• Bu konu 225 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 136 ile 150 arası (toplam 227)
  • Yazar
    Yazılar
  • #807758
    Anonim

      SABIR -2 (devamı)

      İsa aleyhisselam buyurur:

      -Hasta olup musibet ve felaketlere uğrayıp da günahları afvolunacağı için sevinmeyen kimse alim değildir..

      Sehl ibn-i Abdillah et-Tüsteri kuddise sir-ruh buyurur:

      -Hastalığa sabredilerek ve oturularak kılınan namaz, sağlam olanın ayakta kıldığı namazdan daha kıymetlidir.

      İmam Rabbani kuddise sirruh buyurur:

      -Sıkıntıların gelmesi görünüşte çok acı ise de, bunların nimet oldukları umulur. Bu dünyanın en kıymetli sermayesi sıkıntılar ve üzüntülerdir.

      Bu dünya sofrasının en tatlı yemeği dertler ve musibetlerdir. Bu tatlı nimetleri acı ilaçla kaplamışlar, bununla imtihan yolunu açık tutmuşlardır.

      Akıllı olanlar, bunların içlerine yerleştirilmiş olan tatlıları görür. Acı örtüleri de tatlı gibi çiğnerler, acılardan tat alırlar.

      #807759
      Anonim

        SABIR -2- (devamı)

        Sehl ibn-i Abdillah Tüsteri kuddise sirruh:

        ‘Şayed bela olmasaydı Hakk’a yol bulunmazdı,” buyurmuşlardır.

        Ebû Abdillah Muhammed bin Hafif kuddise sirruh, -Ubudiyyet ne zaman dürüst olur? Sualine,

        -Kul kendi işlerini tamamen yüce Allah’a havale edip belalar içinde sabredince! cevabını vermiştir.

        İbn-i Abbas radıyallahu anhümadan rivayete göre Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize bir hatun müracaat edip:

        Ya Rasûlellah, ben sar’a illetine duçar oluyorum. Hem de sar’a halinde açılıyorum.

        Allah Teâlâ’ya dua ediniz ki bu illeti benden izale etsin, dedi.

        Rasül-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz kadına hitaben:

        -Dilersen sabret, bu illet mukabilinde sana cennet verilsin.

        Dilersen sıhhat ve afiyetin için Allah Teâlâ’ya dua edeyim.

        Sonra o hatun:

        Ya Rasülallah! böylece sabrederim.

        Yalnız sar’a halinde açılmamam için Allah Teâlâ Hazretlerine dua ediniz, dedi.

        Rasûlullah sallallahualeyhi’ve sellem Efendimiz de o halinde açılmaması için dua buyurdular.

        #807760
        Anonim

          SABIR -2- (devamı)

          Abdülkadir Geylanî kuddise sirruh sabrı şöyle tarif etmektedir.

          Halinden kimseye şikayet etmemek.

          Hiçbir suretle sebeblere güvenmemek, dayanmamak.

          Bela ve musibetler karşısında hoşnudsuzluk göstermemek.

          Bela ve musibetten kurtulunca sevinç duymamak.

          Sabır, şikayet ve feryad etmeden, hoşnudsuzluk göstermeden, gelen belaya katlanmaktır.

          Belalara sabretmek, kurtuluşa sebeb olan en güzel huylardandır.

          Sabır, Peygamberimiz’in hasletlerindendir.

          Rasül-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki:

          -Sabır, cennet hazinelerinden bir hazinedir.

          -Mü’min’e gelen her derd, üzüntü, hastalık eziyet, sıkıntı, günahlara keffaretdir.

          -Sabır, îmanın yarısıdır.

          Dünya, mihnet ve sıkıntı yeridir. Sıkıntının ise, sabretmekten başka çaresi, katlanmaktan başka yolu yoktur.

          Bir hastalık, bela gelince bağırıp çağırmak fayda vermez. Aksine zararlı olur.

          Allah’ın takdirine razı olup gönül hoşluğu ile sabretmelidir.

          Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri sabrı dolayısıyla Eyyub aleyhisselam’ı övmüş ve ülü’l-azm peygamberler derecesine yükseltmiştir.

          #807761
          Anonim

            SABIR -2- (devamı)

            Süfyan bin Uyeyne kuddise sirruh derdi ki:

            -Bir kimse başına gelen belaya razı olur, kader-i ilahîye rıza gösterirse, onun durumu tamdır.

            Kemal derecesini bulmuştur.

