- Bu konu 225 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
20 Eylül 2012: 13:13 #807709
Anonim
AFVEDICILIK, KABAHAT ÖRTÜCÜLÜK ..:: 2
Diger biri de : “Zulme ugradigi halde yumusak davranip da sonra gücü yettigi takdirde intikam alan kimseye halîm denmez.
Halîm, zulme ugradigi zaman sabredip intikam almaga gücü yettigi zaman da afvederek bagislayan kimseye denir ” demistir.
Ibrahim Düsûkî kuddise sirruh dedi ki :
” Varini Hak yolunda harcamis velî kul… Iste o, sahib oldugu heybet yönü ile sultana benzer…
Tevâzu edis seklinde ise zelîl bir kula benzer. Kalbindeki duygu da budur. Kendisine daha fazla kiymet vermez.
O bir sultan olmusdur. Buna sebep ise: Onun iffetli olusudur, nefsini üste çikarmayisidir.
Afveder, hosgörür… Özünde ikram duygusu tasir.
Kimseye minnet etmez. Yaptigi iyiligi basa kakmaz ve daha nice iyilikleri vardir.
Gene söyle buyurdular:
“Herhangi bir velî kulunu Allah Teâlâ imtihan yolu ile bir ibtilâya düsürmüstür.
Bundan muradi onu mânâ erleri derecesine erdirmekten baska bir sey degildir.
Sâyed ibtilâya düsen velî sabreder, tahammül eder, kizmaz, darilmaz, afveder ve kerem sahibi olursa…
Allah Teâlâ onu arzu ettigi derecelere yükseltir.
Aksi halde oldugu yerde birakir ve derece vermez, kovar…”
Abdullah Tüsterî kuddise sirruh buyurmuslardir ki:
” Güzel huylunun en asagi hali, baskalarinin yükünü çekmek, yapilan kötülügü afvedip onu yapani bagislamaktir. “
– Bu yazı Sadık Dana’nın Hizmet insanı isimli kitabından derlenmiştir. Yayınevi: Erkam
20 Eylül 2012: 13:14 #807710Anonim
Sadaka Vermede Ölçüler
Ey iman edenler! Allah yolunda harcamağı, kazançlarınızın en güzelinden ve sizin için yerden çıkardıklarımızdan yapın, kendinizin göz yummadan alıcısı olmadığınız pek âdi ve bayağı şeyleri vermeğe kalkışmayın.
Şurasını iyice bilin ki, Allah herşeyden müstağnidir.
Asıl hamde layık olan O’dur. (Bakara sûresi/267.)
Resûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
– Her müslüman üzerine sadaka vermek vâcibdir. Ashab-ı kiram sordular:
– Yâ Resûlallah verecek bir şey bulunmayınca (ne yapılabilir?)
– Eliyle kazanır (çalışır) hem kendisine faydalı olur, hem de sadaka verir.
– Ya kazanç yolu bulamazsa?
– Muhtaçlara mazlumlara yardım eder.
– Böyle bir yardım yolu bulamaz ise (gücü yetmezse?)
– (O zaman) hayırlı iş işlesin, nefsi serden, kötülüklerden korusun. Bu da o kimse için sadakadır.
Gene buyurdular ki:
– Kıyamet gününde Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri herkesle aralarında, tercüman olmaksızın ve engel olacak bir perde bulunmaksızın konuşacaktır.
İnsan sağına bakacak, ancak dünyada iken ne göndermişse onu görecek, soluna bakacak, ancak gönderdiğini görecek, önüne bakacak, tam karşısında cehennemi görecek.
O halde yarım hurma ile de olsa Allah’ın azabından kendinizi koruyunuz.
Allah Teâlâ selametde daim eylesin.
devamı var
20 Eylül 2012: 21:57 #807717Anonim
Sadaka Vermede Ölçüler (devamı)
Bundan maksat, takva sahipleri aldıkları ile Allah Teâlâ’ya ibadet etmeyi düşünürler.
İbadetine yardım ettiği o kimseyi böylece ortak etmiş olur.
Büyüklerden birisi sadakasını fakire verir ve derdi ki:
Bunlar öyle insanlardır ki, Allah’dan başka hiçbir arzuları yokdur.
Onların bir ihtiyacı olursa, düşünceleri dağılır.
Bir kalbi Allah Teâlâ tarafına döndürmeyi, arzusu dünya olan yüz kalbi sevindirmekden daha çok severim.
