• Bu konu 100 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 61 ile 75 arası (toplam 102)
  • Yazar
    Yazılar
  • #803670
    Anonim

      menşeleri olan bin bir esmâ-i İlâhiyenin hadsiz cilveleriyle ve o güzel isimlerinmenbaı olan yedi sıfât-ı Sübhâniyenin nihayetsiz tecellîleriyle, o yedi muhit ve kudsîsıfatların madeni ve mevsufu olan ezelî ve ebedî bir Zât-ı Zülcelâlin vücub-u vücuduna ve vahdetine hadsiz işaretler ve nihayetsiz şehadetler ettikleri gibi; bütün omevcudatta bulunan bütün hüsünler, cemâller, kıymetler, kemâller dahi, ef’âl-i Rabbâniyenin ve esmâ-i İlâhiyenin ve sıfât-ı Samedâniyenin ve şuûnât-ı Sübhâniyenin, kendilerine lâyık ve muvafık kudsî cemâllerine ve kemâllerine ve hepsi birden Zât-ı Akdesin kudsî cemâline ve kemâline bedahetle şehadet ederler.

      İşte, faaliyet hakikati içinde tezahür eden rububiyet hakikati, ilim ve hikmetle halk ve icad ve sun’ ve ibdâ, nizam ve mizan ile takdir ve tasvir ve tedbir ve tedvir, kast veirade ile tahvil ve tebdil ve tenzil ve tekmil, şefkat ve rahmetle it’âm ve in’âm veikram ve ihsan gibi şuûnâtıyla ve tasarrufatıyla kendini gösterir ve tanıttırır. Vetezahür-ü rububiyet hakikatı içinde bedahetle hissedilen ve bulunan ulûhiyetintebarüz hakikatı dahi, Esmâ-i Hüsnânın rahîmâne ve kerîmâne cilveleriyle ve yedi sıfât-ı sübûtiye olan “hayat, ilim, kudret, irade, sem’, basar ve kelâm” sıfatlarınıncelâlli ve cemâlli tecellileriyle kendini tanıttırır, bildirir.


      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
      [TD]Zât-ı Akdes: her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Zât, Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi olan Zât, Allah[/TD]
      [TD]basar: görme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]bedahet: ap açıklık[/TD]
      [TD]celâl: büyüklük, heybet, haşmet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cemâl: güzellik[/TD]
      [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
      [TD]ef’âl-i Rabbâniye: terbiye edici olan Allah’a ait fiiller, işler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
      [TD]ezelî: başlangıcı olmayan, sonsuz[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
      [TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
      [TD]hüsün: güzellik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ibdâ: benzersiz güzellikte yaratma[/TD]
      [TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ihsan: lütuf, bağış, ikram[/TD]
      [TD]ikram: bağış, ihsan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]in’am: nimetlendirme[/TD]
      [TD]irade: dileme, tercih[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]it’am: yedirme, doyurma[/TD]
      [TD]kast: isteyerek, belli bir amacı kastederek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kelâm: konuşma[/TD]
      [TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kerîmâne: lütufkâr ve cömert bir şekilde[/TD]
      [TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes[/TD]
      [TD]menba: kaynak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]menşe: kaynak, asıl, kök[/TD]
      [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mevsuf: sıfat sahibi, sıfatlandırılan[/TD]
      [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhit: kuşatıcı, kapsayıcı[/TD]
      [TD]muvafık: lâyık, uygun[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
      [TD]nizam: düzen[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
      [TD]rahîmâne: merhametli bir şekilde[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]rububiyet: Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
      [TD]sem’: işitme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sun’: san’at[/TD]
      [TD]sıfât-ı Samedâniye: her şey Kendisine muhtaç iken Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın sıfatları[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sıfât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın sıfatları[/TD]
      [TD]tahvil: dönüştürme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]takdir: Allah’ın ezelî ilmiyle belirlemesi[/TD]
      [TD]tasarrufat: dilediği gibi kullanma ve idare etme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tasvir: suret ve şekil verme[/TD]
      [TD]tebarüz: açıkça ortaya çıkma, görünme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tebdil: değiştirme[/TD]
      [TD]tecellî: belirme, görünme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tedbir: ihtiyacını karşılama[/TD]
      [TD]tedvir: çekip çevirme, idare etme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tekmil: mükemmelleştirme, tamamlama[/TD]
      [TD]tenzil: indirme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tezahür etmek: ortaya çıkmak, görünmek[/TD]
      [TD]tezahür-ü Rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, idare ve terbiyesinin görünmesi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ulûhiyet: Cenâb-ı Allah’ın ilâhlığı[/TD]
      [TD]vahdet: birlik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
      [TD]şefkat: acıma, merhamet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
      [TD]şuûnât: haller, işler, faaliyetler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şuûnât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevkeden Zâtına ait kutsal özellikler[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #803672
      Anonim

        Evet, nasıl ki kelâm sıfatı, vahiyler ve ilhamlarla Zât-ı Akdesi tanıttırır. Öyle de,kudret sıfatı dahi, mücessem kelimeleri hükmünde olan san’atlı eserleriyle o Zât-ı Akdesi bildirir ve kâinatı baştan başa bir furkan-ı cismânî mahiyetinde gösterip birKadîr-i Zülcelâli tavsif ve tarif eder.
        Ve ilim sıfatı dahi hikmetli, intizamlı, mizanlı olan bütün masnuat miktarınca ve ilimle idare ve tedbir ve tezyin ve temyiz edilen bütün mahlûkat adedince, mevsufları olan birtek Zât-ı Akdesi bildirir.

        Ve hayat sıfatı ise, kudreti bildiren bütün eserler ve ilmin vücudunu bildiren bütünintizamlı ve hikmetli ve mizanlı ve ziynetli suretler, haller ve sair sıfatları bildiren bütün deliller, sıfat-ı hayatın delilleriyle beraber, hayat sıfatının tahakkukuna delâlet ettikleri gibi; hayat dahi, bütün o delilleriyle, âyineleri olan bütün zîhayatları şahit göstererek Zât-ı Hayy-ı Kayyûmu bildirir. Ve kâinatı, serbeser her vakit taze taze ve ayrı ayrı cilveleri ve nakışları göstermek için, daima değişen ve tazelenen ve hadsizâyinelerden terekküp eden bir âyine-i ekber suretine çevirir. Ve bu kıyasla, görmek ve işitmek, ihtiyar etmek ve konuşmak sıfatları dahi, herbiri birer kâinat kadar, Zât-ı Akdesi bildirir, tanıttırır.

        Hem o sıfatlar Zât-ı Zülcelâlin vücuduna delâlet ettikleri gibi, hayatın vücuduna vetahakkukuna ve o Zâtın hayattar ve diri olduğuna dahi bedahetle delâlet ederler. Çünkü, bilmek, hayatın alâmeti; işitmek, dirilik emâresi; görmek, dirilere mahsus; irade, hayat ile olabilir; ihtiyarî iktidar, zîhayatlarda bulunur; tekellüm ise, bilen dirilerin işidir.
        İşte, bu noktalardan anlaşılır ki, hayat sıfatının yedi defa kâinat kadar delilleri ve kendi vücudunu ve mevsufun vücudunu bildiren burhanları vardır ki, bütün sıfatların esası ve menbaı ve İsm-i Âzamın masdarı ve medarı olmuştur. Risale-i