            İbrahim Düssûkî kuddise sirruh Hazretlerinin tavsiyeleri şöyledir:

            -Bir Hak yolcusu, fakr halini kolay bulamaz. Ta şu halleri özüne sindirinceye kadar:

            Cümle kulların işini görürken, eziyetlerini bir taşıyıcı olacak… ki bu hali, Allah Teâlâ’nın kullarına bir ikram sayılır.

            Niyetinde başka bir şey yoktur.

            Sonra kendisine eziyet edene, eziyet etmez.

            Üzerine düşmeyen, dünya ve ahirete faydası olmayan sözü de söylemez.

            Bir musîbete uğradığı zaman bağırıp çağırmaz.

            Hiç kimsenin gıybetini etmez.. ki bunu yapmakla harama dalmaktan korunmak ister.

            Şüphelere dalmamak için kendisini gıybet etmemek suretiyle tutar..

            İmtahan yoluyla bir belaya uğradığı zaman sabreder.

            İntikam almağa gücü yettiği halde bağışlar, bırakır.

            Dik başlı gezmek adeti değildir.

            Yeryüzü onun maddî varlığı ile mamur olur.

            #807762
            Anonim

              SABIR -2- (devamı)

              Sema ise kalbi ile…

              Tuttuğu yol, öfkesini yutmaktır.. Yutkunmaktır, Dağıtmaktır ve daima tercihdir.

              Afvdır. Müsamahadır.

              Hakkında söylenen, sevmediği şeylerin hepsini kabullenir.

              Musibet birdir, feryad onu ikiye katlar

              Osman Nuri Hîrî kuddise sirruh:

              -Sabırlı, sıkıntılara katlanmayı huy edinendir, buyurmuşlardır.

              Şakîk Belhî kuddise sirruh:

              -Musîbete feryad eden, Allah, Teâlâ’ya kafa tutmuş olur.

              Feryad etmek, ağlamak, sızlanmak, bela ve musibeti geri çevirmez. Lakin sabredenin sevab ve mükafatını giderir.

              Abdullah bin mübarek kuddise sirruh:

              -Musibet birdir. Musibetin geldiği kişi feryad, figan eder, sızlanırsa iki olur:

              Biri musîbet, diğeri sevabın gitmesi. Bu musibet öncekinden daha büyüktür.

              Sabredenin karşılığı ise hesapsızdır. Yani sabredenlere verilen sevabın miktarını Allah Teâlâ’dan başka kimse bilmez.

              Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

              -Mü’minin hali, ekin sapının hali gibidir ki, onu rüzgar kâh böyle sağa, kâh da böyle sola meylettirir. (Sahih-i Buharî, Kitabü’l merda).
              Mü’minin hali, ekin sapının hali gibidir.

              Rüzgarın estiği yöne göre sağa sola meyleder. Rüzgar durduğu vakit, onun da sağa sola meyletmesi durur. Mü’min de böyledir. Bela ile çeşitli hallere girer, çıkar.

              Kafirin ise hali dimdik duran katı çam ağacının hali gibidir. Ta ki Allah onu yıkıp helak eder.

              #807763
              Anonim

                SABIR -2- (devamı)

                Hadîs-i şerifin manası şöyledir:

                Gerçekten mü’min çeşitli belalar ve hastalıklarla imtihan olunur.

                Allah Teâlâ’nın çeşitli hükümleri arasındaki halinin değişmesine razıdır.

                Bunlara boyun eğmiştir. Allah’ın takdirine razıdır.

                Hiç hoşnutsuzluk göstermez.

                Yani ekinin sapının rüzgara boyun eğdiği rüzgarın esmesine göre sağa sola meylettiği gibidir.

                Mü’min bu yolda olduğu zaman, kendisine ölüm hastalığı ve ölümün gelmesi güç ve ağır olmaz.

                Daha önce elemlere alışık olduğu, onlardan nasıl sevab alacağını bildiği, nefsini uğradığı bela ve musibetlere alıştırdığı ve şiddetli olsun, hafif olsun birbiri ardınca hastalık gelmesiyle nefsi zayıflamış olduğu için, ruhunun çıkması ona zor gelmez.

                Ölüm acısını duymaz.
                Kafirin hali ise mü’minin hilafınadır.

                Kafir ekseri halinde hastalıktan uzaktır.

                Bedeninin sıhhatli olmasından yararlanmaktadır.. O, katı çam ağacı gibidir.

                Allah Teâlâ onun helakini murad ettiği için vaktinde ve zamanında ansızın yerinden koparıp yok eder.

                Ona hiç şefkat ve merhamet etmez.

                Onun ölümü, nefsinin kuvvetli, cisminin sıhhatli olmasına rağmen çok acı, ruhunun bedeninden çıkması elem ve azab bakımından çok şiddetli olur.

