- Bu konu 160 yanıt içerir, 12 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
27 Ocak 2009: 13:19 #728325
Anonim
@Sirac 96484 wrote:
Suâl:[/B] İhtiyaç akçesi nedir? Nerde lâzımdır?
Cevap; Elhasıl: Ey nefis! Bil ki dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise senin elinde sened yok ki, ona mâliksin. Öyle ise hakikî ömrünü, bulunduğun gün bil. Lâakal günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi, hakikî istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccadeye at. Hem bil ki: Her yeni gün, sana hem herkese, bir yeni âlemin kapısıdır. Eğer namaz kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümatlı ve perişan bir halde gider, senin aleyhinde âlem-i misalde şehadet eder.
(Sözler – 273)
İhtiyat akçesi nedir;
İhtiyat akçesi namazdır.Abdestle beraber günün bir saatini alır.Nerede lazım;
Yol uzun inşaallah cennete kadar gidiyor.Yolda lazım olacak.O iki hizmetkâr yolcu ise; biri mütedeyyin, namazını şevk ile kılar. Diğeri gafil, namazsız insanlardır. O yirmidört altun ise, yirmidört saat her gündeki ömürdür. O has çiftlik ise, Cennet’tir. O istasyon ise, kabirdir. O seyahat ise kabre, haşre, ebede gidecek beşer yolculuğudur. Amele göre, takva kuvvetine göre, o uzun yolu mütefavit derecede kat’ederler. Bir kısım ehl-i takva, berk gibi bin senelik yolu, bir günde keser. Bir kısmı da, hayal gibi ellibin senelik bir mesafeyi bir günde kat’eder. Kur’an-ı Azîmüşşan, şu hakikata iki âyetiyle işaret eder. O bilet ise, namazdır. Birtek saat, beş vakit namaza abdestle kâfi gelir. Acaba yirmiüç saatini şu kısacık hayat-ı dünyeviyeye sarfeden ve o uzun hayat-ı ebediyeye birtek saatini sarfetmeyen; ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilaf-ı akıl hareket eder.
(Sözler – 21)sual;Bize böyle nimet eden zat kabirde hiç bir şey olmamış gibi yatmamıza izin verirmi?
Nasıl anlarız işareti nedir?27 Ocak 2009: 15:29 #728326Anonim
Suâl; Bize böyle nimet eden zat kabirde hiç bir şey olmamış gibi yatmamıza izin verirmi?
El-cevab:
Hem, Cenâb-ı Hak insana karşı ettiği ihsanât-ı azîmeyi
-2-kelimesiyle işaret edip, der:
“Size böyle nimet eden Zât, sizi başıboş bırakmaz ki, kabre girip kalkmamak üzere yatasınız.”
Suâl: Nasıl anlarız işareti nedir?
El-cevab: Hem, remzen der:
“Ölmüş ağaçların dirilip yeşillenmesini görüyorsunuz.
Odun gibi kemiklerin hayat bulmasını kıyas edemeyip, istib’âd ediyorsunuz.
Hem, semâvât ve arzı halk eden, semâvât ve arzın meyvesi olan insanın hayat ve memâtından âciz kalır mı?
Koca ağacı idare eden, o ağacın meyvesine ehemmiyet vermeyip başkasına mâl eder mi?
Bütün ağacın neticesini terk etmekle,
bütün eczâsıyla hikmetle yoğrulmuş hilkat şeceresini abes ve beyhûde yapar mı zannedersiniz?”
25. Söz | 389
27 Ocak 2009: 15:51 #728335Anonim
Cevab doğru mu acaba?
27 Ocak 2009: 15:57 #728336Anonim
Suâl: Yalnız olarak gidilen zulümât nedir?
Kim, neden yalnız gider?
(Her ihtimâle karşı suâli yazıp çıkalım..Essalah..)
27 Ocak 2009: 17:27 #728348Anonim
@Sirac 96552 wrote:
Suâl: Yalnız olarak gidilen zulümât nedir?
Kim, neden yalnız gider?
(Her ihtimâle karşı suâli yazıp çıkalım..Essalah..)
zulumat kabirdir.
kim neden yalnız gider;
Çünki insan, Cenab-ı Hakk’ı tanımazsa ve Ona tevekkül etmezse, o vakit insan, gayet derecede âciz ve zaîf, nihayet derecede muhtaç, fakir, hadsiz musibetlere maruz, elemli, kederli bir fâni hayvan hükmünde olup, bütün sevdiği ve alâka peyda ettiği bütün eşyadan mütemadiyen firak elemini çeke çeke, nihayette, bâki kalan bütün ahbabını bir firak-ı elîm içinde bırakıp, kabrin zulümatına yalnız olarak gider.