Bu sözü Cüneyd Bağdâdî’ye anlattılar.
Buyurdu ki:
“Bu sözün sahibi, evliyaullahdandır.” Bu zât bakkal idi, iflâs etti. Çünkü fakirlere sattığı şeyden para almaz idi.Cüneyd Hazretleri ona yeniden ticaret yapması için bir miktar para gönderdi ve: “Senin gibi adama ticaret zarar vermez, buyurdu.
İkinci sıfat: İlim talebesi olmalıdır.Çünkü ona sadaka vermekle, ilim sahibi olmasına yardımcı olunmuş olunur.
Böylece onun ilminin sevabına ortak olunmuş olunur.
20 Eylül 2012: 21:58 #807718Anonim
Sadaka Vermede Ölçüler
Üçüncüsü: Fakirliğini gizli tutup, gizlice Allah’dan isteyici olanları aramalıdır.
Allah Teâlâ buyurur: “Hallerini bilmeyen, iffet ve istiğnalarından dolayı onları zengin (kimse) ler sanır.” (Bakara, 273)
Bu insanlar, kendilerini varlıklı gösterirler, dikkatli olup, bunlara vermek, dilencilik yapan bir fakire vermek gibi değildir.
Dördüncüsü: Hasta veya ailesi kalabalık olanları tercih etmelidir.
Çünkü verilenlerin ihtiyaç ve üzüntüleri ne kadar çok olursa, karşılığı ve sevabı da o kadar çok olur.
***
Aişe radıyallahü anha buyuruyor ki:– Hiç bir sadakayı küçük görmeyiniz. Çünkü dane kadar bir sadaka kıyamet gününde dağlar kadar sevab ile tartılır.”
Bizzat o bir fakire bir üzüm danesi vermişti. Bunu küçümseyen fakir almak istemedi.
Âişe radıyallahü anha ona: Sen Allah Teâlâ’nın
“Kim zerre kadar hayır yaparsa onun sevabını görecek” (Zilzâl/7) mealindeki âyetini okumuyor musun? Bu üzüm danesinde kaç adet zerre vardır? Fakir bunun üzerine tevbe ve istiğfar etmiştir.musa topbaş
20 Eylül 2012: 21:59 #807719Anonim
Münacaatlar
Hazreti Mevlânâ (k.s.)’nın münacâatı
Ey afvetmeyi seven Allahım, bizi afveyle.
Ey eski ve müzmin illetimizin tabibi olan Rabbim, derdi isyanımıza çaresâz ol!
Ey Settârü’l-uyüb, üstümüzdeki hıfz perdeni kaldırıp bizi rezil etme.
İmtihan zamanında bize emn ü emân bahşeyle.
Ey yardım isteyenlere yardımcı, bizi hidayete çıkar.
Bilgiler ve servet bizim için medarı iftihar olabilecek bir şey değildir.
Ya Rabbi! Kerem ve lütfunla hidayet ettiğin kalbi tekrar dalalete, sapıklığa meylettirme.
Takdir kaleminin yazdığı belaları bizden çevir ve değiştir.
Ey bütün noksan sıfatlardan münezzeh kemal sıfatları ile muttasıf ve ortağı bulunmayan Allah.
Hata ve masîyetlerin içine düşmüşüm.
Elimi tut beni kaldır ve yaptığım hataları lütfunla bağışla!..
20 Eylül 2012: 22:00 #807720Anonim
Abdülkadir Geylani (k.s.) Hazretleri’nin münacâatı
Allahım! Bizi kendi sözlerimizle ve kendi amellerimizle imtihan etme!
Onlar sebebiyle cezalandırma, bize lütfunla, kereminle, cezamızdan vazgeçmekle ve müsamahanla muamele et. Amin!..
Allahım! Ey bütün varlıkları yaratan.
Ey sebeplerin müsebbibi! Bizi varlıkları ve sebepleri sana ortak tanıma bağından kurtar.
Allahım! Beni de dua isteyeni de kendinden başkasına muhtaç etme!
Yalnız sana muhtaç olalım.
Seninle müstağni olalım yalnız seni zikredelim.
Yalnız senden isteyelim.
Allahım! Bizler hepimiz seni murad ediyoruz.
Seni diliyoruz. Ancak, afetler ve engeller bizim önümüzü kesiyor.
20 Eylül 2012: 22:01 #807721Anonim
Abdülkadir Geylani (k.s.) Hazretleri’nin münacâatı
Sana gelmemize mani oluyorlar.