                Ahiret azabı ise daha şiddetli ve devamlıdır.

                Kafirin ölümü, çam ağacının kökünden çıkarılıp yıkılması gibidir.

                devamı var

                #807764
                Anonim

                  SABIR -2- (devamı)

                  Hak Teâlâ buyurur:

                  “Allah’ın emrine muhalefet edenler, başlarına bir felaket gelmesinden veya acıklı bir azaba uğramalarından sakınsınlar.”/ (Nur/63).

                  Hoca Ubeydullah Hazretleri buyurmuşlardır ki:

                  “Allah’ın kazalarına karşı sabırlı, hatta hamd edici olmak lazımdır.

                  Zira Allah’ın birbirinden acı belaları sayısızdır:

                  1970 senesinde, merkezi Gediz olmak üzere Emet ve Simav’a kadar uzanan büyük bir zelzele felaketi olmuştu.

                  Binlerce kişi ölmüş, büyük sayıda bir zümre evsiz, barksız kalmıştı.

                  Muhterem Üstaz Hazretleri bazı yakınlarını huzuruna celbedip, kazazedelere muhakkak surette hem maddî yardımda bulunulmasını, hem de sert bir lisanla nasîhat edilmesini emir buyurmuşlardı.

                  #807765
                  Anonim

                    SABIR -2- (devamı)

                    Zahiren, felakete uğrayanları, yumuşak bir lisanla teselli edip gönüllerini almak îcab ederdi.

                    Sonradan anladık ki, yıkıntılar altında, İtalyadaki lavlar altında kalan Pompei şehrindeki insanlarda görülen pek kötü manzaraların aynısı burada da görülmüştü.

                    Bir taraftan zelzele, bir taraftan aynı zamanda vuku bulan büyük yangın felaketi kasabayı yerle bir etmişti.

                    Yıkıntılar arasında dolaşırken insanı ürperten müdhiş manzaralara şahid oluyorduk.

                    Hatta bir kadıncağızın derin bir keder içinde elinde bir çöp ile toprağı karıştırdığına şahid olduk.

                    -Ne yapıyorsun? diye sebebini sorduğumuzda, cevaben:

                    -Annem, babam, kocam, dört tane çocuğum bu toprak altında kaldı, dedi. Sabırlı idi.

                    Bu saydıklarından başka kadıncağız evinden ve eşyasından da olmuştu. Ona rağmen ağzından en ufak isyankar bir söz çıkmıyordu. ?

                    Hakikaten kadın çok büyük bir imtihan karşısında idi.
                    Denirse ki: Bundan büyük bir felaket mi olur? Tereddüt etmeden şu cevabı veririz ki:

                    -İMANSIZLIK FELAKETİ !

                    #807766
                    Anonim

                      SABIR -2- (devamı)

                      Bela halinde şikayette bulunma

                      Abdullah bin lüsteri kuddise sirruh buyurmuşlardır ki:

                      “Eğer bela olmasaydı, Hakk’a yol bulunmazdı.”

                      Mansur bir Ammar demiştir ki:

                      “Dünya musibetleri karşısında şikayet eden kimsenin bu musibeti, dinî musibet şekline dönüşüverir.”

                      Abdulkadir Geylanî kuddise sirruh Fütuhu’l-Gayb isimli eserin de buyurur ki:
                      “Halin ya bela, veya nimet halidir.

                      Bela içinde isen sabretmeğe çalış. Şu var ki, zorla ve istemeyerek sabretmek pek makbul sayılmaz. Razı olarak sabretmelidir.

                      Bundan sonra da uysal olmak da iman sahibi için en güzel şeydir.

                      Kendini yok bilip kadere teslim olmak iyidir. Amma bunu herkes yapamaz.

                      Bu ancak, ilahî varlığa kendi varlığını veren zümrenin işidir.

                      devamı var

                      #807767
                      Anonim

                        SABIR -2- (devamı)

                        Bela halinde insanlara şikayette bulunma. Bu halinde en ufak bir sıkıntı hali de olsa belli etmemeğe çalış. Halini kimse bilmesin.

                        Hakk’ın hikmetine karışma. Nimetini boşa götürme.

                        Eğer bir derdin var ise, Cenab-ı Hak dilemedikten sonra kimse şifa veremez.”

                        Gene buyurur:

                        “Cenab-ı Hak’dan geçmiş günahların için mağfiret iste. Bundan sonra o günahlardan başkasının gelmemesi için yalvar, ilahî emirlere uymak için Allah’dan yardım iste.

