• Bu konu 100 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 46 ile 60 arası (toplam 102)
  • Yazar
    Yazılar
  • #803386
    Anonim

      Hem bedevî bir edip blank.gif1 فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ âyeti okunurken işittiği vakit secdeye kapanmış. Ona demişler: “Sen Müslüman mı oldun?” O demiş: “Hayır, ben bu âyetin belâğatine secde ettim.”
      Hem ilm-i belâğatın dâhilerinden Abdülkahir-i Cürcanî ve Sekkâkî ve Zemahşerî gibi binlerle dâhi imamlar ve mütefennin edipler, icmâ ve ittifakla karar vermişler ki, “Kur’ân’ın belâğatı tâkat-i beşerin fevkindedir; yetişilmez.”

      Hem o zamandan beri, mütemadiyen meydan-ı muarazaya davet edip, mağrur veenâniyetli ediplerin ve belîğlerin damarlarına dokundurup, gururlarını kıracak bir tarzda der: “Ya birtek sûrenin mislini getiriniz, veyahut dünyada ve âhirette helâketve zilleti kabul ediniz” diye ilân ettiği halde, o asrın muannid beliğleri birtek sûreninmislini getirmekle kısa bir yol olan muarazayı bırakıp, uzun olan, can ve mallarını tehlikeye atan muharebe yolunu ihtiyar etmeleri ispat eder ki, o kısa yolda gitmek mümkün değildir.
      Hem Kur’ân’ın dostları, Kur’ân’a benzemek ve taklit etmek şevkiyle; ve düşmanlarıdahi, Kur’ân’a mukabele ve tenkit etmek sevkiyle o vakitten beri yazdıkları ve yazılan ve telâhuk-u efkâr ile terakki eden milyonlarla Arabî kitaplar ortada geziyor. Hiçbirisinin ona yetişemediğini, hattâ en âdi adam dahi dinlese, elbette diyecek: “Bu Kur’ân, bunlara benzemez ve onların mertebesinde değil. Ya onların altında veyaumumunun fevkinde olacak.” Umumunun altında olduğunu, dünyada hiçbir fert, hiçbir kâfir, hattâ hiçbir ahmak diyemez. Demek, mertebe-i belâğati, umumun fevkındedir.
      Hattâ bir adam, blank.gif2 سَبَّحَ ِللهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِâyetini okudu. Dedi ki: “Bu âyetin harika telâkki edilen belâğatını göremiyorum.”
      Ona denildi: “Sen dahi bu seyyah gibi o zamana git, orada dinle.”
      O da, kendini Kur’ân’dan evvel orada tahayyül ederken gördü ki, mevcudat-ı âlemperişan, karanlık, câmid ve şuursuz ve vazifesiz olarak, hâli, hadsiz, hudutsuz


      [NOT]Dipnot-1 “Artık emrolunduğun şeyi açıkla.” Hicr Sûresi, 15:94.

      Dipnot-2 “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tesbih eder.” Hadîd Sûresi, 57:1.