Allahım! Bizi gaflet uykusundan uyandır.
Bizim kimimizi, kimimizden faydalandır.
Bizi yalnız kendinle meşgul et! Ta ki nefislerimiz ıslah olsun.
Nefislerimize sana gelen yolu göster, ömrümüzün kalan kısmını senin yolunda meşguliyetle geçirelim.
Allahım! Sen bizim kalblerimizi biliyorsun. Onları ıslah et.
Sen bizim ihtiyaçlarımızdan haberdarsın, onları veriver.
Sen bizim günahlarımızı biliyorsun, onları afvediver.
Sen bizim kusurlarımızı, ayıplarımızı biliyorsun, onları örtüver.
Bizi nehyettiğin yerlerde görme.
Yasak ettiğin yerlere gitmiş olmayalım.
Emrettiğin yerlerde bizi arar duruma düşme.
Biz daima senin emrettiğin yerlerde bulunalım.
Bize zikrini unutturma.
Bizi mekrinden emin kılma.
Bizi kendinden başkasına muhtaç etme.
Kendinden başkasına meyleder ve el açar duruma düşürme.
Bizi senden ayıran her şeyi bizden ayır.
Bize, zikrini şükrünü ve güzel bir kullukla kulluk etmeği ilham et.
20 Eylül 2012: 22:02 #807722Anonim
Tasavvuf Üzerine-1
Tasavvuf, nihayeti olmayan bir ummandır.
Bütün kainatı içine alan ilm-i ilahidir. (
(Marifetullah ilmidir). Bu, tarif edilemez, ancak herkes nasibine anlayışına, derecesine göre söz eder.
Fahr-i Kainat Efendimiz Hazretleri bile:
“Ya Rab! Ben seni nasıl sena ederim. Sen kendini nasıl sena etti isen öylesin, buyurmuşlardır.
Fahr-i Kainat Efendimizin ilmi Cenab-ı Hakk’ın ilmi yanında deryadan bir katre, diğer peygamberan-ı izam hazeratının ilmi, Sallallahü aleyhi ve sellem’in ilmi yanında deryadan bir katre, evliyaullah’ın ilmi de peygamberan-ı izam hazeratının ilmi yanında bir katre olduğuna göre Tasavvuf sonu, hududu, sınırı, olmayan bir ilmi ilahîdir.
Bu nihayetsizlik aleminde, herkes nasibine göre bilgiler elde eder.
Ve bu elde ettiği bilgi, deryadan bir katre mesabesinde bile olmadığına göre, tasavvuf aleminde, Allah Teâlâ ve tekaddes hazretlerini, kulları, Cenab-ı Hakk’ın kendisine bahşettiği ilim miktarında görebilir, anlayabilir.
İşte mutasavvıflar kendilerine tahsis edilen ilim miktarınca konuşabilirler.
Kimisine Cenab-ı Hakk’ın manevî hazinesi az açık olmasına rağmen, bazı has velilerine ikramı daha geniştir, daha derindir.
20 Eylül 2012: 22:03 #807723Anonim
Tasavvuf Üzerine-1
Cenab-ı Vacibü’l-Vücud’un milyarlarca kulu olduğuna göre, her kuluna tecellisi ayrıdır, milyarlarca kimsenin bu bakımdan bilgi, ve imanları müsavi değildir, aynı gibidir, fakat ayrıdır.
Bu ilm-i ilahi de daimî olarak değişir.
Hakk’ın dün bahşetmediği ilme bugün vakıf olur, yarın ise başka bir ilimle doyuruluruz.
Hülasa kalemlerin, mikroskopların, teleskopların, bütün zahiri ilimlerin, künhüne vakıf olamadıkları nihayetsizlik ilmi…
Mikail aleyhisselam kainatı dolaşmak istedi.
On sene uçtu, bir bilgi elde edemedi (melek hızı yanında güneş ışığı sür’ati bir kağnı sür’ati bile değildir). Gene bir on sene daha izin istedi, izin verildi, gene bir netice elde edemedi ve kanatları yanmaya başladı.
Secde etme ihtiyacı duydu. “Sübhane Rabbi-ye’l a’lâ” diye secde etti.