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah[/TD]
        [TD]Zât-ı Akdes: her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Zât, Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: hayatı ezelî ve ebedî olup her canlıya hayat veren ve Kendi varlığı için hiçbir sebebe bağlı olmayıp her şeyi ayakta tutan Zât, Allah[/TD]
        [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan Zât, Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bedahet: ap açıklık[/TD]
        [TD]burhan: mantıkî delil, kanıt[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
        [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]emare: belirti[/TD]
        [TD]furkan-ı cismânî: cisim haline gelmiş, hakkı batıldan ayıran Kur’ân gibi Allah’ı tanıttıran kâinat kitabı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
        [TD]hayattar: canlı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
        [TD]ihtiyar etmek: seçmek, tercih etmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ihtiyarî: tercihe bağlı, iradeyle yapılan[/TD]
        [TD]iktidar: güç, iktidar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ilham: Allah tarafından insanın kalbine indirilen mânâ[/TD]
        [TD]intizamlı: düzenli, tertipli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kelâm: konuşma[/TD]
        [TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
        [TD]mahiyet: esas, nitelik, özellik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mahlûkat: yaratılmışlar[/TD]
        [TD]masdar: kaynak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
        [TD]medar: dayanak noktası, kaynak, sebep[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]menba: kaynak[/TD]
        [TD]mevsuf: sıfat sahibi, vasıflandırılan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mizanlı: ölçülü, dengeli[/TD]
        [TD]mücessem: cisimleşmiş, maddi yapısı olan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sair: diğer, başka[/TD]
        [TD]serbeser: baştan başa[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
        [TD]sıfat-ı hayat: hayat sıfatı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
        [TD]tavsif: vasıflandırma, niteliklerini bildirme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tedbir: çekip çevirme, ihtiyacını karşılama[/TD]
        [TD]tekellüm: konuşma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]temyiz etmek: ayırt etmek[/TD]
        [TD]terekküp: meydana gelme, oluşma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tezyin: süsleme[/TD]
        [TD]vahiy: Cenâb-ı Hak tarafından Cebrâil vasıtasıyla peygamberlere göndermiş olduğu bilgiler, emir ve yasaklar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için hiçbir şeye muhtaç olmaması[/TD]
        [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ziynetli: süslü[/TD]
        [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âyine-i ekber: en büyük ayna[/TD]
        [TD]İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı

        [/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #803844
        Anonim

          Nur bu birinci hakikatı kuvvetli burhanlarla ispat ve bir derece izah ettiğinden, bu denizden, bu mezkûr katre ile şimdilik iktifa ediyoruz.
          İkinci Hakikat: Sıfat-ı kelâmdan gelen tekellüm-ü İlâhîdir.
          blank.gif1 لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِكَلِمَاتِ رَبِّى âyetinin sırrıyla, kelâm-ı İlâhî nihayetsizdir. Bir zâtın vücudunu bildiren en zâhir alâmet, konuşmasıdır. Demek bu hakikat, nihayetsiz bir surette Mütekellim-i Ezelîninmevcudiyetine ve vahdetine şehadet eder.

          Bu hakikatın iki kuvvetli şehadeti, bu risalenin On Dördüncü ve On BeşinciMertebelerinde beyan edilen vahiyler ve ilhamlar cihetiyle; ve geniş bir şehadeti dahi, Onuncu Mertebesinde işaret edilen kütüb-ü mukaddese-i semâviye cihetiyle, ve çok parlak ve câmi’ bir diğer şehadeti dahi On Yedinci Mertebesinde Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan cihetiyle geldiğinden, bu hakikatın beyan ve şehadetini omertebelere havale edip, o hakikati mu’cizâne ilân eden ve şehadetini sairhakikatlerin şehadetleriyle beraber ifade eden
          شَهِدَ اللهُ أَنَّهُ لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ هُوَ وَالْمَلٰئِكَةُ وَ أُولُوا الْعِلْمِ قَاۤئِمًا بِالْقِسْطِ لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ blank.gif2
          âyet-i muazzamanın envârı ve esrarı bizim bu yolcuya kâfi ve vâfi gelmiş ki, daha ileri gidememiş.
          İşte, bu yolcunun bu makam-ı kudsîden aldığı dersin kısa bir meâline bir işaret olarak, Birinci Makamın On Dokuzuncu Mertebesinde,
          لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الْوَاحِدُ اْلاَحَدُ، لَهُ اْلاَسْمَاءُ الْحُسْنٰى، وَلَهُ

          [BILGI]Dipnot-1
          “Rabbimin sözlerini yazmak için bütün denizler mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden o denizler tükenirdi.” Kehf Sûresi, 18:109.

          Dipnot-2 “Bütün kâinatı adâletle tedbir ve idare etmekte olan Allah, Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh bulunmadığını ap açık delillerle bildirdi. Buna melekler ve ilim sahipleri de şâhitlik ettiler. Ondan başka ilâh yoktur; Onun kudreti herşeye galiptir ve Onun her işi hikmet iledir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:18.[/BILGI]

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân[/TD]
          [TD]Mütekellim-i Ezelî: ezelî kelâm sıfatına sahip olan ve konuşması, hiçbir varlığın konuşmasına benzemeyen Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]alâmet: işaret[/TD]
          [TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]burhan: mantıkî delil, kanıt[/TD]
          [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]câmi’: kapsamlı, içine alan[/TD]
          [TD]envâr: nurlar, ışıklar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]esrar: sırlar, gizemler[/TD]
          [TD]hakikat: asıl, esas, gerçek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]iktifa etmek: yetinmek[/TD]
          [TD]ilham: Allah tarafından insanın kalbine indirilen mânâ[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
          [TD]katre: damla[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kelâm-ı İlâhî: Allah kelâmı, sözü[/TD]
          [TD]kâfi: yeterli[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kütüb-ü mukaddese-i semâviye: vahye dayanan kutsal kitaplar—Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm[/TD]
          [TD]makam-ı kudsî: kutsal makam, derece[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mertebe: derece, makam[/TD]
          [TD]mevcudiyet: var olma hali[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mezkûr: adı geçen[/TD]
          [TD]mu’cizâne: mu’cizeli bir şekilde[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
          [TD]sair: diğer, başka[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
          [TD]sıfat-ı kelâm: konuşma sıfatı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tekellüm-ü İlâhî: Allah’ın konuşması[/TD]
          [TD]vahdet: birlik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vâfi: yeterli, yerine getiren[/TD]
          [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zâhir: açık, âşikar[/TD]
          [TD]âyet-i muazzama: (mânâca) büyük âyet[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #803845
          Anonim

            الصِّفَاتُ الْعُلْيَا، وَلَهُ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى، اَلَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ: اَلذَّاتُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ، بِاِجْمَاعِ جَمِيعِ صِفَاتِهِ الْقُدْسِيَّةِ الْمُحِيطَةِ، وَجَمِيعِ اَسْمَاۤئِهِ الْحُسْنٰى اَلْمُتَجَلِّيَةِ، وَبِاِتِّفَاقِ جَمِيعِ شُؤُونَاتِهِ وَاَفْعَالِهِ الْمُتَصَرِّفَةِ، بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ حَقِيقَةِ تَبَارُزِ اْلاُلُوهِيَّةِ فِى تَظَاهُرِ الرُّبُوبِيَّةِ، فِى دَوَامِ الْفَعَّالِيَّةِ الْمُسْتَوْلِيَةِ، بِفِعْلِ اْلاِيجَادِ وَالْخَلْقِ وَالصُّنْعِ وَاْلاِبْدَاعِ بِاِرَادَةٍ وَقُدْرَةٍ، وَبِفِعْلِ التَّقْدِيرِ وَالتَّصْوِيرِ وَالتَّدْبِيرِ وَالتَّدْوِيرِ بِاِخْتِيَارٍ وَحِكْمَةٍ، وَبِفِعْلِ التَّصْرِيفِ وَالتَّنْظِيمِ وَالْمُحَافَظَةِ وَاْلاِدَارَةِ وَاْلاِعَاشَةِ بِقَصْدٍ وَرَحْمَةٍ، وَبِكَمَالِ اْلاِنْتِظَامِ وَالْمُوَازَنَةِ.وَبِشَهَادَةِ عَظَمَةِ إِحَاطَةِ حَقِيقَةِ اَسْرَارِ: شَهِدَ اللهُ اَنَّهُ لاَۤ إِلٰهَ اِلاَّ هُوَ وَالْمَلٰۤئِكَةُ وَ اُولُوا الْعِلْمِ قَاۤئِمًا بِالْقِسْطِ لاَۤ إِلٰهَ اِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ 1
            denilmiştir.