      [/NOT]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Abdülkahir-i Cürcanî: (bk. bilgiler)[/TD]
      [TD]Arabî: Arapça[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Sekkâkî: (bk. bilgiler)[/TD]
      [TD]Zemahşerî: (bk. bilgiler)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]bedevî: çölde yaşayan, göçebe[/TD]
      [TD]belâğat: sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre yerinde söylenmesi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]belîğ: belagâtçi; belâğat ilminin inceliklerini bilen, maksadını noksansız ve güzel sözlerle anlatabilen kimse[/TD]
      [TD]câmid: cansız, donuk[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]dâhi: son derece zeki, dehâ ve hikmet sahibi[/TD]
      [TD]edîp: edebiyatçı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]enâniyet: benlik, gurur[/TD]
      [TD]fevkinde: üstünde[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
      [TD]helâket: mahvolma, yok oluş[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hâli: tenha, boş, ıssız[/TD]
      [TD]icmâ: fikir birliği[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ihtiyar etmek: seçmek, tercih etmek[/TD]
      [TD]ilm-i belâğat: belâğat ilmi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ittifakla: birleşerek, fikir birliği ederek[/TD]
      [TD]mertebe-i belâğat: belâğat derecesi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mevcudat-ı âlem: âlemdeki varlıklar[/TD]
      [TD]meydan-ı muaraza: sözle mücadele meydanı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]misl: benzer[/TD]
      [TD]muannid: inatçı, direnen[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muaraza: sözle mücadele[/TD]
      [TD]muharebe: harp, savaş[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mukabele: karşılık verme[/TD]
      [TD]mütefennin: bilgili, ilim sahibi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
      [TD]seyyah: gezgin, yolcu[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tahayyül: hayal etme[/TD]
      [TD]telâhuk-u efkâr: fikirlerin birikimi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]telâkki: anlama, kabul etme[/TD]
      [TD]terakkî etmek: yükselmek, ilerlemek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tâkat-i beşer: insana ait güç ve kuvvet[/TD]
      [TD]umum: bütün, genel[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zillet: alçaklık, aşağılık[/TD]
      [TD]âdi: basit, normal, sıradan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şuursuz: bilinçsiz[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #803387
      Anonim

        bir fezada, kararsız fâni bir dünyada bulunuyorlar. Birden, Kur’ân’ın lisanından bu âyeti dinlerken gördü:
        Bu âyet, kâinat üstünde, dünyanın yüzünde öyle bir perde açtı ve ışıklandırdı ki, buezelî nutuk ve bu sermedî ferman, asırlar sıralarında dizilen zîşuurlara ders verip gösteriyor ki, bu kâinat, bir cami-i kebîr hükmünde, başta semâvât ve arz olarakumum mahlûkatı hayattarâne zikir ve tesbihte ve vazife başında cûş-u huruşlames’udâne ve memnunâne bir vaziyette bulunduruyor, diye müşahede etti. Ve bu âyetin derece-i belâğatini zevk ederek, sair âyetleri buna kıyasla, Kur’ân’ın zemzeme-i belâğati arzın nısfını ve nev-i beşerin humsunu istilâ ederek, haşmet-i saltanatıkemâl-i ihtiramla on dört asır bilâfasıla idame ettiğinin binler hikmetlerinden birhikmetini anladı.

        Dördüncü Nokta: Kur’ân öyle hakikatli bir halâvet göstermiş ki, en tatlı bir şeyden dahi usandıran çok tekrar, Kur’ân’ı tilâvet edenler için değil usandırmak, belki kalbi çürümemiş ve zevki bozulmamış adamlara tekrar-ı tilâveti halâvetini ziyadeleştirdiği, eski zamandan beri herkesçe müsellem olup darb-ı mesel hükmüne geçmiş.

        Hem öyle bir tazelik ve gençlik ve şebâbet ve garabet göstermiş ki, on dört asır yaşadığı ve herkesin eline kolayca girdiği halde, şimdi nazil olmuş gibi tazeliğini muhafaza ediyor. Her asır, kendine hitap ediyor gibi bir gençlikte görmüş. Her taife-i ilmiye, ondan her vakit istifade etmek için kesretle ve mebzuliyetle yanlarında bulundurdukları ve üslûb-u ifadesine ittiba ve iktida ettikleri halde, o, üslûbundaki vetarz-ı beyanındaki garabetini aynen muhafaza ediyor.