Bazı kullar, bu geniş marifetullah sahasında aczini anlar.Hakkın ihtişamı karşısında göz yaşı döker, kimisi bu alemin yaratıcısına hayran olur, kimisinin bu azamet-i ilahi karşısında dili tutulur, konuşamaz olur, kimisinin dili açılır, devamlı Cenab-ı Hakk’ın nimetlerini, lutfunu, keremini görür, devamlı konuşur.
Kimisine dağlar, tepeler, ovalar dar gelir
20 Eylül 2012: 22:04 #807724Anonim
Tasavvuf Üzerine-1
Kimisi ufak barakaya girer orada hayat geçirir.
Kimisinin, aşk her tarafını sarar, mal, mülk, evlad, dünya kaşaneleri istemez, yalnız tek olan Allah’ı ister.
Büyük velilerin dahi nasîpleri ayrı ayrıdır.
Birisine verilen diğerine verilmez, birinin bildiğini diğeri bilmeyebilir.
Yalnız bu marifetullah ilmi ile şereflenenler, nihayette, hepsi Cenab-ı Hakk’ı bilirler, anlarlar ve bulurlar.
İşte bundan sonra ne için yaratıldıklarını Cenab-ı Hakk’ın azametinin karşısında, kendilerine düşen kulluk vazifelerini, büyük şevk ve aşkla bilerek noksansız olarak ifa ederler.
TASAVVUF EHLİ OLMAK
Marifetullah ilminde terakki de, kalb, gönül aleminin parlaklığına temizliğine bağlıdır.
Hak yolu yolcusunda dört haslet olursa sünuhat-ı Rabbani gönül alemine bütün bereketi ve rahmeti ile nüzul eder. Onlar da şunlardır:
Kuvvetli ihlas sahibi olmak.
Samimi istikamet ehli olmak,
Gayretli, sebatkar, olmak
Tam teslim olmak.
Tasavvuf ehli, güzel ahlakları, sehavet, merhamet, nezaket, tevazu gibi güzel sıfatlarla muttasıfdırlar.
Herkesle geçimli olup, basiret ve teenni ile ileriyi görürler, her hatt-ı hareketleri Kur’an-ı Kerîm ahkamına ve Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizin ahlak, adab ve ef’aline uygundur.
Bunlar Allah Teâlâ ve tekaddes hazretlerini ve Habib-i edîbini canlarından, mal, mülk ve evlatlarından daha fazla severler.
Eğer bunlara sevgi, sevgi kasesinden içirilmemiş olsa idi bu yüce bilgi ve makama ulaşamazlardı.
20 Eylül 2012: 22:05 #807725Anonim
FELSEFE İSLÂM VE TASAVVUF
Tasavvuf kaideleri başlangıçta ayrı gibi görünürse de, nihayette Rabb-ü zü’1-Celal ve’1-Kemal hazretlerini bilmekte birleşirler.
Halbuki feylesoflar başlangıçta aynı yoldadırlar, nihayette nefisleri ayakta olduğu için, anlaşamazlar, hem Cenab-ı Hakk’ı layıkı veçhile bulamazlar, birbirlerine düşman olurlar, birbirlerine küfür ederler.
Bir çok mevhum iddialar, nazariyeler ortaya atarlar hüsrana uğrarlar.
İslâmiyet’le felsefe bağdaşamaz. Mevlana Celaleddin Rumî ve İmam Gazalî gibi Allah dostlarına İslâm feylesofu denemez, İslâm mutasavvıfı denir.
Tasavvuf Kur’an-ı Kerîm ahkamına ve Rasûl Efendimizin sünnet-i seniyyesine tam ittibadır. Kur’an-ı Kerim ahkamı, yani şeriat kışır (zahir) ise, tarikat özdür.
Yalnız kışırsız bir öz tahavvül edilemez, kısırla öz birleşirse bu, kemal ehlinin yolu olur.
Maneviyatlı büyükler sunulan şerbetten içtikçe terakki ederler, ayıklıkları sarhoşluklarına galib gelir, tevazuları arttıkça, artar yerle bir olurlar, tek arzuları tekle tek olmaktır.
Allah rızasından başka bütün istekleri yok olmuştur, hatta kendilerini bile unutmuşlardır.
Bir gün bir kişi geldi. Dört yana bakardı.
Bayezid:
– Kimi istersin? dedi.
– Bayezid’i isterim, dedi. Bayezid:
– Ben dahi otuz yıldır Bayezid’i isterim, bulamazam, dedi.
Bayezid -kuddise sirruhu- hazretlerinin menakıbında buna işaret vardır.