            endOfSection.gifendOfSection.gif

            #803846
            Anonim
              İhtar

              Geçen İkinci Makamın Birinci Babındaki on dokuz adet mertebelerin şehadet edenhakikatlerinin herbirisi, tahakkuklarıyla ve vücutlarıyla vücub-u vücuda delâlet ettikleri gibi, ihataları ile dahi vahdete ve ehadiyete delâlet ederler. Fakat başta, sarîhanvücudu ispat ettikleri cihetle, vücub-u vücudun delilleri sayılmış.
              İkinci Makamın İkinci Babı ise, başta ve sarahatle vahdeti—ve içinde vücudu—ispat ettiği haysiyetiyle, tevhid burhanları denilir. Yoksa her ikisi, her ikisini ispat eder. Farklarına işaret için, Birinci Babda blank.gif1بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ اِحَاطَةِ حَقِيقَةِ İkinci Babda, vahdet görünür gibi zuhuruna işareten
              blank.gif2 بِمُشَاهَدَةِ عَظَمَةِ اِحَاطَةِ حَقِيقَةِfıkraları tekrar ediliyor.
              Gelecek İkinci Babın mertebelerini Birinci Bab gibi izah etmeye niyet etmiştim. Fakat bazı hallerin mümânaatiyle ihtisara ve icmale mecburum. Hakkıyla beyan etmeyi Risale-i Nur’a havale ediyoruz.

              endOfSection.gifendOfSection.gif

              [BILGI]
              Dipnot-1 … hakikatinin azamet-i ihatasının şehadetiyle.

              Dipnot-2 … hakikatinin azamet-i ihatasının müşahedesiyle.[/BILGI]

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]bab: bölüm, kısım[/TD]
              [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]burhan: mantıkî delil, kanıt[/TD]
              [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
              [TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fıkra: bölüm, kısım[/TD]
              [TD]hakikat: doğru gerçek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]haysiyetiyle: özelliğiyle[/TD]
              [TD]icmal: kısaca, özet olarak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
              [TD]ihtar: hatırlatma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ihtisar: kısaltma, özetleme[/TD]
              [TD]izah: açıklama[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mertebe: derece, makam[/TD]
              [TD]mümânaat: engelleme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sarahat: açıklık[/TD]
              [TD]sarîhan: açıklıkla[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
              [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vahdet: birlik[/TD]
              [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
              [TD]zuhur: belirme, görünme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şehadet etmek: şahitlik etmek, tanıklık etmek[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #773329
              Anonim
                İkinci Bab

                Berâhin-i Tevhidiyeye dairdir

                Dünyaya iman için gönderilen ve bütün kâinatta fikren seyahat eden ve herşeyden Hâlıkını soran ve her yerde Rabbini arayan ve hakkalyakînderecesinde İlâhını vücub-u vücud noktasında bulan dünya misafiri, kendi aklına dedi ki:
                “Gel, Vâcibü’l-Vücud Hâlıkımızın vahdet burhanlarını temâşâ için yine beraber bir seyahate gideceğiz.”
                Beraber gittiler. Birinci menzilde gördüler ki, kâinatı istilâ eden dörthakikat-i kudsiye, vahdeti bedahet derecesinde istilzam edip isterler.

                BİRİNCİ HAKİKAT

                Ulûhiyet-i mutlakadır.

                Evet, nev-i beşerin her taifesi birer nevi ibadetle fıtrî gibi meşgul olması; ve sâirzîhayatın, belki cemâdâtın dahi fıtrî hizmetleri birer nevi ibadet hükmünde bulunması; ve kâinatta maddî ve mânevî bütün nimetlerin ve ihsanların herbiri, birmâbudiyet tarafından, hamd ve ibadeti yaptıran perestişe ve şükre birer vesile olmaları; ve vahiy ve ilhamlar gibi bütün tereşşuhat-ı gaybiye ve tezahürat-ı mâneviyenin birtek İlâhın mâbudiyetini ilân etmeleri, elbette ve bedahetle birulûhiyet-i mutlakanın tahakkukunu ve hükümferma olduğunu ispat ederler.
                Madem böyle bir ulûhiyet hakikatı var, elbette iştirakı kabul edemez. Çünküulûhiyete, yani mâbudiyete karşı şükür ve ibadetle mukabele edenler, kâinatağacının en nihayetlerinde bulunan zîşuur meyveleridir. Ve başkaların o zîşuurları memnun ve minnettar edip yüzlerini kendilerine çevirmesi ve görünmediğinden çabuk unutturulabilen hakikî mâbudlarını onlara unutturması, ulûhiyetin

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah[/TD]
                [TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah[/TD]
                [TD]bab: bölüm, kısım[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bedâhet: açıklık, aşikâr olma[/TD]
                [TD]berâhin-i tevhidiye: Allah’ın birliğini gösteren kesin deliller[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]burhan: mantıkî kesin delil, kanıt[/TD]
                [TD]cemâdat: cansız varlıklar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fıtrî: doğal[/TD]
                [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakikat-i kudsiye: mukaddes gerçek[/TD]
                [TD]hakikî: gerçek doğru[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakkalyakin: bizzat yaşamak suretiyle, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/TD]
                [TD]hamd: övgü ve şükür[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hükümfermâ: hüküm süren[/TD]
                [TD]ihsan: bağış, ikram[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istilzam etmek: gerektirmek[/TD]
                [TD]istilâ: kuşatma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]iştirak: ortak olma, katılma[/TD]
                [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]menzil: durak, yer[/TD]
                [TD]minnettar etmek: yapılan bir iyiliğe karşı teşekkür hissi uyandırmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mâbud: ibadet edilen[/TD]
                [TD]mâbudiyet: ibadet edilmeye lâyık olma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık türü[/TD]
                [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nihayet: son[/TD]
                [TD]sâir: diğer, başka[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
                [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]temâşâ: seyir, hoşlanarak bakma[/TD]
                [TD]tereşşuhat-ı gaybiye: gaybî sızıntılar, damlalar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tezahürat-ı mâneviye: mânevî açılımlar, görünümler[/TD]
                [TD]ulûhiyet: Cenâb-ı Allah’ın ilâhlığı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ulûhiyet-i mutlaka: hiçbir kayda ve şarta bağlı olmaksızın ilâh olma, mutlak ilâhlık[/TD]
                [TD]vahdet: birlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
                [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #708775
                Anonim

                  mahiyetine ve kudsî maksatlarına öyle bir zıddiyettir ki, hiçbir cihetle müsaade etmez. Kur’ân’ın çok tekrar ile ve şiddetle şirki red ve müşrikleri Cehennemle tehdit etmesi, bu cihettendir.

                  İKİNCİ HAKİKAT

                  Rububiyet-i mutlakadır.