        Beşincisi: Kur’ân’ın bir cenahı mazide, bir cenahı müstakbelde, kökü ve bir kanadı eski peygamberlerin ittifaklı hakikatleri olduğu ve bu onları tasdik ve teyid

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]arz: dünya[/TD]
        [TD]bilâfasıla: fasılasız, aralıksız[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cami-i kebir: büyük cami[/TD]
        [TD]cenah: kanat, yön[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cûş u huruş: neşe ve âhenk[/TD]
        [TD]darb-ı mesel: meşhur söz, atasözü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]derece-i belâğat: belâğat derecesi[/TD]
        [TD]ezelî: varlığının başlangıcı olmayan, sonsuz[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]feza: uzay[/TD]
        [TD]fâni: geçici, ölümlü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]garabet: gariplik, hayret vericilik[/TD]
        [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]halâvet: tatlılık, hoşluk[/TD]
        [TD]hayattarâne: canlı bir şekilde[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]haşmet-i saltanat: saltanatın haşmeti, görkemi[/TD]
        [TD]hikmet: fayda, gaye; neden espri[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hums: beşte bir[/TD]
        [TD]idame etmek: devam etmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]iktida etmek: uymak[/TD]
        [TD]istifade etmek: faydalanmak, yararlanmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istilâ etmek: kuşatmak, kapsamak, içine almak[/TD]
        [TD]ittiba: tabi olma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ittifak: birleşme[/TD]
        [TD]kemâl-i ihtiram: tam ve mükemmel saygınlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kesret: çokluk[/TD]
        [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]lisan: dil[/TD]
        [TD]mahlûkat: yaratılmışlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mazi: geçmiş[/TD]
        [TD]mebzuliyet: bolluk, çokluk[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]memnunâne: memnun bir şekilde[/TD]
        [TD]mes’udâne: mutlu bir şekilde[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muhafaza etmek: korumak[/TD]
        [TD]müsellem: doğruluğu şüphesiz kabul edilmiş[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müstakbel: gelecek[/TD]
        [TD]müşahede: seyretme, gözlemleme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık[/TD]
        [TD]nutuk: konuşma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nâzil olmak: inmek[/TD]
        [TD]nısf: yarı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sair: diğer, başka[/TD]
        [TD]semavat: gökler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sermedî ferman: hükmü sürekli devam eden ferman, buyruk[/TD]
        [TD]taife-i ilmiye: ilim sınıfı, tabakası,[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tarz-ı beyan: açıklama şekli[/TD]
        [TD]tasdik: doğrulama, onaylama[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tekrâr-ı tilâvet: tekrar tekrar okumak[/TD]
        [TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tilâvet: okuma[/TD]
        [TD]umum: bütün, genel[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zemzeme-i belâğat: belâğat nağmesi[/TD]
        [TD]ziyadeleştirmek: artırmak, fazlalaştırmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
        [TD]üslûb-u ifade: ifade üslûbu, tarzı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şebâbet: gençlik, tazelik[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #803388
        Anonim

          ettiği ve onlar dahi tevafukun lisan-ı haliyle bunu tasdik ettikleri gibi; öyle de, evliyave asfiya gibi ondan hayat alan semereleri ve hayattar tekemmülleriyle şecere-i mübarekelerinin hayattar, feyizdar ve hakikatmedar olduğuna delâlet eden ve ikinci kanadının himayesi altında yetişen ve yaşayan velâyetin bütün hak tarîkatleri ve İslâmiyetin bütün hakikatli ilimleri, Kur’ân’ın ayn-ı hak ve mecma-i hakaik vecâmiiyette misilsiz bir harika olduğuna şehadet eder.


