herşeyi veya ekser eşyayı ihataları ve şümûlleri, ve o ziynetli sarayın tedbirine ve şenlenmesine ve binasına medar olan unsurlar ve neviler, birbiri içinde ve birer ve bir mahiyet-i vâhide ve her yerde aynı unsur ve aynı nevi bulunmakla beraber,zeminin yüzünü ve ekserisini intişar ile ihâta etmeleri, elbette bedahetle vezaruretle iktiza eder ve delâlet eder ve şehadet eder ve gösterir ki, bu kâinatınSânii ve Müdebbiri ve bu memleketin Sultanı ve Mürebbîsi ve

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Bismillâh: Allah’ın adıyla[/TD]
                  [TD]Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Müdebbir: idare eden, yöneten ve ilmiyle herşeyin sonunu görüp, ona göre hikmetle iş yapan Allah[/TD]
                  [TD]Mürebbî: herşeyi terbiye eden, eğiten, yetiştiren Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
                  [TD]bedahet: açıklık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]daire-i kehkeşan: Samanyolu galaksisinin dairesi[/TD]
                  [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ecza: cüzler, parçalar[/TD]
                  [TD]ekser: çoğunluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur”[/TD]
                  [TD]erkân: esaslar, temel unsurlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
                  [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]haşir: âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
                  [TD]haşmetli: görkemli, heybetli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]heyet-i umumiye: genel yapı, bütün[/TD]
                  [TD]hâtırat: hâtıralar, anılar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]icad etmek: yoktan yaratmak, var etmek[/TD]
                  [TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihsan: bağış, ikram[/TD]
                  [TD]iktifa etmek: yetinmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                  [TD]intizam-ı ekmel: en mükemmel düzenlilik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]intişar etmek: yayılmak[/TD]
                  [TD]izah: açıklama[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]küreyvat: kürecikler; alyuvar ve akyuvarlar[/TD]
                  [TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mahiyet: esas, nitelik, özellik[/TD]
                  [TD]mahiyet-i vâhide: tek mahiyet, aynı özellik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]makbul: kabul gören, geçerli[/TD]
                  [TD]manzume-i şemsiye: güneş sistemi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mecmu: bütün, genel[/TD]
                  [TD]medar: dayanak noktası, eksen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]memleket-i vâsia: geniş, büyük memleket[/TD]
                  [TD]menzil: durak, yer[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mevcud: varlık[/TD]
                  [TD]meşher: sergi, fuar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nev’i: çeşit, tür[/TD]
                  [TD]seyyah: gezgin, yolcu[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]suhulet: kolaylık[/TD]
                  [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]taallûk etmek: ilgilendirmek, ait olmak[/TD]
                  [TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma, faaliyet, icraat[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tedbir: çekip çevirme, ihtiyacını karşılama[/TD]
                  [TD]tedvir: çekip çevirme, idare etme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]unsur: element[/TD]
                  [TD]vazifedar: vazifeli, görevli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vâhid: bir[/TD]
                  [TD]zaruret: zorunluluk, gereklilik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zemin: yer, dünya[/TD]
                  [TD]ziynet: süs[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âhir: son[/TD]
                  [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #804075
                  Anonim

                    bu sarayın Sahibi ve Bânisi birdir, tektir, vâhiddir, ehaddir. Misli ve nazîri olamaz ve veziri ve muîni yoktur. Şeriki ve zıddı olamaz. Aczi ve kusuru yoktur.

                    Evet, intizam tam bir vahdettir, birtek nazzâmı ister. Münakaşaya medar olanşirki kaldırmaz.
                    Madem bu kâinatın heyet-i mecmuasından, arzın yevmî ve senevî devranından tâ insanın simasına ve başının duygular manzumesine ve kandaki beyaz ve kırmızıküreyvâtın devranına ve cereyanına kadar küllî olsun cüz’î olsun herbir şeydehikmetli ve dikkatli bir intizam var. Elbette, bir Kadîr-i Mutlaktan ve bir Hakîm-i Mutlaktan başka hiçbir şey, kast ve icad suretiyle elini hiçbir şeye uzatamaz ve karışamazlar. Belki yalnız kabul ederler, mazhar ve münfail olurlar.
                    Ve madem tanzim etmek ve bilhassa gayeleri takip etmek ve maslahatları gözeterek bir intizam vermek, yalnız ilim ve hikmetle olur ve irade ve ihtiyar ile yapılır. Elbette ve her halde, bu hikmetperverâne intizam ve bu gözümüz önündekimaslahatkârâne çeşit çeşit hadsiz intizamat-ı mahlûkat, bedahet derecesindedelâlet ve şehadet eder ki, bu mevcudatın Hâlıkı ve Müdebbiri birdir, fâildir,muhtardır. Herşey Onun kudretiyle vücuda gelir, Onun iradesiyle birer vaziyet-i mahsusa alır ve Onun ihtiyarıyla bir suret-i muntazama giyer.