                  Evet, bütün kâinatta, hususan zîhayatlarda ve bilhassa terbiye ve iaşelerinde, her tarafta aynı tarzda ve umulmadık bir surette, beraber ve birbiri içinde,hakîmâne, rahîmâne, bir dest-i gaybî tarafından olan bir tasarruf-u âmm, elbette bir rububiyet-i mutlakanın tereşşuhudur ve ziyasıdır. Ve tahakkukuna bir burhan-ı kat’îdir.
                  Madem bir rubûbiyet-i mutlaka vardır; elbette şirk ve iştirakı kabul etmez. Çünkü, o rububiyetin, kendi cemâlini izhar ve kemâlâtını ilân ve kıymetli san’atlarını teşhir ve gizli hünerlerini göstermek gibi en mühim maksat ve gayeleri, cüz’iyatta ve zîhayatta temerküz ve içtimâ ettiğinden, en cüz’î birşeye ve en küçük bir zîhayata kendi başıyla müdahale eden bir şirk, o gayeleri bozar ve o maksatları harap eder. Ve zîşuurun yüzlerini o gayelerden ve o gayeleri iradeedenden çevirip esbaba saldığından ve bu vaziyet rububiyetin mahiyetine bütün bütün muhalif ve adavet olduğundan, elbette böyle bir rubûbiyet-i mutlaka, hiçbircihetle şirke müsaade etmez. Kur’ân’ın kesretli takdisatı ve tesbihatı ve âyâtı vekelimatı, belki hurufatı ve hey’âtıyla mütemâdiyen tevhide irşadatı bu büyük sırdan ileri gelmiştir.

                  ÜÇÜNCÜ HAKİKAT

                  Kemâlâttır.
                  Evet, bu kâinatın bütün ulvî hikmetleri harika güzellikleri, âdilâne kanunları,

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]adâvet: düşmanlık[/TD]
                  [TD]burhan-ı kat’î: kesin delil[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cemâl: güzellik[/TD]
                  [TD]cihet: yön[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cüz’iyat: ferdî, küçük şeyler[/TD]
                  [TD]cüz’î: küçük, ferdî[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]dest-i gaybî: görünmeyen el[/TD]
                  [TD]esbab: sebepler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                  [TD]hakîmâne: hikmetle, bir maksat ve gayeye yönelik bir şekilde[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hey’ât: genel yapı, yapıyı oluşturan unsurlar[/TD]
                  [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hurufat: harfler[/TD]
                  [TD]hususan: bilhassa, özellikle[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]iaşe: besleme, yedirip içirme[/TD]
                  [TD]irade: dileme, tercih[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]irşâdât: nasihatler, doğru yolu gösteren sözler[/TD]
                  [TD]izhar: açığa çıkarma, gösterme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]içtima: toplânma, bir araya gelme[/TD]
                  [TD]iştirak: ortaklık, katılım[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kelimât: kelimeler[/TD]
                  [TD]kemâlât: mükemmellikler, kusursuzluklar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kesretli: çok sayıda[/TD]
                  [TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                  [TD]mahiyet: esas, nitelik, özellik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]maksat: amaç, gaye[/TD]
                  [TD]müsaade etmek: izin vermek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
                  [TD]müşrik: Allah’a ortak koşan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]rahîmâne: merhametli bir şekilde[/TD]
                  [TD]rububiyet/rububiyet-i mutlaka: Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                  [TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]takdisat: takdisler, kutsamalar; Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etme[/TD]
                  [TD]tasarruf-u âmm: genel tasarruf; bütün kâinatta görülen faaliyet ve icraat[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]temerküz: bir merkezde toplanma[/TD]
                  [TD]terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunluğa kavuşturma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tereşşuh: sızıntı[/TD]
                  [TD]tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
                  [TD]teşhir etme: sergileme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
                  [TD]ziya: ışık, parlaklık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zîhayat: hayat sahibi, canlı[/TD]
                  [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âdilâne: âdil bir şekilde[/TD]
                  [TD]âyât: âyetler, deliler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #804060
                  Anonim

                    hakîmâne gayeleri, hakikat-ı kemâlâtın vücuduna bedahetle delâlet ve bilhassa bukâinatı hiçten icad edip her cihetle mu’cizatlı ve cemâlli bir surette idare edenHâlıkın kemâlâtına ve o Hâlıkın âyine-i zîşuuru olan insanın kemâlâtına şehadeti pek zâhirdir.

                    Madem kemâlât hakikati vardır. Ve madem kâinatı kemâlât içinde icad edenHâlıkın kemâlâtı muhakkaktır. Ve madem kâinatın en mühim meyvesi ve arzınhalifesi ve Hâlıkın en ehemmiyetli masnuu ve sevgilisi olan insanın kemâlâtı haktır ve hakikatlidir. Elbette bu gözümüzle gördüğümüz kemâlli ve hikmetli kâinatı,fena ve zevâlde yuvarlanan ve neticesiz olarak, tesadüfün oyuncağı, tabiatınmel’abegâhı, zîhayatın zâlimâne mezbahası, zîşuurun dehşetli hüzüngâhı suretine çeviren; ve âsârı ile kemâlâtı görünen insanı, en bîçare ve en perişan ve en aşağı bir hayvan derekesine indiren; ve Hâlıkın âyine-i kemâlâtı olan bütün mevcudâtınşehadetiyle nihayetsiz kemâlât-ı kudsiyesi bulunan o Hâlıkın kemâlâtını setredip perde çekerek netice-i faaliyetini ve hallâkiyetini iptal eden şirk, elbette olamaz ve hakikatsizdir.
                    Şirkin bu kemâlât-ı İlâhiyeye ve insaniye ve kevniyeye karşı zıddiyeti ve okemâlâtları bozduğu, İkinci Şuâ risalesinin üç meyve-i tevhide dair Birinci Makamında kuvvetli ve kat’î delillerle ispat ve izah edildiğinden, ona havale edip burada kısa kesiyoruz.

                    DÖRDÜNCÜ HAKİKAT

                    Hâkimiyettir.
                    Evet, bu kâinata geniş bir dikkatle bakan, kâinatı gayet haşmetli ve gayetfaaliyetli

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah[/TD]
                    [TD]arz: dünya[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bedahet: ap açıklık[/TD]
                    [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bîçare: çaresiz, zavallı[/TD]
                    [TD]cemâl: güzellik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                    [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]dereke: aşağı derece[/TD]
                    [TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fena: geçicilik, ölümlülük[/TD]
                    [TD]gayet: son derece[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hakikat: doğru gerçek[/TD]
                    [TD]hakikat-ı kemâlât: mükemmellik gerçeği[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hakikatli: gerçekliğe sahip[/TD]
                    [TD]hakîmâne: hikmetle, bir maksat ve gayeye yönelik bir şekilde[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]halife: yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan[/TD]
                    [TD]hallâkiyet: yaratıcılık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]haşmetli: görkemli, heybetli[/TD]
                    [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
                    [TD]hüzüngâh: hüzün yeri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]icad: var etme, yoktan yaratma[/TD]
                    [TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
                    [TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kemâlât: mükemmellikler, kusursuzluklar[/TD]
                    [TD]kemâlât-ı kudsiye: noksanlıklardan uzak mükemmellikler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kemâlât-ı İlâhiye: İlâhî mükemmellikler[/TD]
                    [TD]kevn: var olma, varlık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                    [TD]masnu: san’at eseri varlık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mel’abegâh: oyun yeri[/TD]
                    [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]meyve-i tevhid: Allah’ın birliğinin neticesi[/TD]
                    [TD]mezbaha: hayvan kesilen yer[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muhakkak: kesin, kesinlik kazanmış[/TD]
                    [TD]mu’cizât: mu’cizeler; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz ve hayrette bırakan olağanüstü şeyler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]netice-i faaliyet: faaliyetin neticesi[/TD]
                    [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]setretmek: örtmek, gizlemek[/TD]
                    [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
                    [TD]zevâl: geçip gitme, kaybolma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zâhir: açık, âşikar[/TD]
                    [TD]zâlimâne: zâlimce[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                    [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zıddiyet: zıtlık[/TD]
                    [TD]âsâr: eserler, varlıklar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âyine-i kemâlât: mükemmellikler aynası[/TD]
                    [TD]âyine-i zîşuur: şuur sahibi ayna[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
                    [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şua: ışık kaynağından çıkan ışık telleri; ışın[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #804061
                    Anonim

                      bir memleket, belki idaresi gayet hikmetli ve hâkimiyeti gayet kuvvetli bir şehir hükmünde görür, herşeyi ve her nev’i birer vazife ile musahharâne meşgul bulur. blank.gif1 وَ ِللهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ âyetinin askerlik mânâsınıihsas eden temsiline göre, zerrât ordusundan ve nebatat fırkalarından ve hayvanattaburlarından, tâ yıldızlar ordusuna kadar olan cünûd-u Rabbâniyeden, o küçücük memurlarda ve bu pek büyük askerlerde, hâkimâne tekvinî emirlerin, âmirânehükümlerin, şâhâne kanunların cereyanları, bedahetle bir hâkimiyet-i mutlakanın ve bir âmiriyet-i külliyenin vücûduna delâlet ederler.