          Altıncısı: Kur’ân’ın altı ciheti nuranîdir, sıdk ve hakkaniyetini gösterir,

          Evet, altında hüccet ve burhan direkleri, üstünde sikke-i i’caz lem’aları, önünde ve hedefinde saadet-i dâreyn hediyeleri, arkasında nokta-i istinadı vahy-i semâvîhakikatleri, sağında hadsiz ukul-ü müstakîmenin delillerle tasdikleri, solunda selimkalblerin ve temiz vicdanların ciddî itminanları ve samimî incizapları ve teslimleri, Kur’ân’ın fevkalâde hârika, metin ve hücum edilmez bir kal’a‑i semaviye-i arziye olduğunu ispat ettikleri gibi altı makamdan dahi, onun ayn-ı hak ve sadık olduğuna ve beşerin kelâmı olmadığına, hem yanlış olmadığına imza eden, başta, bu kâinatta daima güzelliği izhar, iyiliği ve doğruluğu himaye ve sahtekârları ve müfterileri imhave izale etmek âdetini bir düstur-u faaliyet ittihaz eden bu kâinatın Mutasarrıfı, o Kur’ân’a, âlemde en makbul, en yüksek, en hâkimâne bir makam-ı hürmet ve birmertebe-i muvaffakiyet vermesiyle onu tasdik ve imza ettiği gibi; İslâmiyetin menbaı ve Kur’ân’ın tercümanı olan zâtın (aleyhissalâtü vesselâm) herkesten ziyade onaitikad ve ihtiramı ve

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
          [TD]Mutasarrıf: sonsuz tasarruf sahibi olan, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]asfiya: hem velî, hem âlim olan büyük zâtlar[/TD]
          [TD]ayn-ı hak: doğrunun ta kendisi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]beşer: insan[/TD]
          [TD]burhan: mantıkî delil, kanıt[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
          [TD]câmiiyet: genişlik, kapsamlılık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
          [TD]düstur-u faaliyet: faaliyet prensibi, kuralı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]evliya: veliler, Allah dostları[/TD]
          [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]feyizdar: feyizli, bereketli[/TD]
          [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hak: doğru, gerçek[/TD]
          [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hakikatmedar: hakikat kaynağı[/TD]
          [TD]hakkaniyet: doğruluk, gerçeklik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hakîmâne: hikmetli biçimde[/TD]
          [TD]hayattar: canlı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]himaye: koruma[/TD]
          [TD]hüccet: kesin delil, kanıt[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ihtiram: hürmet etme, saygı gösterme[/TD]
          [TD]imha: yok etme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]incizap: cezbedilme, çekilme[/TD]
          [TD]itikad: inanma, inanç[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]itminan: inanma, tatmin olma[/TD]
          [TD]ittihaz etmek: edinmek, kabul etmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]izale etmek: ortadan kaldırmak, gidermek[/TD]
          [TD]izhar: açığa çıkarma, gösterme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kal’a-i semaviye-i arziye: yeryüzünün sarsılmaz İlâhî kalesi; kendisine sığınanları her türlü şer ve şerli varlıklardan koruyan sarsılmaz semâvî kale[/TD]
          [TD]kelâm: ifade, söz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
          [TD]lem’a: parıltı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]lisan-ı hâl: hâl dili[/TD]
          [TD]makam-ı hürmet: hürmet, saygı makamı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]makbul: kabul gören, geçerli[/TD]
          [TD]mecma-ı hakaik: hakikatlerin toplandığı yer[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]menba: kaynak[/TD]
          [TD]mertebe-i muvaffakiyet: başarı derecesi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]misilsiz: benzersiz[/TD]
          [TD]müfteri: iftiracı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nokta-i istinad: dayanak noktası[/TD]
          [TD]saadet-i dâreyn: dünya ve âhiret mutluluğu[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sadık: doğru[/TD]
          [TD]selim: sağlam[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]semere: meyve, netice[/TD]
          [TD]sikke-i i’câz: mu’cizelik damgası, mührü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sıdk: doğruluk[/TD]
          [TD]tarîkat: İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yol[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tasdik: doğrulama, kabul etme[/TD]
          [TD]tekemmül: mükemmelleşme, olgunlaşma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tevafuk: denk gelme, uygunluk[/TD]
          [TD]teyid etmek: desteklemek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ukul-ü müstakîme: doğru yolda olan akıllar[/TD]
          [TD]vahy-i semâvî: Cenâb-ı Hak tarafından peygambere bildirilen emirler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]velâyet: velilik[/TD]
          [TD]ziyade: çok[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şecere-i mübareke: bereketli ağaç[/TD]
          [TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #803389
          Anonim