                    Hem, madem bu misafirhane-i dünyanın sobalı lâmbası birdir ve rûznâmeli kandili birdir ve rahmetli süngeri birdir ve ateşli aşçısı birdir ve hayatlı şurubu birdir vehimâyetli tarlası birdir. Bir, bir, bir—tâ bin birler kadar… Elbette, bu

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Bâni: binâ eden; herşeyin yapıcısı olan Allah[/TD]
                    [TD]Hakîm-i Mutlak: herşeyi bir gayeye yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde yapan, sınırsız hikmet sahibi Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah[/TD]
                    [TD]Kadir-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Müdebbir: idare eden, yöneten ve ilmiyle herşeyin sonunu görüp, ona göre hikmetle iş yapan Allah[/TD]
                    [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]arz: dünya[/TD]
                    [TD]bedahet: ap açıklık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                    [TD]cereyan: akım, hareket[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cüz’î: ferd, birey[/TD]
                    [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]devran: dönüp dolaşma[/TD]
                    [TD]ehad: bir olan ve birliği herbir varlıkta ayrı ayrı görülen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fâil: bir işi yapan; fiilin sahibi[/TD]
                    [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]heyet-i mecmua: bütün, genel yapı[/TD]
                    [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hikmetperverâne: her şeyde fayda ve yarar gözetir şekilde[/TD]
                    [TD]himâyet: koruma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]icad: var etme, vücuda getirme[/TD]
                    [TD]ihtiyar: istek, irade[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
                    [TD]intizamat-ı mahlûkat: yaratılan varlıklar içindeki düzen, intizam[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]irade: dileme, tercih[/TD]
                    [TD]kast: amaç, hedef[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                    [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]küllî: bütün fertleri içine alan; tür, cins; kapsamlı varlık[/TD]
                    [TD]küreyvat: kürecikler; alyuvar ve akyuvarlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]manzume: sistem, nizam[/TD]
                    [TD]maslahat: fayda, yarar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]maslahatkârâne: belli yararlara göre iş yaparak, yerine göre davranarak[/TD]
                    [TD]mazhar: ayna olma, yansıma yeri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]medar: sebep, vesile[/TD]
                    [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]misafirhane-i dünya: dünya misafirhanesi[/TD]
                    [TD]misl: benzer[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muhtar: ihtiyar ve irade sahibi[/TD]
                    [TD]muîn: yardımcı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]münfail: edilgen; fiile, kast ve icada maruz kalan[/TD]
                    [TD]nazir: benzer, eş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nazzâm: düzen veren[/TD]
                    [TD]rahmet: şefkat, merhamet[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]rûznâme: günlük olayların yazıldığı defter[/TD]
                    [TD]rûznâmeli kandil: güneş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]senevî: yıllık[/TD]
                    [TD]sima: yüz, çehre[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                    [TD]suret-i muntazama: düzenli, intizamlı suret, görünüş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tanzim etmek: düzenlemek[/TD]
                    [TD]vahdet: birlik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vaziyet-i mahsusa: özel vaziyet, durum[/TD]
                    [TD]vâhid: bir olan ve birliği herşeyi kaplayan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
                    [TD]yevmî: günlük[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
                    [TD]şerik: ortak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #804076
                    Anonim

                      bir birler bedahetle şehadet eder ki, bu misafirhanenin Sânii ve Sahibi birdir. Hemgayet kerîm ve misafirperverdir ki, bu yüksek ve büyük memurlarını zîhayatyolcularına hizmetkâr edip istirahatlarına çalıştırıyor.

                      Hem madem dünyanın her tarafında tasarruf eden ve nakışları ve cilveleri görünen Hakîm, Rahîm, Musavvir, Müdebbir, Muhyî, Mürebbî gibi isimler ve hikmetve rahmet ve inayet gibi şe’nler ve tasvir ve tedvir ve terbiye gibi fiiller birdirler. Her yerde aynı isim, aynı fiil birbiri içinde, hem nihayet mertebede, hemihatalıdırlar. Hem birbirinin nakşını öyle tekmil ederler ki, güya o isimler ve o fiiller ittihad edip, kudret ayn-ı hikmet ve rahmet ve hikmet ayn-ı inayet ve hayat oluyor. Meselâ, hayat verici ismin bir şeyde tasarrufu göründüğü anda, yaratıcı vetasvir edici ve rızık verici gibi çok isimlerin aynı anda, her yerde, aynı sistemdetasarrufatları görünüyor. Elbette ve elbette bedahetle şehadet eder ki, o ihatalıisimlerin müsemmâsı ve her yerde aynı tarzda görünen şümûllü fiillerin fâili birdir, tektir, vâhiddir, ehaddir. Âmennâ ve saddaknâ.

                      Hem madem masnuatın maddeleri ve mayeleri olan unsurlar zemini ihata ederler. Ve mahlûkattan, vahdeti gösteren çeşit çeşit sikkeleri taşıyan nevilerin herbiri bir iken rû-yi zeminde intişar edip istilâ ederler. Elbette bedahetle ispat eder ki, o unsurlar müştemilâtıyla ve o neviler efradıyla birtek Zâtın malıdır, mülküdür. Ve öyle bir Vâhid-i Kadîrin masnuları ve hizmetkârlarıdır ki, o kocaistilâcı unsurları, gayet itaatli bir hizmetçi ve o zeminin her tarafına dağılannevileri gayet intizamlı bir nefer hükmünde istihdam eder.