                      Madem bir hâkimiyet-i mutlaka hakikati vardır; elbette şirkin hakikatı olamaz. Çünkü blank.gif2 لَوْ كَانَ فِيهِمَا اٰلِهَةٌ إِلاَّ اللهُ لَفَسَدَتَاâyetinin hakikat-i kàtıasıyla; müteaddit eller müstebidâne bir işe karışsalar, karıştırırlar. Bir memlekette iki padişah, hattâ bir nahiyede iki müdür bulunsa, intizam bozulur ve idare hercümerc olur. Halbuki, sinek kanadından tâsemâvât kandillerine kadar ve hüceyrat-ı bedeniyeden tâ seyyaratın burçlarına kadar öyle bir intizam var ki, zerre kadar şirkin müdahalesi olamaz.

                      Hem hâkimiyet bir makam-ı izzettir; rakip kabul etmek, o hâkimiyetin izzetini kırar. Evet, aczi için çok yardımcılara muhtaç olan insanın, cüz’î ve zâhirî vemuvakkat bir hakimiyeti için kardeşini ve evlâdını zâlimâne öldürmesi gösteriyor ki, hâkimiyet rakip kabul etmez. Böyle bir âciz, böyle cüz’î bir hâkimiyet için böyle yaparsa elbette, bütün kâinatın mâliki olan bir Kadîr-i Mutlakın, hakikî ve küllîrububiyetine ve ulûhiyetine medar olan kendi hâkimiyet-i kudsiyesine

                      [BILGI]
                      Dipnot-1 “Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır.” Fetih Sûresi, 48:7.

                      Dipnot-2 “Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de harap olup giderdi.” Enbiyâ Sûresi, 21:22.[/BILGI]

                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
                      [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]bedahet: ap açıklık[/TD]
                      [TD]burç: belli bir şekil ve surete benzeyen sabit yıldız kümesi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cereyan: akım, hareket[/TD]
                      [TD]cünûd-u Rabbâniye: Allah’ın askerleri[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cüz’î: ferdî, az, basit[/TD]
                      [TD]delâlet etmek: delil olmak, ifade etmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]fırka: grup[/TD]
                      [TD]gayet: son derece[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                      [TD]hakikat-i kàtıa: kesin hakikat[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hakikî: gerçek, doğru[/TD]
                      [TD]hakîmâne: hikmetli biçimde[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                      [TD]hercümerc: karma karışık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                      [TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hâkimiyet-i kudsiye: kusur ve eksiklikten yüce, mukaddes egemenlik, hâkimiyet[/TD]
                      [TD]hâkimiyet-i mutlaka: sınırsız ve tam bir egemenlik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hüceyrât-ı bedeniye: beden hücreleri[/TD]
                      [TD]ihsas: hissettirme, hatırlatma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
                      [TD]izzet: değer, itibar, yücelik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                      [TD]küllî: geniş, kapsamlı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]makam-ı izzet: şeref, yücelik makamı[/TD]
                      [TD]medar: dayanak noktası, eksen[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]musahharâne: emre uyarak, boyun eğerek[/TD]
                      [TD]muvakkat: geçici[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mâlik: sahip[/TD]
                      [TD]müstebidâne: zorla, despotça[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müteaddit: birçok, çeşitli[/TD]
                      [TD]nahiye: bucak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                      [TD]nev’i: çeşit, tür[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]rububiyet: Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
                      [TD]semâvat: gökler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]seyyarat: gök cisimleri, gezegenler[/TD]
                      [TD]tekvînî: yaratmaya, var etmeye dâir[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]temsil: analoji, kıyaslama tarzında benzetme[/TD]
                      [TD]ulûhiyet: Cenâb-ı Allah’ın ilâhlığı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vücud: varlık[/TD]
                      [TD]zerrat: zerreler, maddenin en küçük parçaları, atomlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zerre: atom, çok küçük parça[/TD]
                      [TD]zâhirî: görünürde[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zâlimâne: zâlimce[/TD]
                      [TD]âciz: güçsüz, zavallı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âmiriyet-i külliye: genel âmirlik, emredicilik[/TD]
                      [TD]âmirâne: emrederek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #804062
                      Anonim

                        başkasını teşrik etmesi ve şerike müsaade etmesi hiçbir cihetle mümkün olamaz.
                        Bu hakikat, İkinci Şuânın İkinci Makamında ve Risale-i Nur’un birçok yerlerinde kuvvetli delillerle ispat edildiğinden, onlara havale ediyoruz.

                        İşte, yolcumuz bu dört hakikati müşahede etmekle, vahdâniyet-i İlâhiyeyi şuhudderecesinde bildi. İmanı parladı. Bütün kuvvetiyle
                        blank.gif1 لاَۤ إِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ dedi. Ve bumenzilden aldığı derse bir kısa işaret olarak, Birinci Makamın İkinci Babında,
                        لاَۤ إِلٰهَ اِلاَّ اللهُ الْوَاحِدُ اْلاَحَدُ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وَحْدَانِيَّتِهِ وَوُجُوبِ وُجُودِهِ مُشَاهَدَةُ عَظَمَةِ حَقِيقَةِ تَبَارُزِ اْلاُلُوهِيَّةِ الْمُطْلَقَةِ، وَكَذَا مُشَاهَدَةُ عَظَمَةِ اِحَاطَةِ حَقِيقَةِ تَظَاهُرِ الرُّبُوبِيَّةِ الْمُطْلَقَةِ الْمُقْتَضِيَّةِ لِلْوَحْدَةِ. وَكَذَا مُشَاهَدَةُ عَظَمَةِ اِحَاطَةِ حَقِيقَةِ الْكَمَالاَتِ النَّاشِئَةِ مِنَ الْوَحْدَةِ وَكَذَا مُشَاهَدَةُ عَظَمَةِ اِحَاطَةِ حَقِيقَةِ الْحَاكِمِيَّةِ الْمُطْلَقَةِ الْمَانِعَةِ وَالْمُنَافِيَةِ لِلشَّرِكَةِ blank.gif2
                        denilmiştir.

                        Sonra o sükûnetsiz misafir kendi kalbine dedi:
                        “Ehl-i imanın, hususan ehl-i tarîkatın her vakit tekrarla Lâ ilâhe illâ Hûdemeleri, tevhidi yâd ve ilân etmeleri gösterir ki, tevhidin pek çok mertebeleri bulunuyor.
                        “Hem tevhid, en ehemmiyetli ve en halâvetli ve en yüksek bir vazife-i kudsiye ve bir fariza-i fıtriye ve bir ibadet-i imaniyedir. Öyle ise, gel, bir mertebeyi daha bulmak için, bu ibrethânenin diğer bir menzilinin kapısını daha açmalıyız. Çünkü aradığımız hakiki tevhid, yalnız tasavvurdan ibaret bir marifet değildir. Belki,

                        [BILGI]Dipnot-1 “Allah’tan başka ilâh yoktur. O tektir ve Onun ortağı yoktur.”