            nüzûlü zamanında uyku gibi bir vaziyet-i nâimanede bulunması ve sâir kelâmları ona yetişememesi ve bir derece benzememesi ve ümmiyetiyle beraber gitmiş ve gelecek hakikî hâdisât-ı kevniyeyi gaybiyâne, Kur’ân ile tereddütsüz ve itminan ile beyan etmesi ve çok dikkatli gözlerin nazarı altında, hiçbir hile, hiçbir yanlış vaziyeti görülmeyen o tercümanın bütün kuvvetiyle, Kur’ân’ın herbir hükmüne iman edip tasdik etmesi ve hiçbir şey onu sarsmaması; Kur’ân semâvî, hakkaniyetli ve kendiHâlık-ı Rahîminin mübarek kelâmı olduğunu imza ediyor.

            Hem nev-i insanın humsu, belki kısm-ı âzamı, göz önünde o Kur’ân’a müncezibâneve dindarâne irtibatı ve hakikatperestâne ve müştakane kulak vermesi ve çokemarelerin ve vakıaların ve keşfiyatın şehadetiyle, cin ve melek ve ruhanîlerin dahitilâveti vaktinde pervane gibi hakperestâne etrafında toplanması, Kur’ân’ın kâinatçamakbuliyetine ve en yüksek bir makamda bulunduğuna bir imzadır.
            Hem, nev-i beşerin umum tabakaları, en gabî ve âmiden tut, tâ en zeki ve âlime kadar herbirisi Kur’ân’ın dersinden tam hisse almaları ve en derin hakikatleri fehmetmeleri ve yüzlerle fen ve ulûm-u İslâmiyenin ve bilhassa Şeriat-ı Kübrânın büyük müçtehidleri ve usulüddin ve ilm-i kelâmın dâhi muhakkikleri gibi her taife, kendi ilimlerine ait bütün hâcâtını ve cevaplarını Kur’ân’dan istihraç etmeleri, Kur’ânmenba-ı hak ve maden-i hakikat olduğuna bir imzadır.

            Hem edebiyatça en ileri bulunan Arap edipleri (İslâmiyete girmeyenler) şimdiye kadar muarazaya pek çok muhtaç oldukları halde, Kur’ân’ın i’câzından yedi büyükvechi varken, yalnız birtek vechi olan belâğatinin, tek bir sûrenin mislini getirmektenistinkâfları; ve şimdiye kadar gelen ve muaraza ile şöhret kazanmak isteyen meşhurbelîğlerin ve dâhi âlimlerin, onun hiçbir vech-i i’câzına