(Sözler – 632)sual;Bu lezzetli dünyevi saadetten daha cazibedarı varmıdır varsa nerededir?
28 Ocak 2009: 16:28 #728460Anonim
age;96571 wrote:sual; Bu lezzetli dünyevi saadetten daha cazibedarı varmıdır varsa nerededir?Demek, o dünyevî lezzetli saadetten
daha cazibedar bir saadet
ve ferahlı bir vaziyet,
kabrin arkasında vardır ki,
Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi hakikatbîn bir zat,
o gayet lezzetli dünyevî vaziyet içinde,
gayet acı olan mevti istedi, tâ öteki saadete mazhar olsun.
23. Mektub | 274
________Suâl: İtibârî taksime ihtiyacı olmayanlar kimlerdir?
Nedir bu taksimler?
28 Ocak 2009: 16:34 #728461Anonim
@Sirac 96821 wrote:
Suâl: [/COLOR][/B]İtibârî taksime ihtiyacı olmayanlar kimlerdir?
Nedir bu taksimler?
Cevap; Sâniyen: Mektubat’ın küçüklerinden on üçünü hâvi hususî mektublar mecmuasını aldım. Bu vesile ile de maziyi hâl yerine koyarak, derin manalı, şirin sohbetinizi bir kerre daha şevkle dinlemiş oldum. Zâten ben o vakitlerin mazide kalmasına razı değilim. Her vakit hâl gibi mütalaa ediyorum.
Mazi, hâl, müstakbel bunlar da itibarî birer taksim değil mi? Ehl-i zevk için bu taksime ihtiyaç kalmıyor.
(Barla Lahikası – 60)
Güzel bir yermiş ilk defa dikkatimi çekti.Teşekkürlersual;Cahil biri ile üzüm paylaşmak istermisiniz?
28 Ocak 2009: 16:44 #728464Anonim
age;96822 wrote:sual;Cahil biri ile üzüm paylaşmak istermisiniz?
Cahille zebib..(= Olmaz olsun..
Sual : Nasıl anlayacağız? Biz câhiliz, sizin gibi ehl-i ilmi taklit ederiz.
Cevab: Çendan cahilsiniz, fakat âkılsınız.Hanginizle zebib, yani üzümü paylaşsam,
zekâvetiyle bana hile edebilir.
Demek cehliniz özür değil…
İşte, müştebih ağaçları gösteren semereleridir.
Öyleyse, benim ve onların fikirlerimizin neticelerine bakınız.
İşte birisinde istirahat ve itaattir.
Ötekisinde ihtilâf ve zarar saklanmıştır.
Münazarat – 50
_______
Suâl: Sahibine satılmadığında tavla kapıcılığına düşen nedir?14 Şubat 2009: 17:16 #730945Anonim
Sirac;96825 wrote:
Suâl: Sahibine satılmadığında tavla kapıcılığına düşen nedir?Cevab :
Altıncı Sözde beyan edildiği gibi, lisandaki kuvve-i zâika, Cenâb-ı Hak hesabına, yani mânevî vazife-i şükraniye ile rızka müteveccih olduğu vakit, o dildeki kuvve-i zâika, rahmet-i bînihaye-i İlâhiyenin hadsiz matbahlarına şâkir bir müfettiş, hâmid bir nâzır-ı âlikadr hükmündedir. Eğer nefis hesabına olsa, yani rızkı in’âm edenin şükrünü düşünmeyerek müteveccih olsa, o dildeki kuvve-i zâika, bir nâzır-ı âlikadr makamından, batn fabrikasının yasakçısı ve mide tavlasının bir kapıcısı derecesine sukut eder. (Yirmisekizinci Mektup)
Sual : İçtihad kapısı açıktır. Fakat şu zamanda oraya girmeye engel olan altı mâni nedir ?16 Şubat 2009: 23:27 #731247Anonim
TaLHa;101749 wrote:Cevab :Altıncı Sözde beyan edildiği gibi, lisandaki kuvve-i zâika, Cenâb-ı Hak hesabına, yani mânevî vazife-i şükraniye ile rızka müteveccih olduğu vakit, o dildeki kuvve-i zâika, rahmet-i bînihaye-i İlâhiyenin hadsiz matbahlarına şâkir bir müfettiş, hâmid bir nâzır-ı âlikadr hükmündedir. Eğer nefis hesabına olsa, yani rızkı in’âm edenin şükrünü düşünmeyerek müteveccih olsa, o dildeki kuvve-i zâika, bir nâzır-ı âlikadr makamından, batn fabrikasının yasakçısı ve mide tavlasının bir kapıcısı derecesine sukut eder. (Yirmisekizinci Mektup)
Sual : İçtihad kapısı açıktır. Fakat şu zamanda oraya girmeye engel olan altı mâni nedir ?