                        Dipnot-2 Allah’tan başka ilâh yoktur. O Vâhid-i Ehad ki, tebarüz-ü ulûhiyet-i mutlakahakikatinin azametinin müşahedesi, kezâ vahdeti iktiza eden tezahür-ü rububiyet-i mutlaka hakikatinin azamet-i ihatasının müşahedesi, kezâ vahdetten neş’et eden kemâlât hakikatinin azamet-i ihatasının müşahedesi, kezâ şirke mâni olan ve şirki nefyeden hâkimiyet-i mutlaka hakikatinin azamet-i ihatasının müşahedesi, Onun vahdâniyetine ve vücub-u vücuduna delâlet eder.[/BILGI]

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Lâ ilâhe illâ Hû: Ondan başka ilâh yoktur[/TD]
                        [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ehl-i iman: Allah’a ve iman esaslarına inanan kimseler, mü’minler[/TD]
                        [TD]ehl-i tarîkat: tarîkata mensup olanlar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fariza-i fıtriye: yaratılıştan gelen vazife[/TD]
                        [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]halâvet: şirin, tatlı, hoş[/TD]
                        [TD]hususan: bilhassa, özellikle[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ibadet-i imaniye: iman ibadeti[/TD]
                        [TD]ibrethâne: ibret yeri[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]marifet: bilme ve tanıma[/TD]
                        [TD]menzil: durak, yer[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
                        [TD]sükûnetsiz: sakin kalmayan, hareketli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tasavvur: düşünme, zihinde şekillendirme, hayalde canlandırma[/TD]
                        [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]teşrik etmek: ortak etmek[/TD]
                        [TD]vahdâniyet-i İlâhiye: Allah’ın birliği, ortağının ve benzerinin olmayışı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vazife-i kudsiye: kutsal vazife[/TD]
                        [TD]yad etmek: anmak, zikretmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şerik: ortak[/TD]
                        [TD]şua: ışık kaynagından çıkan ışık telleri; ışın[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şuhud: görme, şahid olma

                        [/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #804063
                        Anonim

                          ilm-i mantıkta tasavvura mukàbil ve marifet-i tasavvuriyeden çok kıymettar veburhanın neticesi olan ve ilim denilen tasdiktir.

                          “Ve tevhid-i hakiki öyle bir hüküm ve tasdik ve iz’an ve kabuldür ki, herbir şeyleRabbini bulabilir. Ve herşeyde Hâlıkına giden bir yolu görür. Ve hiçbir şey huzurunamâni olmaz. Yoksa, Rabbini bulmak için her vakit kâinat perdesini yırtmak, açmak lâzım gelir. Öyle ise haydi ileri!” diyerek, kibriya ve azamet kapısını çaldı. Ef’âl veâsâr menziline ve icad ve ibdâ âlemine girdi. Gördü ki, kâinatı istilâ etmiş beşhakikat-ı muhita hükmediyorlar, bedahetle tevhidi ispat ederler.

                          Birincisi:

                          Kibriya ve azamet hakikatıdır. Bu hakikat, İkinci Şuânın İkinci Makamında ve Risale-i Nur’un müteaddit yerlerinde burhanlarla izah edildiğinden, burada bu kadar deriz ki:
                          Binlerle sene birbirlerinden uzak bir mesafede bulunan yıldızları, aynı anda, aynı tarzda icad edip tasarruf eden ve zeminin şark ve garp ve cenup ve şimalinde bulunan aynı çiçeğin hadsiz efradını, bir zamanda ve bir surette halk edip tasvireden,
                          hem blank.gif1 هُوَ الَّذِى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ فِى سِتَّةِ اَيَّامٍyani gökleri ve zemini altı günde yaratmak gibi geçmiş ve gaybî ve çokacip bir hâdiseyi, hazır ve göz önünde bir hâdiseyle ispat etmek ve onun gibi acipbir tanzir olarak, zeminin yüzünde, bahar mevsiminde, haşr-i âzamın yüz bindenziyade misallerini gösterir gibi, iki yüz binden ziyade nebatat tâifelerini vehayvanat kabilelerini beş-altı haftada inşa edip kemâl-i intizam ve mizanlailtibassız, noksansız, yanlışsız, beraber, birbiri içinde idare, terbiye, iaşe, temyizve tezyin eden.

                          [BILGI]Dipnot-1 “Gökleri ve yeri altı günde yaratan Odur.” Hadîd Sûresi, 57,4.[/BILGI]

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah[/TD]
                          [TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
                          [TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]bedahet: ap açıklık[/TD]
                          [TD]burhan: mantıkî, kesin delil, kanıt[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cenup: güney[/TD]
                          [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ef’âl: fiiller, işler[/TD]
                          [TD]garp: batı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]gaybî: bilinmeyen, gayb âlemine ait[/TD]
                          [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                          [TD]hakikat-i muhita: herşeyi kuşatan gerçek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
                          [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]haşr-i âzam: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
                          [TD]iaşe: besleme, yedirip içirme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ibdâ: eşsiz şekilde yaratma[/TD]
                          [TD]icad: var etme, yoktan yaratma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ilm-i mantık: mantık ilmi[/TD]
                          [TD]iltibas: karıştırma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]inşa etmek: yaratmak, vücuda getirmek[/TD]
                          [TD]istilâ etmek: kuşatmak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
                          [TD]iz’an: şüpheden uzak, kesin şekilde inanma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kemâl-i intizam: tam ve mükemmel bir düzen[/TD]
                          [TD]kibriyâ: yücelik, büyüklük[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                          [TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]marifet-i tasavvuriye: tasavvur ederek elde edilen bilgi[/TD]
                          [TD]menzil: durak, yer[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
                          [TD]mukàbil: karşılık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müteaddit: birçok, çeşitli[/TD]
                          [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                          [TD]tanzir: benzerini yapma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tasarruf etmek: kullanmak[/TD]
                          [TD]tasavvur: düşünme, zihinde şekillendirme hayalde canlandırma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tasdik: delile dayalı olarak yapılan doğrulama, onaylama[/TD]
                          [TD]tasvir: suret ve şekil verme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]temyiz: ayırt etme[/TD]
                          [TD]terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
                          [TD]tevhid-i hakikî: araştırarak, delilleriyle Allah’ın varlığını ve birliğini bilme ve kabul etme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tezyin: süsleme[/TD]
                          [TD]tâife: grup, topluluk[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zemin: yeryüzü, dünya[/TD]
                          [TD]ziyade: çok[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âsâr: eserler, varlıklar[/TD]
                          [TD]şark: doğu[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şimal: kuzey[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #804064
                          Anonim

                            hem blank.gif1 يُولِجُ الَّيْلَ فِى النَّهَارِ وُيُولِجُ النَّهَارَ فِى الَّيْلِ âyetinin sarahatiyle, zemini döndürüp, gece-gündüz sahifelerini yapan ve çeviren ve yevmiye hâdisâtıyla yazan, değiştiren aynı Zât, aynı anda, en gizli, en cüz’î olan kalblerin hatıratlarını dahi bilir ve iradesiyle idare eder.
                            Ve mezkûr fiillerin herbiri birtek fiil olduğundan, zaruri olarak, onların faili dahi birtek vâhid ve kadîr olan Fâil-i Zülcelâllerinin, bedahetle öyle bir kibriya veazameti var ki, hiçbir yerde, hiçbir şeyde, hiçbir cihetle, hiçbir şirkin hiçbir imkânını, hiçbir ihtimalini bırakmıyor, köküyle kesiyor.

                            Madem böyle bir kibriya ve azamet-i kudret var ve madem o kibriya nihayetkemâldedir ve ihata ediyor. Elbette o kudrete acz veya ihtiyaç ve o kibriyaya kusur ve o kemâle noksaniyet ve o ihataya kayıt ve o nihayetsizliğe nihayet veren birşirke meydan vermesi ve müsaade etmesi, hiçbir vech ile mümkün değildir,fıtratını bozmayan hiçbir akıl kabul etmez.