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Hâlık-ı Rahîm: herbir varlığa rahmet ve tecellisi olan ve herşeyi yaratan Allah[/TD]
            [TD]beliğ: belâğat ilminin inceliklerini bilen, maksadını noksansız ve güzel sözlerle anlatabilen[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]belâğat: sözün düzgün, kusursuz, halin ve makamın icabına göre yerinde söylenmesi[/TD]
            [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
            [TD]dindarâne: dindarca[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]dâhi: son derece zeki, dehâ ve hikmet sahibi[/TD]
            [TD]emare: belirti, işaret[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fehmetmek: anlamak[/TD]
            [TD]gabî: anlayışı kıt, zekâsı az[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]gaybiyâne: gaybı görür, görünmeyeni bilir bir şekilde[/TD]
            [TD]hakikatperestâne: hakkı ve hakikatı severek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikî: gerçek, doğru[/TD]
            [TD]hakkaniyet: hak oluş, doğruluk[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakperestâne: hakkı üstün tutarak[/TD]
            [TD]hums: beşte bir[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hâcât: ihtiyaçlar[/TD]
            [TD]hâdisat-ı kevniye: kâinat ve yaratılışla ilgili olaylar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ilm-i kelâm: kelâm ilmi; iman hakikatlerini ispat eden ve açıklayan bilim dalı[/TD]
            [TD]irtibat: bağ, ilişki[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]istihraç etmek: çıkarmak[/TD]
            [TD]istinkâf: aciz kalmak, çekinmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]itminan: inanma, tatmin olma[/TD]
            [TD]i’câz: mu’cize oluş[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kelâm: ifade, söz[/TD]
            [TD]keşfiyat: keşifler, mânevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri görme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
            [TD]kısm-ı âzam: büyük kısım[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]maden-i hakikat: gerçeklerin ve doğruların kaynağı[/TD]
            [TD]makbuliyet: kabul edilmiş olma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]menba-ı hak: hakkın ve doğrunun kaynağı[/TD]
            [TD]muaraza: sözle mücadele[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muhakkik: gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen[/TD]
            [TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müncezibâne: kendini kaptırarak[/TD]
            [TD]müçtehid: âyet ve hadîsler başta olmak üzere diğer dinî delillerden hüküm çıkarma bilgi ve kàbiliyetine sahip olan âlim zât[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müştakâne: iştiyakla, çok isteyerek[/TD]
            [TD]nazar: bakış, düşünce[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık[/TD]
            [TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nüzul: inme[/TD]
            [TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan ruh âlemine ait varlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]semâvî: Allah tarafından olan, İlâhî[/TD]
            [TD]sâir: diğer, başka[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
            [TD]tilâvet: okuma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ulûm-u İslâmiye: İslâm ilimleri[/TD]
            [TD]umum: bütün, genel[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]usulüddin: din usulü, kelâm ilmi[/TD]
            [TD]vakıa: olay[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vaziyet-i nâimane: uyku hali[/TD]
            [TD]vech: şekil, yön[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vech-i i’câz: mu’cizelik yönü[/TD]
            [TD]âmi: okuma yazma bilmeyen, cahil[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ümmiyet: okuma yazma bilmeme[/TD]
            [TD]Şeriat-ı Kübrâ: İslâmın büyük ve yüce kanunları[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #803390
            Anonim

              arşı çıkamamaları ve âcizâne sükût etmeleri, Kur’ân mu’cize ve tâkat-i beşerinfevkinde olduğuna bir imzadır.

              Evet, bir kelâm, “Kimden gelmiş ve kime gelmiş ve ne için?” denilmesiyle kıymeti ve ulviyeti ve belâğati tezahür etmesi noktasından, Kur’ân’ın misli olamaz ve ona yetişilemez. Çünkü, Kur’ân, bütün âlemlerin Rabbi ve Hâlıkının hitabı ve konuşması; ve hiçbir cihette taklidi ve tasannuu ihsas edecek bir emare bulunmayan birmukâlemesi; ve bütün insanların, belki bütün mahlûkatın namına meb’us ve nev-i beşerin en meşhur ve namdar muhatabı bulunan ve o muhatabın kuvvet ve vüs’at-i imanı koca İslâmiyeti tereşşuh edip sahibini Kab-ı Kavseyn makamına çıkararakmuhatab-ı Samedâniyeye mazhariyetle nüzul eden; ve saadet-i dâreyne dair vehilkat-i kâinatın neticelerine ve ondaki Rabbânî maksatlara ait mesâili ve omuhatabın bütün hakaik-i İslâmiyeyi taşıyan en yüksek ve en geniş olan imanınıbeyan ve izah eden; ve koca kâinatın bir harita, bir saat, bir hane gibi her tarafını gösterip, çevirip, onları yapan San’atkârı tavrıyla ifade ve talim eden Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyanın elbette mislini getirmek mümkün değildir ve derece-i i’câzına yetişilmez.