Cevab :
Birincisi: Bu zamanın şartları karşısında yeni içtihadların sakıncaları.
İkincisi: İçtihada konu teşkil eden nazariyattan önce, içtihad gerektirmeyen ve kesinlik ifade eden dinin temel konuları üzerinde yoğunlaşmanın gerekliliği.
Üçüncüsü: İçtihad yeteneğini geliştiren koşullar açısından, Peygamberimizin zamanı ile günümüz arasında bir karşılaştırma.
Dördüncüsü: İçtihadda hakim olması gereken bakış açısı: dünya mı, âhiret mi?
Beşincisi: “Arzî” ve “semavî” içtihad nedir? Bu zamanın içtihadını “arzî” yapan üç sebep.- Birincisi: Hükümlerde illet ve hikmetin farkı.
- İkincisi: Bakış açısında âhiret mutluluğu yerine dünya mutluluğunun öncelik kazanmış olması.
- Üçüncüsü: Zamanımızda bağımlılık derecesine varan bazı kötü alışkanlıkların, dinin bazı kesin yasaklarına yaklaşma tarzını etkilemesi.
Altıncısı: Doğruluk ve yalan açısından Peygamberimizin zamanı ile günümüzün karşılaştırması.
- Hatime: Farklı mezheplerin varoluşundaki nedenler. Hakikat birden fazla olabilir mi?
9 Mayıs 2009: 18:41 #742002Anonim
hulusi;102394 wrote:Sual: Farklı mezheplerin varoluşundaki nedenler.âhirzaman Peygamberinin gelmesiyle, insanlar, güyâ iptidâî derecesinden idâdiye derecesine terakkî ettiğinden,
çok inkılâbât ve ihtilâtât ile,
akvâm-ı beşeriye bir tek ders alacak, bir tek muallimi dinleyecek,
bir tek şeriatla amel edecek vaziyete geldiğinden,
ayrı ayrı şeriata ihtiyaç kalmamıştır, ayrı ayrı muallime de lüzum görülmemiştir.
Fakat, tamamen bir seviyeye gelmediğinden
ve bir tarz-ı hayat-ı içtimâiyede gitmediğinden,
mezhebler taaddüd etmiştir.
Eğer beşerin ekseriyet-i mutlakası bir mekteb-i âlînin talebesi gibi,
bir tarz-ı hayat-ı içtimâiyeyi giyse, bir seviyeye girse,
o vakit mezhebler tevhid edilebilir.
Fakat, bu hal-i âlem, o hale müsaade etmediği gibi, mezâhib de bir olmaz.
Sözler | 27. Söz | 447
9 Mayıs 2009: 18:45 #742000Anonim
hulusi;102394 wrote:- Hakikat birden fazla olabilir mi?
Eğer desen: “Hak bir olur. Nasıl böyle dört ve on iki mezhebin muhtelif ahkâmları hak olabilir?”Elcevap: Bir su, beş muhtelif mîzaçlı hastalara göre nasıl beş hüküm alır, şöyle ki:
Birisine, hastalığının mîzâcına göre, su, ilâçtır; tıbben vâcibdir.
Diğer birisine, hastalığı için zehir gibi muzırdır; tıbben ona haramdır.
Diğer birisine, az zarar verir; tıbben ona mekruhtur.
Diğer birisine, zararsız menfaat verir; tıbben ona sünnettir.
Diğer birisine, ne zarardır, ne menfaattir, âfiyetle içsin; tıbben ona mübahtır.
İşte hak burada taaddüd etti. Beşi de haktır.
Sen diyebilir misin ki, “Su yalnız ilâçtır, yalnız vâcibdir, başka hükmü yoktur”?
27. Söz | 447
9 Mayıs 2009: 18:49 #741992Anonim
Suâl: Seferberlikteki askerin harbi neye karşıdır..?
11 Ekim 2009: 18:29 #757219Anonim
2 Ocak 2010: 21:02 #763541Anonim
@Sirac 125275 wrote:
Suâl: Seferberlikteki askerin harbi neye karşıdır..?
Ve o harb ise; nefis ve heva, cin ve ins şeytanlarına karşı mücahede edip günahlardan ve ahlâk-ı rezileden kalb ve ruhunu helâket-i ebediyeden kurtarmaktır.
(Sözler – 23)doğrumudur.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.