                        Kaza ve kaderin gelmesini hoş karşıla. Belalara karşı sabırlı ol. Elindekilere şükret. Elindekilerin kadrini bil. Ölüm gününü hayırla neticelendirmeğe bak.

                        Cenab-ı Allah’dan dünyayı isteme. Belanın gitmesini, fakrın geçmesini, zenginliğin gelmesini isteme. Sana gerekli olan sabırlı olmaktır. içinde bulunduğun manevî halin gitmemesini iste.Bela mı senin için hayır getirir, yoksa dünya rahatlığı mı?

                        Acaba zenginlik mi hayır getirir yoksa fakirlik mi? Bilemezsin hangisi hayırlıdır. İşlerin içyüzünü bilmek sana saklıdır.
                        1988 KASIM ALTINOLUK

                        #807768
                        Anonim

                          ŞÜKÜR

                          Allahü azze ve celle hazretleri buyurur:

                          ” Allah’ın izni olmadıkça hiç bir kimseye ölmek yoktur.

                          Ölüm, zamanı Allah’ın ilminde kararlaşmış bir yazıdır. Kim dünya menfaatini isterse kendisine ondan veririz.

                          Kim de ahiret nimetini isterse ona da ondan veririz.

                          Şükredenlere ise muhakkak mükafat vereceğiz. (Al-i İmran 145)

                          “Şükür eder iman ederseniz Allah sizi neye azaba uğratsın-Halbuki Allah şükür edenlerin mükafatlarını verici, onların ne yaptıklarını hakkıyla bilicidir.” (Nisa. 147)

                          ” Yemin olsun şükür ederseniz, elbette (nimetinizi) arttırırım. Yemin olsun nankörlük ederseniz hiç şüphesiz benim azabım cidden çetindir.” (İbrahim/ 7)

                          ” Biz şükredenleri mükafatlandıracağız.” (Al-i İmran/145)

                          Sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:

                          Kıyamet günü “Allah’a her halükârda şükredenler ayağa kalksın.” diye çağrıda bulunurlar.

                          Bu arada bir zümre kalkar.

                          Onlar için bir sancak açılır ye bununla cennete girerler.

                          Gene bir sahabiye sordular:

                          Sabaha nasıl çıktın? Cevap verdi:

                          Hayırla.

                          Resûlü Ekrem Efendimiz aynı soruyu tekrarladı. Sahabi aynı cevabı verdi. Üçüncü tekrarında ise:

                          Hayırla! Allah’a hamd ederim, ona şükür ederim, dedi.

                          Sallallahü aleyhi ve sellem:

                          İşte senden dilediğim cevap bu idi, buyurdular.

                          devamı var

                          #807783
                          Anonim

                            ŞÜKÜR –devamı

                            Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:

                            ‘Beni yad ediniz ki, ben de sizi anayım.

                            Bana şükredin de nankörlük etmeyin.” (Sûre-i

                            Bakara/152)

                            ” (İman edip hayırlı işler yapanların) son duaları: Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.” cümlesidir.” (Sure-i Yunus 10)

                            ” Deki Allah’a hamd olsun.”
                            (Sure-i İsra/111)

                            ” Nimetlerime karşı şükür ederseniz, şüphesiz (Lütuf ve ihsanımı) artırırım.” (Sûre-i İbrahim/7)

                            ALİMİN,ABİDİN ŞÜKRÜ

                            Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri; bazı kullarını ilim yoluna sevk eder, zihinlerini açar, hafızalarını kuvvetlendirir.

                            Bunların içinden büyük müfessirler, muhaddisler, fakihler, İslâmiyet’e ve cemiyete faideli bilgilerle mücehhez insanlar zuhur ettirir.

                            Başkalarına nasip olmayan bilgilerle teçhiz eder.

                            Allahü Teâlâ’nın bu lütfü keremine karşı bu zümre bunun Cenab-ı Hakkın kendilerine bir nusreti ilahisi olduğunu bilerek, kibirlenmeyip, tevazu, sabır ve şükür yolunda sabit olurlarsa felaha erenlerden olurlar.

                            Allahü Teâlâ ve tekades hazretleri bazı kullarına fazla ibadet etmeğe müsait, zaman sıhhat ve şevk ihsan eder.

                            Farzlardan başka, diğer insanların yaptıkları nafile namaz, oruç ve emsali diğer ibadetleri daha fazlasıyla eda ederler.

                            Bu abidler yaptıkları fazla ibadetleri kendilerinden görmeyip:

                            #807784
                            Anonim

                              ŞÜKÜR –devamı

                              Bunun Allahü Teâlâ’nın bir ikramı olduğunu bilerek nefislerinde Kur’an-ı Kerim ahkamını tatbikte ucba düşmeyerek tevazu, sabır ve şükür yolunda sebatkar olurlarsa felaha erenlerden olurlar.