              Hem, Kur’ân’ı tefsir eden ve bir kısmı otuz-kırk, hattâ yetmiş cilt olarak birer tefsir yazan yüksek zekâlı müdakkik binlerle mütefennin ulemanın senetleri ve delilleriylebeyan ettikleri Kur’ân’daki hadsiz meziyetleri ve nükteleri ve hâsiyetleri ve sırları veâli mânaları ve umûr-u gaybiyenin her nev’inden kesretli,

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah[/TD]
              [TD]Kab-ı Kavseyn: Cenâb-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miracda bu makamda bizzat Cenâb-ı Hak ile görüşmüştür[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân[/TD]
              [TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Rabbânî: Rab olan Allah’a ait[/TD]
              [TD]San’atkâr: herşeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]belâğat: sözün düzgün, kusursuz, halin ve makamın icabına göre yerinde söylenmesi[/TD]
              [TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
              [TD]derece-i i’caz: mu’cizelik derecesi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]emare: belirti, işaret[/TD]
              [TD]fevkinde: üstünde[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
              [TD]hakaik-ı İslâmiye: İslâmın gerçekleri, esasları[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hilkat-i kâinat: kâinatın yaratılışı[/TD]
              [TD]hâsiyet: özellik, hususiyet[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ihsas etmek: hissettirmek[/TD]
              [TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kelâm: ifade, söz[/TD]
              [TD]kesretli: çok sayıda[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
              [TD]mahlûkat: yaratılmışlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mazhariyet: erişme, nail olma[/TD]
              [TD]meb’us: gönderilmiş, görevli[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mesâil: meseleler[/TD]
              [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]misl: benzer[/TD]
              [TD]muhatab-ı Samedâniye: her şeyin Kendine muhtaç olduğu, fakat Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın muhatabı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muhatap: kendisine karşı konuşulan[/TD]
              [TD]muhâtab: hitap edilen, kendisine karşı konuşulan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mukâleme: konuşma[/TD]
              [TD]mu’cize: Allah tarafından gönderilen, bir benzerini yapma hususunda başkalarını âciz ve hayrette bırakan olağanüstü şey[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müdakkik: dikkatli bir şekilde araştıran[/TD]
              [TD]mütefennin: bilgili, sanatkâr, fen ilimlerine sahip[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nam: ad[/TD]
              [TD]namdar: şan ve şöhret sahibi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık[/TD]
              [TD]nev’i: çeşit, tür[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nükte: ince ve anlamlı söz[/TD]
              [TD]nüzul etmek: inmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]saadet-i dareyn: dünya ve âhiret mutluluğu[/TD]
              [TD]senet: delil, belge[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sükût: sessiz kalma, susma[/TD]
              [TD]takât-i beşer: insan gücü[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]talim etmek: öğretmek[/TD]
              [TD]tasannu: yapmacık hareket, zorla birşeyi iyi göstermeye çalışma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tefsir etmek: açıklamak, yorumlamak[/TD]
              [TD]tereşşuh etmek: sızmak, damlamak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tezahür etmek: görünmek, ortaya çıkmak[/TD]
              [TD]ulema: âlimler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ulviyet: yücelik[/TD]
              [TD]umûr-u gaybiye: gayb âlemine ait işler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vüs’at-i iman: iman genişliği, büyüklüğü[/TD]
              [TD]âcizâne: âciz bir şekilde[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âli: yüksek, yüce[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #803391
              Anonim

                gaybî ihbarları izhar ve ispat etmeleri; ve bilhassa Risale-i Nur’un yüz otuz kitabının herbiri, Kur’ân’ın bir meziyetini, bir nüktesini kat’î burhanlarla ispat etmesi; vebilhassa Mu’cizat-ı Kur’âniye Risalesi şimendifer ve tayyare gibi medeniyetin harikalarından çok şeyleri Kur’ân’dan istihraç eden Yirminci Sözün İkinci Makamı; ve Risale-i Nur’a ve elektriğe işaret eden âyetlerin işârâtını bildiren İşarât-ı Kur’âniyenamındaki Birinci Şuâ; ve huruf-u Kur’âniye ne kadar muntazam, esrarlı ve mânâlı olduğunu gösteren Rumuzât-ı Semaniye nâmındaki sekiz küçük risaleler; ve Sûre-i Fethin âhirki âyeti beş vech ile ihbar-ı gaybî cihetinde mu’cizeliğini ispat eden küçük bir risale gibi Risale-i Nur’un herbir cüz’ü, Kur’ân’ın bir hakikatini, bir nurunu izharetmesi, Kur’ân’ın misli olmadığına ve mu’cize ve harika olduğuna ve bu âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı ve bir Allâmü’l-Guyûbun kelâmı bulunduğuna bir imzadır.