                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
                      [TD]Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Musavvir: herşeye kendine lâyık güzel şekil ve suretler veren Allah[/TD]
                      [TD]Müdebbir: idare eden, yöneten ve ilmiyle herşeyin sonunu görüp, ona göre hikmetle iş yapan Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Mürebbî: herşeyi terbiye eden, eğiten, yetiştiren Allah[/TD]
                      [TD]Rahîm: rahmeti herbir varlıkta tecelli eden, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
                      [TD]Vâhid-i Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi olan, ve birliği herşeyi kaplayan Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ayn-ı hikmet: hikmetin kendisi[/TD]
                      [TD]ayn-ı inâyet: tam bir inâyet, düzen[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]bedâhet: ap açıklık, aşikâr olma[/TD]
                      [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
                      [TD]ehad: bir olan ve herbir varlıkta birliği tecellî eden[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]fâil: işi yapan, özne[/TD]
                      [TD]gayet: son derece[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                      [TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ihata etmek: kuşatmak, kapsamak[/TD]
                      [TD]ihâtalı: kuşatıcı, kapsamlı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]inayet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan ilâhî nizam, düzen[/TD]
                      [TD]intizamlı: düzenli, tertipli[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]intişar etmek: yayılmak[/TD]
                      [TD]istihdam etmek: çalıştırmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]istilâ: kuşatma, yayılma, kaplama[/TD]
                      [TD]istirahat: dinlenme, rahatlama[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ittihad etmek: birleşmek[/TD]
                      [TD]kerîm: cömert, ikram sahibi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                      [TD]mahlûkat: yaratılmışlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]masnu: san’at eseri varlık[/TD]
                      [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]maye: maya, asıl, temel[/TD]
                      [TD]misafirperver: misafirden hoşlanan, misafire iyi davranan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müsemmâ: isimlendirilmiş, isim sahibi[/TD]
                      [TD]müştemilât: içindekiler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nefer: asker, er[/TD]
                      [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nihayet derecede: sonsuz derece[/TD]
                      [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]rû-yi zemin: yeryüzü[/TD]
                      [TD]saddaknâ: inanıyor ve tasdik ediyoruz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sikke: damga, mühür[/TD]
                      [TD]tasarrufat: dilediği gibi kullanma ve idare etmeler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tasvir: suret ve şekil verme[/TD]
                      [TD]tedvir: çekip çevirme, idare etme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tekmil etmek: mükemmelleştirmek[/TD]
                      [TD]terbiye: besleme, yetiştirme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]unsur: element[/TD]
                      [TD]vahdet: birlik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vâhid: bir olan ve birliği herşeyi kaplayan[/TD]
                      [TD]zemin: yer, dünya[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                      [TD]âmennâ: iman ettik, inandık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
                      [TD]şe’n: hal, iş, özellik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şümullü: kapsamlı[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #804147
                      Anonim

                        Bu hakikat dahi Risaletü’n-Nur’da ispat ve izah edildiğinden, burada bu kısa işaretle iktifa ediyoruz.
                        Bizim yolcu, bu beş hakikatten aldığı feyz-i imanî ve zevk-i tevhidî neşesiylemüşahedatını hülâsa ve hissiyatını tercüme ederek, kalbine diyor:

                        Bak kitab-ı kâinatın safha-i rengînine,
                        Hâme-i zerrin-i kudret, gör ne tasvir eylemiş.
                        Kalmamış bir nokta-yı muzlim çeşm-i dil erbabına,
                        Sanki âyâtın Hüdâ, nur ile tahrir eylemiş.

                        Hem bil ki:

                        Kitab-ı âlemin evrakıdır eb’âd-ı nâmahdud,
                        Sütûr-u hâdisat-ı dehrdir âsâr-ı nâmadûd.
                        Yazılmış destgâh-ı levh-i mahfuz-u hakikatte
                        Mücessem lâfz-ı mânidardır, âlemde her mevcud.
                        Hem dinle:
                        جُو لاٰۤ اِلٰهَ الاَّ اللهُ بَرَابَرْ مِيذَنَنْدْ هَرْشَىْ دَمَادَمْ جُويَدَنْدْ يَاحَقْ سَرَاسَرْ كُويَدْنَنْدْ يَاحَىُّ blank.gif1
                        نَعَمْ؛ وَفِى كُلِّ شَىْءٍ لَهُ اٰيَةٌ تَدُلُّ عَلٰۤى اَنَّهُ وَاحِدٌ blank.gif2
                        diyerek, kalbiyle beraber nefsi dahi tasdik ederek “Evet, evet” dediler.
                        İşte, dünya misafiri ve kâinat seyyahının ikinci menzilde müşahede ettiği beşhakikat-i tevhidiyeye kısa bir işaret olarak, Birinci Makamın İkinci Babında, ikincimenzile ait böyle denilmiş:
                        لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الْوَاحِدُ اْلاَحَدُ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وَحْدَتِهِ فِى وُجُوبِ وُجُودِهِ:

                        [BILGI]Dipnot-1 Bir baştan diğer başa herşey, her zaman Lâilâhe İllallah zikrini ilân ediyor ve Yâ Hak, Yâ Hay diye haykırıyorlar.