Cüneyd -Kuddise sirruh- hazretlerine sordular:
– Gönül ne zaman hoş olur? O da şöyle cevap verdi:
– “İçinde O, olunca” yani Allah’da olunca.
Veliliğin kisvesi yoktur, gönül içi başka bir alemdir.
Bunları ancak Cenab-ı Hakk’ın gözlerine irfan sürmesi çektiği kullar teşhis edebilir.
20 Eylül 2012: 22:06 #807726Anonim
Tasavvuf Üzerine-1
Tasavvuf Hakkında Gönül Sultanlarının Bazılarının Sözleri
Mahmud Samî -Kuddise sirruh- buyurur:
– Tasavvuf, menşe-i1adab-ı erkan-ı2 şeriattır.
– Tasavvuf, Allah’a fart-ı muhabbet3 ve terki davadır.4
– Tasavvuf, kimya-yı feyz-i iksîr-i hakikattir.
– Tasavvuf, Zikri daimî, huruc-ı masivallah’tır.5
– Tasavvuf, Şems-i taban6 Bedr-i Kamer7 Nur-i hikmet cezbe-i ismet, makam-ı hayret, kemali rü’yettir. Hülasa, Tasavvuf, terki terktir, hasılı terk-i niyettir ve teslimiyettir.
Ebu Süleyman Daranî -kuddise sirruh-buyurur:
-Tasavvuf , Sufinin üzerinde Allah Teâlâ’dan başka, kimsenin bilmediği bir takım fiillerin cari olması, ve Allah’tan başka kimsenin bilmediği şekilde Allah’la olmasıdır.
Ebu Bekir Kettanî – Kuddise sirruh- buyurur:
– Tasavvuf, tamamiyle ahlaktan, ibaret olup, ahlakça ziyade olan tasavvufça da ziyadedir.
Tasavvuf, safvet ve müşahededir.
Ebu Bekir Saydalanî – kuddise sirruh:
– Tasavvuf, ızdıraptır, sükun vaki olunca artık tasavvuf yoktur.
Abdullah Tüsterî – kuddise sirruh-buyurur:
– Tasavvuf, az yemek, Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleriyle sükun bulup, halktan firar etmektir.
Cüneyd Bağdadî -kuddise sirruh-:
Peygamber Efendimizin izini takip müstesna, hiç bir yol insanı Allah’a götüremez.
TASAVVUF GÖNÜL DİRİLİĞİ
Zünnun-ı Mısrî – kuddise sirruh-:
– Allah’ı seven kişinin O’na aşık oluşunun alameti; fillinde, ahlakında, emrinde ve sün-netinde, Allah sevgilisine, yani Rasûl-i Ekrem Efendimize uymaktır.
Ebu Said el-Harraz -kuddise sirruh-:
– Zahirî hükümlere ayrı düşen her batın, batıldır.
20 Eylül 2012: 22:07 #807727Anonim
Tasavvuf Üzerine-1
Ebu Said Arabi -kuddise sirruh-:
– Tasavvuf, ahde vefa etmektir. Yani ahde vefa Allah için, işlemek üzere gönlümüzden her geçeni yapmaktır.
– Tasavvufun yekunu lüzumsuzu terk etmektir, marifetin yekunu da bilgisizliğini anlamak.
Ebu’l-Hasen Kavşencî – kuddise sirruh-:
-Tasavvuf, zamanımızda hakikati olmayan bir isimdir. Tasavvuf hakikat olduğu zaman bir isim değildir.
Ebu Abdullah Hafif – kuddise sirruh-
– Gaflet anında Allah’ı bulmaktır.
Ebu Yakub Mezabilî – kuddise sirruh-‘a sordular:
– Tasavvuf nedir? Cevabı:
– Bir haldir, insanda bir hal. Öyle bir hal ki sahibinde insanlık hali bırakmaz.
Ebu Amr Dımışkî -kuddise sirruh- der ki:
– Tasavvuf, alemi baştan başa noksan görmek, ve her noksandan münezzeh olanın müşahedesi için gözlerini bütün noksanlarından yummaktır
Muhammed Tirmizî -Kuddise sirruh-:
-Sofilik, tasavvuf; gönüldür, vakittir, diriliktir, gönlünü, vaktini, diriliğini kaybeden süfî değildir.