                            İşte, şirk kibriyaya dokunması ve celâlin izzetine dokundurması ve azametine ilişmesi cihetiyle öyle bir cinayettir ki, hiç kàbil-i af olmadığını, Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan azîm tehditle
                            إِنَّ اللهَ لاَ يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَادُونَ ذٰلِكَ blank.gif2
                            ferman ediyor.
                            İkinci Hakikat:
                            Kâinatta tasarrufları görünen ef’âl-i Rabbâniyenin ıtlak ve ihata ve nihayetsiz

                            [BILGI]Dipnot-1 “Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye katar.” Lokman Sûresi, 31:29.

                            Dipnot-2 “Muhakkak ki Allah, Kendisine ortak koşulmasını affetmez. Bundan başka günahları (dilediği kimse için) bağışlar.” Nisâ Sûresi, 4:48.[/BILGI]

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Fâil-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Fâil, Allah[/TD]
                            [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: Allah tarafından, Peygamber Efendimiz vasıtasıyla gönderilen, açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
                            [TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]azamet-i kudret: Allah’ın kudretinin büyüklüğü[/TD]
                            [TD]azîm: büyük[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]bedahet: açıklık[/TD]
                            [TD]celâl: büyüklük, heybet, haşmet[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
                            [TD]cüz’î: küçük, basit, ferdî[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ef’âl-i Rabbâniye: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın fiilleri, icraatları[/TD]
                            [TD]fail: işi yapan, özne[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ferman etmek: buyurmak, emretmek[/TD]
                            [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hakikat: doğru gerçek[/TD]
                            [TD]hâdisât: olaylar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
                            [TD]izzet: değer, itibar, yücelik[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kabil-i afv: affedilebilir[/TD]
                            [TD]kadîr: herşeye gücü yeten, herşeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kemâl: mükemmellik, kusursuzluk[/TD]
                            [TD]kibriyâ: azamet, büyüklük[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                            [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mezkûr: adı geçen[/TD]
                            [TD]mümkün: imkan dahilinde olan, olabilir[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müsaade etmek: izin vermek[/TD]
                            [TD]nihayet: son[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                            [TD]noksaniyet: noksanlık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sarahat: açıklık[/TD]
                            [TD]tasarruf: icraat, faaliyet, dilediği gibi kullanma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vecih: şekil, yön[/TD]
                            [TD]vâhid: bir[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]yevmiye: günlük[/TD]
                            [TD]zarurî: zorunlu, gerekli[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zemin: yer, dünya[/TD]
                            [TD]ıtlak: mutlak olma, kayıt altında olmama, sınırsızlık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #804065
                            Anonim

                              bir surette zuhurlarıdır. Ve o fiilleri takyid ve tahdit eden, yalnız hikmet veiradedir ve mazharların kàbiliyetleridir. Ve serseri tesadüf ve şuursuz tabiat ve kör kuvvet ve câmid esbab ve kayıtsız ve her yere dağılan ve karıştıran unsurlar, ogayet mizanlı ve hikmetli ve basîrâne ve hayattarâne ve muntazam ve muhkemolan fiillere karışamazlar. Belki, Fâil-i Zülcelâlin emriyle ve iradesiyle ve kuvvetiyle zâhirî bir perde-i kudret olarak istimâl olunuyorlar.
                              Hadsiz misâllerden üç misâli: Sûre-i Nahl’in bir sahifesinde, birbirine muttasıl üç âyetin işaret ettikleri üç fiilin, hadsiz nüktelerinden üç nüktesini beyan ederiz.

                              Birincisi:
                              وَأَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذِى مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا blank.gif1
                              (ilâ âhir-i ayet). Evet, balarısı, fıtratça ve vazifece öyle bir mu’cize-i kudrettir ki, koca Sûre-i Nahl, onun ismiyle tesmiye edilmiş. Çünkü, o küçücük bal makinesinin zerrecik başında onun ehemmiyetli vazifesinin mükemmel programını yazmak ve küçücük karnında taamların en tatlısını koymak ve pişirmek ve süngücüğündezîhayat âzâları tahrip etmek ve öldürmek hâsiyetinde bulunan zehiri o uzuvcuğuna ve cismine zarar vermeden yerleştirmek, nihayet dikkat ve ilimle ve gayet hikmetve irade ile ve tam bir intizam ve muvazene ile olduğundan, şuursuz, intizamsız,mizansız olan tabiat ve tesadüf gibi şeyler elbette müdahale edemezler ve karışamazlar.
                              İşte, bu üç cihetle mu’cizeli bu san’at-ı İlâhiyenin ve bu fiil-i Rabbâniyenin bütünzemin yüzünde, hadsiz arılarda, aynı hikmetle, aynı dikkatle, aynı mizanda, aynı anda, aynı tarzda zuhuru ve ihâtası, bedahetle vahdeti ispat eder.

                              [BILGI]Dipnot-1 “Rabbin balarısına ilhâm etti: ‘Dağlardan, kendine evler edin.” Nahl Sûresi, 16:68.

                              [/BILGI]

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Fâil-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Fâil, Allah[/TD]
                              [TD]Sûre-i Nahl: Nahl Sûresi, Kur’ân-ı Kerimin 16. sûresi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]basîrâne: görerek, bilerek[/TD]
                              [TD]bedahet: ap açıklık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
                              [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]câmid: cansız, katı[/TD]
                              [TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]esbab: sebepler[/TD]
                              [TD]fiil-i Rabbâniye: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın fiil ve icraatı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
                              [TD]gayet: son derece[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                              [TD]hayatkârâne: canlı bir şekilde[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                              [TD]hâsiyet: özellik, hususiyet[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ihâta: kuşatma, kapsama[/TD]
                              [TD]ilâ âhir-i âyet: âyetin sonuna kadar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
                              [TD]irade: dileme, tercih[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]istimal olunma: kullanılma, vazifelendirilme[/TD]
                              [TD]kàbiliyet: yetenek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mazhar: görünen yer, ayna, yansıma yeri[/TD]
                              [TD]misal: örnek, benzer[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
                              [TD]mizanlı: ölçülü, dengeli[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muhkem: sağlam, kuvvetli[/TD]
                              [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muttasıl: yapışık, bitişik[/TD]
                              [TD]muvazene: karşılaştırma, kıyaslama[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz ve hayrette bırakan şey[/TD]
                              [TD]nihayet: son[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]perde-i kudret: kudret perdesi[/TD]
                              [TD]san’at-ı İlâhiye: Allah’ın san’atı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                              [TD]taam: gıda, yiyecek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tahdit etmek: sınırlandırmak[/TD]
                              [TD]takyid: sınırlama, kayıt altına alma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tesmiye etmek: isimlendirmek[/TD]
                              [TD]vahdet: birlik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zemin: yeryüzü, dünya[/TD]
                              [TD]zuhur: açığa çıkma, görünme, belirme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zâhirî: görünürde[/TD]
                              [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şuursuz: bilinçsiz[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #804066
                              Anonim

                                İkinci âyet

                                وَإِنَّ لَكُمْ فِى اْلاَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِى بُطُونِهِ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَاۤئِغًا لِلشَّارِبِينَ blank.gif1
                                âyeti, ibret-feşan bir fermandır. Evet, başta inek ve deve ve keçi ve koyun olarak, süt fabrikaları olan validelerin memelerinde, kan ve fışkı içinde bulaştırmadan ve bulandırmadan ve onlara bütün bütün muhalif olarak hâlis, temiz, sâfi, mugaddî, hoş, beyaz bir sütü koymak ve yavrularına karşı o sütten daha ziyade hoş, şirin, tatlı, kıymetli ve fedakârâne bir şefkati kalblerine bırakmak, elbette o derece birrahmet, bir hikmet, bir ilim, bir kudret ve bir ihtiyar ve dikkat ister ki, fırtınalı tesadüflerin ve karıştırıcı unsurların ve kör kuvvetlerin hiçbir cihetle işleri olamaz.
                                İşte, böyle gayet mu’cizeli ve hikmetli bu san’at-ı Rabbâniyenin ve bu fiil-i İlâhînin umum rû-yi zeminde, yüz binlerle nevilerin hadsiz validelerinin kalblerinde ve memelerinde aynı anda, aynı tarzda, aynı hikmet ve aynı dikkatle tecellîsi vetasarrufu ve yapması ve ihatası, bedahetle vahdeti ispat eder.