                        Dipnot-2 Evet, “Herbir şeyde, Onun bir olduğuna delâlet eden bir âyet vardır.” İbnü’l-Mu’tez’ın bir şiirinden alınmıştır. İbn-i Kesîr, Tefsîrü’l-Kur’ani’l-Azîm,1:24.[/BILGI]

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Hüdâ: Cenâb-ı hak, Allah[/TD]
                        [TD]destgâh-ı levh-i mahfuz-u hakikat: gerçekte herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhasının tezgâhı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]eb’âd-ı nâmahdud: sınırsız uzaklıklar[/TD]
                        [TD]evrak: yapraklar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]feyz-i iman: imanın bereketi[/TD]
                        [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hakikat-i tevhidiye: tevhid gerçeği[/TD]
                        [TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hâme-i zerrîn-i kudret: kudretin altın kalemi[/TD]
                        [TD]hülâsa: kısaca, özet[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]iktifa etmek: yetinmek[/TD]
                        [TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kitab-ı kâinat: kâinat kitabı, evren[/TD]
                        [TD]kitab-ı âlem: âlem kitabı, kâinat[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                        [TD]lâfz-ı mânidar: mânalı, anlamlı söz[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]menzil: durak, yer[/TD]
                        [TD]muzlim: karanlık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mücessem: cisimleşmiş, maddî yapı kazanmış[/TD]
                        [TD]müşahedat: gözlemleme, seyretme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müşahede: görme, gözlem[/TD]
                        [TD]nefis: kişinin kendisi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]safha-i rengîn: renkli ve parlak sayfa[/TD]
                        [TD]seyyah: gezgin, yolcu[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sütûr-u hâdisat-ı dehr: zamanın, çağın olaylarının satırları[/TD]
                        [TD]tahrir eylemek: yazmak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak[/TD]
                        [TD]tasvir: anlatma; şekil ve suret verme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zevk-i tevhidî: Allah’ı bilmenin ve Ona inanmanın verdiği mânevî zevk, lezzet[/TD]
                        [TD]âsâr-ı nâmadûd: sayısız eserler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âyât: âyetler, deliler[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #804148
                        Anonim

                          مُشَاهَدَةُ حَقِيقَةِ الْكِبْرِيَاءِ وَالْعَظَمَةِ فِى الْكَمَالِ وَاْلاِحَاطَةِ. وَكَذَا مُشَـاهَدَةُ حَقِيقَةِ ظُهُورِ اْلاَفْعَالِ بِاْلاِطْلاَقِ وَعَدَمِ النِّهَايَةِ، لاَ تُقَيِّدُهَا اِلاَّ اْلاِرَادَةُ وَالْحِكْمَةُ. وَكَذَا مُشَاهَدَةُ حَقِيقَةِ اِيجَادِ الْمَوْجُودَاتِ بِالْكَثْرَةِ الْمُطْلَقَةِ فِى السُّرْعَةِ الْمُطْلَقَةِ، وَخَلْقُ الْمَخْلُوقَاتِ بِالسُّهُولَةِ الْمُطْلَقَةِ فِى اْلاِتْقَانِ الْمُطْلَقِ، وَاِبْدَاعُ الْمَصْنُوعَاتِ بِالْمَبْذُولِيَّةِ الْمُطْلَقَةِ فِى غَايَةِ حُسْنِ الصَّنْعَةِ وَغُلُوِّ الْقِيْمَةِ. وَكَذَا مُشَاهَدَةُ حَقِيقَةِ وُجُودِ الْمَوْجُودَاتِ عَلٰى وَجْهِ الْكُلِّ وَالْكُلِّيَّةِ وَالْمَعِيَّةِ وَالْجَامِعِيَّةِ وَالتَّدَاخُلِ وَالْمُنَاسَبَةِ. وَكَذَا مُشَاهَدَةُ حَقِيقَةِ اْلاِنْتِظَامَاتِ الْعَامَّةِ الْمُنَافِيَةِ لِلشَّرِكَةِ. وَكَذَا مُشَاهَدَةُ وَحْدَةِ مَدَارَاتِ تَدَابِيرِ الْكَاۤئِنَاتِ الدَّالَّةِ عَلٰى وَحْدَةِ صَانِعِهَا بِالْبَدَاهَةِ. وَكَذَا وَحْدَةُ اْلاَسْمَاۤءِ وَاْلاَفْعَالِ الْمُتَصَرِّفَةِ الْمُحِيطَةِ، وَكَذَا وَحْدَةُ الْعَنَاصِرِ وَاْلاَنْوَاعِ الْمُنْتَشِرَةِ الْمُسْتَوْلِيَةِ عَلٰى وَجْهِ اْلاَرْضِ blank.gif1
                          Sonra, o seyyah-ı âlem asırlarda gezerken, Müceddid-i Elf-i Sâni İmam-ı Rabbânî Ahmed-i Farûkî’nin medresesine rast geldi, girdi, onu dinledi. O imam, ders verirken diyordu:
                          “Bütün tarîkatlerin en mühim neticesi hakaik-ı imaniyenin inkişafıdır” ve “Birtek mesele-i imaniyenin vuzuhla inkişafı, bin kerâmâta ve ezvâkamüreccahtır.”
                          Hem diyordu: “Eski zamanda, büyük zâtlar demişler ki: ‘Mütekellimînden ve ilm-i kelâm ulemasından birisi gelecek, bütün hakaik-i imaniye ve İslâmiyeyi