Ebu Cafer Ahmed (Hamdanoğlu) -kuddise sirruh- der ki:
– Gerçekten Hakk’a bağlı olanların alameti şudur ki, üzerlerinde, kendilerini Hak’dan başka bir yana döndürecek hiç bir iş düşmez.
TASAVVUF: HER ŞEYE SEVİYESİNCE SEVGİ
Ebu’l-Hasen Dîneverî -kuddise sirruh-‘a sordular:
– Mürîd nedir ve sıfatı nelerdir? Soranlara Kur’an-ı Kerîm’deki şu ayeti okudular.
Meali:
“Yeryüzü genişken onlara dar geldi, nefsleri de onlara dar geldi.
Bildiler ki Allah’tan
kaçıp, sığınılacak yer yoktur, sığınılacak gene Allah’tır.”20 Eylül 2012: 22:07 #807728Anonim
Tasavvuf Üzerine-1 (d
Ebu Bekir (Şadanoğlu) – Kuddise sirruh-:
-Sofi ona derler ki, sıfatların ve çerçevelerin dışında olsun, ve fakir ona derler ki, sebeplerden elin çekmiş olsun.
– Afiyetle tasavvuf bir arada toplanamaz.
Bündar Şirazî – kuddise sirruh-:
– Tasavvuf, ahde vefadır, buyurmuştur.
İsmail Ata, meçhul… bir tasavvuf yolundakine nasihatı:
– Ey derviş, seninle tarikat kardeşi olduk. Bizden bir öğüt kabul et. Bu dünyayı bir hayal perdesi olarak al ve kendinle Hak’dan başkasını yok bil! ve o kadar zikre düş ki, tevhid galib gelsin, ve sen de çık ve yalnız Hak kalsın!..
İsmi meçhul:
– Kişinin bütün varlığını, Hakk’ın yolunda ifna etmesi ve O’nunla hayat bulması.
İsmi meçhul:
– Cenab-ı Hakk’ın azametini daimi müşahede, kendi aczini, zilletini bilmek, anlamak. Bütün mahlukatı seviyelerine göre sevmek, onlara hizmet etmek, gönüllerini almak.
İsmi meçhul:
İhlas, tevazu, açlık, sükunet içinde sünuhat-ı ilahiyede müstağrak olmak.
Şeyh Ebu Said Ebu’l-Hayr – kuddise sirruh-
– Şimdiye kadar evliyadan yedi yüz zat tasavvufun tarifi hususunda çeşitli sözler söylemişlerdir.
Bütün bu sözlerin özü şu noktada toplanır. Tasavvuf, vakti en değerli olan şeye sarf etmektir.
İnsanın kıymeti, idrakinin, zekasının bu yolun büyüklerinin hakikatlarını anladığı kadardır.
Tasavvuf bilginlerinden maksad, kendini zorlamadan, uğraşmadan her an Allah Teâlâ’ya teveccüh ve ikbaldir. Yani her an Allah Teâlâ’yı hatırlamaktır.”
Dipnotlar: (l) Kök (2) Esas, temel. (3) Fazla muhabbet. (4) İddiayı terk etmek. (5) Allah’tan başka her şeyden kaçmak. (6) Parlak güneş. (7) Ayın 14’ü.
1987 EKİM ALTINOLUK
20 Eylül 2012: 22:13 #807729Anonim
Sabır
Allah Teâlâ ve tekaddes Hazretleri buyurur:
“Ey îman edenler, sabırlı olunuz ve namaz kılınız. Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara/153).
“O sabredenler, namaz kılanlar ve kendilerine verdiklerimizden gizli veya açık yoksullara dağıtıp verenler Allah’a yakın olur ve O’nu görürler.” (Ra’d/22)
“Allah sabredenlerin mükafatını hesapsız verir.” (Zümer/ 10)
“Hakk’ı ve sabrı tavsiye edenler ziyanda değildir. (Asr/1-3)
“Onlar ki sabretmiş, yalnız Rablerine güvenmişlerdir” (Nahl/42).
Allah Teâlâ Hazretleri buyuruyor:
“Behemehal sizi biraz korku, biraz açlık ve biraz mal can ve mahsul eksikliği ile sınarız.
Sabredenleri müjdele!” (Bakara/155).
“Her kim sabreder ve suç bağışlarsa, bu haslet, arzu edilen en iyi işlerdendir. (Şura/ 43)
“İçinizden mücahede edenler, sabır gösterenler belli oluncaya kadar elbette sizi deneriz.”(Muhammed/31) -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.