                                Üçüncü âyet

                                وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَاْلأَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا إِنَّ فِى ذٰلِكَ َلاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ blank.gif2
                                Bu âyet nazar-ı dikkati hurma ve üzüme celbedip der ki: “Aklı bulunanlara, bu iki meyvede tevhid için büyük bir âyet, bir delil ve bir hüccet vardır.”
                                Evet, bu iki meyve, hem gıda ve kut, hem fâkihe ve yemiş, hem çok lezzetlitaamların menşeleri olmakla beraber, susuz bir kumda ve kuru bir toprakta duran bu ağaçlar, o derece bir mu’cize-i kudret ve bir harika-i hikmettir ve öyle bir

                                [BILGI]Dipnot-1 “Ehlî hayvanlarda da sizin için birer ibret vardır. Onların karınlarında, kan ile fışkı arasından çıkan ve içenlerin boğazından kolayca geçen hâlis bir sütle sizi besleriz.” Nahl Sûresi, 16:66.

                                Dipnot-2 “Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümden de hem sarhoş edici bir içki, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Akıllarını kullanan bir topluluk için şüphesiz bunda bir delil vardır.” Nahl Sûresi, 16:67.[/BILGI]

                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]bedahet: ap açıklık[/TD]
                                [TD]celb etmek: çekmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
                                [TD]ferman: buyruk[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]fiil-i İlâhî: Allah’a ait fiiller[/TD]
                                [TD]fâkihe: meyve[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                                [TD]harika-i hikmet: hikmet harikası[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                                [TD]hâlis: saf, temiz[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hüccet: kesin delil, kanıt[/TD]
                                [TD]ibret-feşan: ibret saçan; ibretli[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
                                [TD]ihtiyar: dileme, tercih, irade[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                                [TD]kut: gıda[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]menşe: kaynak, kök[/TD]
                                [TD]mugaddî: gıdalı, besleyici[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
                                [TD]mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz ve hayrette bırakan şey[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mu’cize-i kudret: Allah’ın kudret mu’cizesi[/TD]
                                [TD]nazar-ı dikkat: dikkat içeren bakış[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                                [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]rû-yi zemin: yeryüzü[/TD]
                                [TD]san’at-ı Rabbâniye: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın san’atı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sâfî: duru, katıksız[/TD]
                                [TD]taam: gıda, yiyecek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma, faaliyet[/TD]
                                [TD]tecellî: yansıma, görünme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
                                [TD]umum: bütün, genel[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vahdet: birlik[/TD]
                                [TD]valide: ana[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ziyade: çok[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #804067
                                Anonim

                                  helvalı şeker fabrikası ve ballı bir şurup makinesi ve o kadar hassas bir mizan ve mükemmel bir intizam ve hikmetli ve dikkatli bir san’attırlar ki, zerre kadar aklı bulunan bir adam, “Bunları böyle yapan, elbette bu kâinatı yaratan Zât olabilir” demeye mecburdur.

                                  Çünkü, meselâ bu gözümüz önünde bir parmak kadar asmanın üzüm çubuğunda yirmi salkım var. Ve her salkımda, şekerli şurup tulumbacıklarından yüzer tane var. Ve her tanenin yüzüne incecik ve güzel ve lâtif ve renkli bir mahfazayı giydirmek; ve nazik ve yumuşak kalbinde, kuvve-i hafızası ve programı ve tarihçe-i hayatı hükmünde olan sert kabuklu, ceviz içli çekirdekleri koymak; ve karnında cennet helvası gibi bir tatlıyı ve âb-ı kevser gibi bir balı yapmak; ve bütün zeminyüzünde, hadsiz emsalinde aynı dikkat, aynı hikmet, aynı harika-i san’atı, aynı zamanda, aynı tarzda yaratmak, elbette bedahetle gösterir ki, bu işi yapan bütünkâinatın Hâlıkıdır. Ve nihayetsiz bir kudreti ve hadsiz bir hikmeti iktiza eden şu fiil, ancak Onun fiilidir.

                                  Evet, bu çok hassas mizana ve çok maharetli san’ata ve çok hikmetli intizama, kör ve serseri ve intizamsız ve şuursuz ve hedefsiz ve istilâcı ve karıştırıcı olan kuvvetler ve tabiatlar ve sebepler karışamazlar, ellerini uzatamazlar. Yalnız,mef’uliyette ve kabulde ve perdedarlıkta, emr-i Rabbânî ile istihdam olunuyorlar.
                                  İşte, bu üç âyetin işaret ettikleri üç hakikatin tevhide delâlet eden üç nüktesi gibi, hadsiz ef’âl-i Rabbâniyenin hadsiz cilveleri ve tasarrufları, ittifakla, birtekvâhid-i ehad bir Zât-ı Zülcelâlin vahdetine şehadet ederler.

                                  Üçüncü Hakikat:

                                  Mevcudatın ve bilhassa nebatat ve hayvanatın, sür’at-i mutlaka içinde kesret-i mutlaka ve intizam-ı mutlak ile ve sühulet-i mutlaka içinde gayet hüsn-ü san’at

                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah[/TD]
                                  [TD]Vâhid-i Ehad: birliği herşeyi kapladığı gibi herbir şeyde de ayrı ayrı görülen Allah[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan Zât, Allah[/TD]
                                  [TD]bedâhet: açıklık, aşikâr olma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                                  [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                                  [TD]ef’âl-i Rabbâniye: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın fiilleri[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]emr-i Rabbânî: bütün varlıkları yaratılış gayelerine göre terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutan Allah’ın emri[/TD]
                                  [TD]emsal: benzer[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                                  [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]harika-i san’at: san’at harikası[/TD]
                                  [TD]hayvânât: hayvanlar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                                  [TD]hüsn-ü san’at: san’at güzelliği[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                                  [TD]intizam: düzen[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]intizam-ı mutlak: mutlak, mükemmel düzen[/TD]
                                  [TD]istihdam olunmak: çalıştırılmak, görevlendirilmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kesret-i mutlaka: mutlak, sayısız çokluk[/TD]
                                  [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kuvve-i hafıza: bellek, hafıza duyusu[/TD]
                                  [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]lâtif: güzel, hoş[/TD]
                                  [TD]maharet: beceri, hüner[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mahfaza: koruma kılıfı[/TD]
                                  [TD]mef’ûliyet: edilgenlik, yapılmışlık; bir failin fiilinin tesiriyle olma durumu[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                                  [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                                  [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]sühulet-i mutlaka: sonsuz ve tam kolaylık[/TD]
                                  [TD]sür’at-i mutlaka: sınırsız hız[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tarihçe-i hayat: hayat hikâyesi[/TD]
                                  [TD]tasarruf: faaliyet, icraat, dilediği gibi kullanma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
                                  [TD]vahdet: birlik[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]zemin: yeryüzü, dünya[/TD]
                                  [TD]zerre: atom[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]âb-ı kevser: Cennetteki Kevser Irmağının suyu[/TD]
                                  [TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şurup: sulu ve şekerli içecek[/TD]
                                  [TD]şuur: bilinç, anlayış[/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 61 ile 75 arası (toplam 102)
                                • ‘Yedinci Şuâ’ konusu yeni yanıtlara kapalı.