                          [BILGI]Dipnot-1 Allah’tan başka ilâh yoktur. O Vâhid-i Ehad ki, kemâlli ve ihatalı kibriya ve azamet hakikatinin müşahedesi, kezâ ef’âlinin ıtlak ve nihayetsizlikle zuhurları ve Onun irade ve hikmetinden başka hiçbir şeyin bu fiilleri takyid edememesi hakikatinin müşahedesi, kezâ mevcudatın sür’at-i mutlaka içinde kesret-i mutlaka ile icadı ve mahlûkatın itkan-ı mutlak içinde suhulet-i mutlaka ile halk edilmesi ve masnuatın nihayet-i hüsn-ü san’at ve ülüvv-ü kıymet içinde mebzuliyet-i mutlaka ile ibdâı hakikatlerinin müşahedesi, kezâ mevcudatın bir küll ve küllî halinde ve beraberlik ve câmiiyet ve tedahül ve münasebet içinde vücut bulması hakikatinin müşahedesi, kezâ şirki nefyeden intizamat-ı âmme hakikatinin müşahedesi, kezâ Sâni-i Kâinatın bir olduğuna bedahetle delâlet eden ve kâinatın tedbirine medar olan şeylerdeki vahdetin müşahedesi, kezâ kâinatta tasarruf eden ve herşeyi muhît olan ef’âl ve esmânın birliği, kezâ yeryüzünde münteşir olan istilâ edici unsurların ve nevilerin birliği, Onun vücub-u vücud içindeki vahdetine delâlet eder.[/BILGI]

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Müceddid-i Elf-i Sâni: hicrî ikinci bin yılının müceddidi, yenileyicisi olan İmam-ı Rabbânî (r.a.)[/TD]
                          [TD]ezvâk: mânevî zevkler, lezzetler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hakaik-i imâniye: iman hakikatleri, esasları[/TD]
                          [TD]ilm-i kelâm: kelâm ilmi; iman hakikatlerini ispat eden ve açıklayan bilim dalı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]inkişaf: açığa çıkma, açılma[/TD]
                          [TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görünen olağanüstü haller[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mesele-i imaniye: imana dair mesele[/TD]
                          [TD]müreccah: tercih edilen[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mütekellimîn: kelâm âlimleri[/TD]
                          [TD]seyyah-ı âlem: dünya yolcusu[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tarîkat: mânevî ilerlemeye götüren yol[/TD]
                          [TD]ulema: âlimler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vuzuh: açıklık[/TD]
                          [TD]İmam-ı Rabbânî Ahmed-i Farûkî: (bk. bilgiler – İmam-ı Rabbânî)[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #804149
                          Anonim

                            delâil-i akliye ile kemâl-i vuzuhla ispat edecek.’ Ben istiyorum ki, ben o olsam, belkiHAŞİYE-1 o adamım” diye, iman ve tevhid bütün kemâlât-ı insaniyenin esası, mayesi, nuru, hayatı olduğunu ve blank.gif1 تَفَكُّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ سَنَةٍdüsturu, tefekkürat-ı imaniyeye ait bulunması ve Nakşî tarîkatında hafî zikrin ehemmiyeti ise, bu çok kıymettar tefekkürün bir nev’iolmasıdır diye tâlim ederdi.
                            Seyyah tamamıyla işitti, döndü, nefsine dedi ki:
                            Madem bu kahraman imam böyle diyor, ve madem bir zerre kuvvet-i imaniyenin ziyadeleşmesi bir batman marifet ve kemâlâttan daha kıymetlidir ve yüz ezvâkın balından daha tatlıdır.
                            Ve madem, bin seneden beri iman ve Kur’ân aleyhinde teraküm eden Avrupafeylesoflarının itirazları ve şüpheleri yol bulup ehl-i imana hücum ediyor. Ve birsaadet-i ebediyenin ve bir hayat-ı bâkiyenin ve bir Cennet-i daimenin anahtarı,medarı, esası olan erkân-ı imaniyeyi sarsmak istiyorlar. Elbette herşeyden evvel imanımızı taklitten tahkike çevirip kuvvetlendirmeliyiz.
                            Öyle ise, haydi ileri! Gel, bulduğumuz birer dağ kuvvetindeki bu yirmi dokuzmertebe-i imaniyeyi namazın mübarek tesbihatının mübarek adedi olan otuz üçmertebesine iblâğ etmek fikriyle, bu ibretgâhın bir üçüncü menzilini daha görmek için Bismillâhirrahmânirrahîm’in anahtarı ile zîhayat âlemindeki idare ve iaşe-i Rabbâniyenin kapısını çalmalıyız ve açmalıyız diyerek, mahşer-i acaip ve


                            [BILGI]Haşiye-1
                            Zaman ispat etti ki, o adam, adam değil, Risale-i Nur’dur. Belki ehl-i keşif Risale-i Nur’u ehemmiyetsiz olan tercümanı ve nâşiri sûretinde keşiflerinde müşahede etmişler, “bir adam” demişler.

                            Dipnot-1 “Bir saat tefekkür, bir sene nafile ibadetten daha hayırlıdır.” el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: 1:310; Gazâlî, İhyâu Ulûmü’d-Dîn: 4:409 (Kitâbu’t-Tefekkür); el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid: 1:78.[/BILGI]