                              Abdülkadir Geylanî kuddise sirruh buyurur:

                              Ey amelleri ile övünenler! Ey amellerine mağrur olanlar!

                              Ey amelleri ile böbürlenenler! Ne de cahilsiniz! Ne de bilgisizsiniz!

                              Eğer Allah’ın tevfiki olmasaydı, ne namaz kılmağa muktedir olabilirdiniz ,ne oruç tutmağa ne sabırlı olmağa,sizler öğünme mevkiinde değil, şükretme durumundasınız, övünmeğe hakkınız yok, şükretme vazifeniz var.

                              Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri, bazı kullarına ittika yolunu gösterir, haram ve helal üzerine tir tir titrerler.

                              Cenab-ı Hakkı hem çok severler hem de çok korkarlar. Her hattı hareketleri Kur’an-ı Mübîn ahkamına uygun olur.

                              Bu zümrede acizliklerini itiraf eder, bu meziyetleri verenin, Hakk celle ve ala hazretlerinin olduğunu bilerek, nefislerini hakîr görerek tevazu, sabır ve şükür yolunda devamlı olurlarsa felaha erenlerden olurlar.

                              #807785
                              Anonim

                                SERVET SAHİBİNİN ŞÜKRÜ

                                Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri bazılarına fazlasıyla helalinden servet verir.

                                Buna nail olan kimsenin, bu nimetin hakiki sahibi Halik Teâlâ ve tekaddes hazretleri olduğunu bilerek israfdan kaçınmak suretiyle verilmesi farz olan zekatını verdikten başka müslümanlığın,

                                memleketin ve mahlükatın hayrına, kibirlenmeden, engin gönüllü, seve seve, elindeki o meblağdan, büyük bir ihlas üzere,

                                Allah rızası için tasadduk ettiği takdirde kendisinden Müslümanlık, cemiyet ve fertler istifade eder,hem de Halik Teâlâ’nın rızasını kazanmış olur.

                                Bu zengin kullar da malın hakîki sahibinin Cenab-ı Hak olduğunu itiraf ederek, böbürlenmeyip, tevazu, sabır ve şükür yolunu terk etmezlerse Allah’ın izniyle felaha erenlerden olurlar.

                                #807786
                                Anonim

                                  GÜZEL AHLAKIN ŞÜKRÜ

                                  Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri, bazı kullarını, merhamet, sehavet, güzel ahlak daha nice üstün sıfatlarla muttasıf kılar.

                                  Bu zümre de hakikatte merhametlilerin en merhametlisi, sehavetlilerin en sehavetlisi, her kemalin en üstünü,

                                  Cenab-ı Hakk olduğunu bilip, her hareketlerinde acizliklerini idrak ederek, kibirlenmeden tevazu, sabır ve şükür yolunu tutarlar ise Allah’ın izniyle kurtuluşa erenlerden olurlar.

                                  SEYRÛ SÛLÛKUN ŞÜKRÜ

                                  Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri, bazılarını seyr ü sûlûk yoluna sevk eder.

                                  Bunlar hakiki bir mürşide teslim olup, ihlas ve istikamet üzere, Allahü Teâlâ’nın rızasını talep ederek, helal, haram hususunda dikkatli olurlar ise,

                                  Cenab-ı Hakkın izni ile kendilerinin de büyük gayret ve sebatları nispetinde netice alırlar.

                                  Bu güzel sıfatlarla mütehallik (ahlâklanmış) olmazlar ise, layıkı veçhile istifade etmiş sayılmazlar.

                                  Seyr ü sülûkunu tamamladı zannı ile ucba düşüp de, yani kendi nefsini başkalarından üstün görerek kulluk vazifelerini daha dikkatli yapmayıp ihmal ederler ise, zarara uğrayanlardan olurlar.

                                  Şunu tekrar, iyice bilmelidir ki, kulluğun nihayeti olmadığı gibi, seyr ü sûlûkun de sonu yoktur saymak lazımdır.

                                  Hakiki mü’min hangi halde bulunur ise bulunsun, ister darlık, ister genişlik, ister hastalık, ister sıhhatlilik, ona düşen daima “Elhamdülillahi ala külli halin” sözünü tekellüm edip, bu hali bütün vücudunda ve ruhaniyetiyle (Cenab-ı Hakkın izniyle) hissetmesi lâzımdır.

                                15 yazı görüntüleniyor - 136 ile 150 arası (toplam 227)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.