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla[/TD]
                            [TD]Nakşî tarîkatı: (bk. bilgiler – Şâh-ı Nakşîbend)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]batman: yaklaşık 8 kg. ağırlığında bir ağırlık ölçüsü[/TD]
                            [TD]delâil-i akliye: aklî deliller[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]düstur: kâide, kural[/TD]
                            [TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ehl-i iman: Allah’a ve iman esaslarına inanan kimseler, mü’minler[/TD]
                            [TD]ehl-i keşif: mâneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]erkân-ı imaniye: iman rükünleri, esasları[/TD]
                            [TD]ezvâk: zevkler, lezzetler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]feylesof: filozof, felsefeci[/TD]
                            [TD]hafî: gizli, sessiz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hayat-ı bâkiye: devamlı ve kalıcı olan âhiret hayatı[/TD]
                            [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]iaşe-i Rabbâniye: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın beslemesi, yedirip içirmesi[/TD]
                            [TD]iblâğ etmek: eriştirmek, ulaştırmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ibretgâh: ibret yeri[/TD]
                            [TD]kemâl-i vuzuh: mükemmel bir açıklık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kemâlât: mükemmellikler, kusursuzluklar[/TD]
                            [TD]kemâlât-ı insaniye: insanın mükemmel özellikleri, üstün yetenekleri[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]keşif: kalb gözüyle görme, mânevî âlemlere ait bazı olayları ve hakikatleri görme[/TD]
                            [TD]kuvvet-i iman: imanın kuvveti[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
                            [TD]mahşer-i acaip: hayret uyandırıcı olayların toplandığı yer[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]marifet: Allah’ı bilme ve tanıma[/TD]
                            [TD]medar: dayanak noktası, eksen[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]menzil: durak, yer[/TD]
                            [TD]mertebe: derece, makam[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mertebe-i imaniye: iman mertebesi, derecesi[/TD]
                            [TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müşahede etmek: gözlemlemek, seyretmek[/TD]
                            [TD]nefis: kişinin kendisi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nev’i: çeşit, tür[/TD]
                            [TD]nâşir: neşreden, yazan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
                            [TD]seyyah: gezgin, yolcu[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tahkik: doğruluğunu araştırma, araştırarak kesin delillere dayanma[/TD]
                            [TD]tefekkür: düşünme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tefekkürat-ı imaniye: imanî tefekkürler, düşünceler[/TD]
                            [TD]teraküm etmek: birikmek, yığılmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
                            [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tâlim: öğretme, eğitme[/TD]
                            [TD]zerre: atom[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ziyadeleşmek: artmak, çoğalmak[/TD]
                            [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #804150
                            Anonim

                              mecma-i garaip olan bu üçüncü menzilin kapısını istirhamla çaldı, Bismillâhi’l-Fettâh ile açtı. Üçüncü menzil göründü. Girdi, gördü ki, dört hakikat-i muazzamave muhita o menzili ışıklandırıyorlar ve güneş gibi tevhidi gösteriyorlar.
                              Birinci Hakikat
                              Fettâhiyet hakikatidir.
                              Yani Fettâh isminin tecellîsiyle, basit bir maddeden ayrı ayrı, çeşit çeşit, hadsizmuntazam suretlerin, beraber, her tarafta, bir anda, bir fiil ile açılmasıdır.
                              Evet, nasıl ki umum kâinatın bağistanında ayrı ayrı hadsiz mevcudatı, çiçeklermisillü, Fettâh ismiyle her birisine münasip bir tarz-ı muntazam ve bir şahsiyet-i mümtâze kudret-i fâtıra açmış, vermiş. Aynen öyle de, fakat daha mu’cizatlı olarak, zemin bahçesinde dört yüz bin enva-ı zîhayata dahi, her birisine gayetsan’atlı ve hikmetli bir suret-i mevzune ve müzeyyene ve mümtâze vermiş
                              يَخْلُقُكُمْ فِى بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ فِى ظُلُمَاتٍ ثَلٰثٍ ذٰلِكُمُ اللهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ هُوَ فَأَنّٰى تُصْرَفُونَ blank.gif1
                              إِنَّ اللهَ لاَ يَخْفٰى عَلَيْهِ شَىْءٌ فِى اْلاَرْضِ وَلاَ فِى السَّمَاۤءِ هُوَ الَّذِى يُصَوِّرُكُمْ فِى اْلاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُ لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ blank.gif2
                              âyetlerin ifadesiyle, tevhidin en kuvvetli delili ve kudretin en hayretli mu’cizesi,suretleri açmasıdır. Bu hikmete binaen, feth-i suver hakikati tekrarla birkaçsuretlerde


                              [BILGI]Dipnot-1
                              “Annelerinizin karnında sizi üç karanlık içinde, bir yaratılıştan diğerine çevirerek yaratıyor. İşte Rabbiniz olan Allah Odur; bütün mülk Ona âittir. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O halde yüzünüz nasıl haktan çevrilir?” Zümer Sûresi, 39:6.

                              Dipnot-2 “Ne yerde ve ne de gökte hiçbir şey Allah’tan gizli kalmaz. Annelerinizin rahimlerinde size dilediği gibi bir suret veren Odur. Ondan başka ilâh yoktur. Onunkudreti herşeye galiptir ve hikmeti herşeyi kuşatır.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:5, 6.[/BILGI]

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Bismillâhi’l-Fettâh: Allah’ın Fettâh ismiyle[/TD]
                              [TD]Fettâh: açan; her şeye lâyık bir şekil ve suret veren Allah[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]bağistan: bağ, bahçe[/TD]
                              [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]envâ-ı zîhayat: canlı çeşitleri, nevileri[/TD]
                              [TD]feth-i suver: Allah’ın Fettâh isminin tecellisiyle her canlıda suretlerin açılması, yaratılması[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]fettâhiyet: fethedicilik; Allah’ın her şeye lâyık bir şekil ve suret verme sıfatı[/TD]
                              [TD]gayet: son derece[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                              [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hakikat-i muazzama: çok büyük hakikat, gerçek[/TD]
                              [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]istirham: merhamet dileme[/TD]
                              [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kudret-i fâtıra: yaratıcı kudret[/TD]
                              [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mecma-i garaip: hayret verici şeylerin toplandığı yer[/TD]
                              [TD]menzil: durak, yer[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                              [TD]misillü: gibi, benzeri[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muhit: her şeyi kaplayan ve kuşatan büyük hakikat[/TD]
                              [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler[/TD]
                              [TD]mu’cizât: mu’cizeler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mümtâze: seçkin, üstün[/TD]
                              [TD]münasip: uygun[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müzeyyen: süslü, güzel[/TD]
                              [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]suret-i mevzune: ölçülü, güzel sûret[/TD]
                              [TD]tarz-ı muntazam: düzenli, intizamlı tarz[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tecellî: belirme, görünme[/TD]
                              [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]umum: bütün, genel[/TD]
                              [TD]zemin: yer, dünya[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şahsiyet-i mümtâze: şeçkin bir şahsiyet[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #804151
                              Anonim

                                Risaletü’n-Nur’da ve bilhassa bu risalenin İkinci Makamının Birinci Babında, Altıncı ve Yedinci Mertebelerinde ispat ve beyan edilmesinden, onlara havale edip, burada bu kadar deriz ki:

                                Fenn-i nebatat ve fenn-i hayvanatın şehadetiyle ve tetkikat-ı amîkasıyla, bu feth-i suverde öyle bir ihata ve şümul ve san’at var ki, birtek Vâhid-i Ehadden ve herşeyde herşeyi görebilecek ve yapabilecek bir Kadîr-i Mutlaktan başka hiçbir şey bu cemiyetli ve ihatalı fiile sahip olamaz. Çünkü, bu feth-i suver fiili ise, her yerde ve her anda bulunan, nihayetsiz bir kudretin içinde nihayet derecede bir hikmet, bir dikkat, bir ihata ister. Ve böyle bir kudret ise, ancak bütün kâinatı idare eden birtek Zâtta bulunabilir.

                                Evet, meselâ mezkûr âyetlerin ferman ettikleri gibi üç karanlık içinde bütünvalidelerin erhamında insanların suretlerini ayrı ayrı, mizanlı, imtiyazlı, ziynetli veintizamlı olarak, hem şaşırmadan, yanlış etmeden, karıştırmadan, basit bir maddeden açmak ve yaratmak olan fettâhiyet; ve umum rû-yi zeminde aynıkudret, aynı hikmet, aynı san’atla umum insanları ve hayvanları ve nebatları ihataeden bu feth-i suver hakikatı, vahdâniyetin en kuvvetli bir burhanıdır. Çünkü,ihata etmek bir vahdettir; şirke yer bırakmaz. Ve Birinci Babda vücub-u vücudaşehadet eden on dokuz hakikat, nasıl ki vücutlarıyla Hâlıkın vücuduna delâlet ederler; öyle de ihatalarıyla da vahdete şehadet ederler.
                                Bizim yolcunun üçüncü menzilde gördüğü
                                İkinci Hakikat
                                Rahmâniyet hakikatidir
                                Yani, gözümüzle görüyoruz: Birisi var ki, bize, zemin yüzünü rahmetin binlerle hediyeleriyle doldurmuş, bir ziyafetgâh yapmış ve Rahmâniyetin yüz binlerle

                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah[/TD]
                                [TD]Kadir-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Rahmâniyet: Allah’ın bütün varlıkları kuşatan merhamet edicilik sıfatı[/TD]
                                [TD]Vâhid-i Ehad: bir ve tek olan, birliği bütün varlıkları kuşattığı gibi herbir varlıkta da tecellî eden Allah[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bab: bölüm, kısım[/TD]
                                [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                                [TD]burhan: güçlü delil, kanıt[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cemiyetli: kapsamlı[/TD]
                                [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]erham: rahimler[/TD]
                                [TD]fenn-i hayvanat: zooloji ilmi; hayvanları inceleyen ve onlar hakkındaki bilgi veren ilim dalı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]fenn-i nebatat: botanik ilmi; bitkileri inceleyen ve onlar hakkında bilgi veren ilim dalı[/TD]
                                [TD]ferman etmek: buyurmak, emretmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]feth-i suver: Allah’ın Fettâh isminin tecellisiyle her canlıda suretlerin açılması, yaratılması[/TD]
                                [TD]fettâhiyet: fethedicilik; Allah’ın her şeye lâyık bir şekil ve suret verme sıfatı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                                [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ihata: içine alma, kapsama, kuşatma[/TD]
                                [TD]ihâtalı: kuşatıcı, kapsamlı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]imtiyaz: ayrıcalık, ayırd edici özellik[/TD]
                                [TD]intizamlı: düzenli, tertipli[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                                [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]menzil: durak[/TD]
                                [TD]mezkûr: adı geçen[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
                                [TD]nebat: bitki[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nihayet derecede: sonsuz derecede[/TD]
                                [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                                [TD]rû-yi zemin: yeryüzü[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]suret: yüz; biçim, şekil[/TD]
                                [TD]tetkikat-ı amîka: etraflı, derin araştırmalar, incelemeler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]umum: bütün, genel[/TD]
                                [TD]vahdet: birlik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu ve ortağının bulunmayışı[/TD]
                                [TD]valide: anne[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
                                [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zemin: yer, dünya[/TD]
                                [TD]ziyafetgâh: ziyafet yeri[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ziynet: süs[/TD]
                                [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
                                [TD]şümul: kapsamlılık[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #804152
                                Anonim

                                  ayrı ayrı lezzetli taamları içinde dizilmiş bir sofra etmiş; ve zemin içini rahîmiyetve hakîmiyetin binlerle kıymettar ihsanlarını câmi’ bir mahzen yapmış; ve zemini,devr-i senevîsinde, bir ticaret gemisi hükmünde, her sene âlem-i gaybdanlevazımat-ı insaniye ve hayatiyenin yüz bin çeşitlerinden en güzellerini içine alarak yüklenmiş bir nevi sefine veya şimendifer gibi ve her baharı ise, erzak ve elbisemizi taşıyan bir vagon hükmünde olarak bizlere gönderir, bizi gayetrahîmâne beslettirir. Ve bütün o hediyelerden, o nimetlerden istifade etmemiz için bize de yüzlerle ve binlerle iştihalar, ihtiyaçlar, duygular, hissiyatlar, hisler vermiş.

                                  Evet, Âyet-i Hasbiyeye dair olan Dördüncü Şuâda izah ve ispat edildiği gibi, bize öyle bir mide vermiş ki, hadsiz taamlardan lezzet alır.
                                  Ve öyle bir hayat ihsan etmiş ki, duygularıyla, bir sofra-i nimet gibi, koca cismânîâlemde, hadsiz nimetlerinden istifade eder.
                                  Ve öyle bir insaniyet bize lütfetmiş ki, akıl ve kalb gibi çok âletleriyle hem maddî, hem mânevî âlemin nihayetsiz hediyelerinden zevk alır.
                                  Ve öyle bir İslâmiyet bize bildirmiş ki, âlem-i gayb ve âlem-i şehadetin nihayetsizhazinelerinden nur alır.
                                  Ve öyle bir iman hidâyet etmiş ki, dünya ve âhiret âlemlerinin hasra gelmezenvârından ve hediyelerinden tenevvür edip müstefid eder.
                                  Güya rahmet tarafından bu kâinat hadsiz antika ve acip ve kıymetli şeylerle tezyin edilmiş bir saraydır. Ve bütün o saraydaki hadsiz sandıkları ve menzilleri açacak anahtarlar insanın ellerine verilmiş ve bütün onlardan istifade ettirecek olan ihtiyaçlar, hissiyatlar insanın fıtratına verilmiş.

                                  İşte böyle dünyayı ve âhireti ve herşeyi kaplamış bir rahmet—elbette o rahmetvâhidiyet içinde bir ehadiyetin cilvesidir.
                                  Yani, nasıl ki güneşin ziyası, mukàbilindeki umum eşyayı ihata etmesiylevâhidiyete bir misal olduğu gibi, parlak ve şeffaf herbir şey dahi, kàbiliyetine göre

                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
                                  [TD]cismanî: bedenle ilgili[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]câmi’: kapsamlı, içine alan[/TD]
                                  [TD]devr-i senevî: dünyanın güneş etrafındaki yıllık hareketi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin her bir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
                                  [TD]envâr: nurlar, ışıklar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]erzak: rızıklar[/TD]
                                  [TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
                                  [TD]güya: sanki[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                                  [TD]hakîmiyet: Allah’ın herşeyi hikmetle, bir gayeye yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tem yerli yerinde yaratma sıfatı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hasra gelmez: sınırlanmaz[/TD]
                                  [TD]hidayet etmek: doğru yola erdirmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
                                  [TD]ihata etme: kuşatma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ihsan: bağış, ikram[/TD]
                                  [TD]istifade: faydalanma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]izah: açıklama[/TD]
                                  [TD]iştiha: iştah[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
                                  [TD]levâzımât-ı insaniye: insanlar için gerekli şeyler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mahzen: depo[/TD]
                                  [TD]menzil: durak, yer[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]misal: örnek[/TD]
                                  [TD]mukàbil: karşılık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]müstefid etmek: faydalandırmak, yararlandırmak[/TD]
                                  [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
                                  [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]rahîmiyet: Allah’ın herbir varlıkta tecellî eden merhamet edicilik sıfatı[/TD]
                                  [TD]rahîmâne: merhametli bir şekilde[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]sefine: gemi[/TD]
                                  [TD]sofra-i nimet: nimet sofrası[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]taam: gıda, yiyecek[/TD]
                                  [TD]tenevvür etmek: nurlanmak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tezyin etmek: süslemek[/TD]
                                  [TD]umum: bütün, genel[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vâhidiyet: Allah’ın bütün varlıkları kaplayan birlik tecellîsi[/TD]
                                  [TD]zemin: yer, dünya[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ziya: ışık, parlaklık[/TD]
                                  [TD]Âyet-i Hasbiye: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” anlamındaki“ Hasbünallâhi ve ni’me’l-vekil” âyeti[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]âlem-i gayb: gayb âlemi, bilinmeyen ve görünmeyen âlem[/TD]
                                  [TD]âlem-i şehadet: görünen âlem, kâinat[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şeffaf: saydam, parlak[/TD]
                                  [TD]şimendifer: tren[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şuâ: parıltı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 76 ile 90 arası (toplam 102)
                                • ‘Yedinci Şuâ’ konusu yeni yanıtlara kapalı.