                İşte, altı noktada ve altı cihette ve altı makamda işaret edilen Kur’ân’ın mezkûrmeziyetleri ve hâsiyetleri içindir ki, haşmetli hakimiyet-i nuraniyesi ve azametlisaltanat-ı kudsiyesi, asırların yüzlerini ışıklandırarak, zemin yüzünü dahi bin üç yüz sene tenvir ederek kemâl-i ihtiramla devam etmesi; hem o hâsiyetleri içindir ki, Kur’ân’ın herbir harfi, hiç olmazsa on sevabı ve on hasenesi olması ve on meyve-i bâki vermesi; hattâ bir kısım âyâtın ve sûrelerin herbir harfi, yüz ve bin ve dahaziyade meyve vermesi; ve mübarek vakitlerde her harfin nuru ve sevabı ve kıymeti ondan yüzlere çıkması gibi kudsî imtiyazları kazanmış diye dünya seyyahı anladı ve kalbine dedi:
                İşte böyle her cihetle mu’cizatlı bu Kur’ân, sûrelerinin icmâıyla ve âyâtınınittifakıyla ve esrar ve envârının tevâfukuyla ve semerat ve âsârının tetabukuyla,

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Allâmü’l-Guyûb: gayb âlemini ve bütün gizlilikleri bilen Allah[/TD]
                [TD]Mu’cizât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın mu’cizeliğine dair yazılan risale; Yirmi Beşinci Söz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Rumuzât-ı Semâniye: (bk. bilgiler)[/TD]
                [TD]Sûre-i Feth: Fetih Sûresi, Kur’ân-ı Kerimin 48. sûresi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]azametli: büyük, haşmetli[/TD]
                [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]burhan: delil, kanıt[/TD]
                [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cüz’: kısım, parça[/TD]
                [TD]envâr: nurlar, ışıklar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]esrar: sırlar, gizemler[/TD]
                [TD]gaybî: bilinmeyen, gayb âlemine ait[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                [TD]hakimiyet-i nuraniye: nurlu hakimiyet, egemenlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hasene: sevap[/TD]
                [TD]haşmetli: görkemli, heybetli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]huruf-u Kur’âniye: Kur’ân’ın harfleri[/TD]
                [TD]hâsiyet: özellik, hususiyet[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]icma: görüş birliği[/TD]
                [TD]ihbar: haber verme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ihbar-ı gaybî: gayb âleminden haber vermek[/TD]
                [TD]imtiyaz: ayrıcalık, farklılık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istihraç etmek: çıkarmak[/TD]
                [TD]ittifak: birleşme, birlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]izhar: açığa çıkarma, gösterme[/TD]
                [TD]işârât: işaretler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]işârât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın işaretleri[/TD]
                [TD]kat’i: kesin[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kelâm: ifade, söz[/TD]
                [TD]kemâl-i ihtiram: kusursuz ve mükemmel saygı, hürmet[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes[/TD]
                [TD]lisan: dil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]meyve-i bâki: kalıcı, sonsuzluğa ait meyve[/TD]
                [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mezkûr: adı geçen[/TD]
                [TD]misl: benzer[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
                [TD]mu’cize: Allah tarafından gönderilen, bir benzerini yapma hususunda başkalarını âciz ve hayrette bırakan olağanüstü şey[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mu’cizât: mu’cizeler[/TD]
                [TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nam: ad, ünvan[/TD]
                [TD]nükte: ince anlamlı söz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]risale: mektup, Risale-i Nur Külliyatı’ndan her bir bölüm[/TD]
                [TD]saltanat-ı kudsiye: kutsal saltanat, egemenlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]semerat: meyveler, neticeler[/TD]
                [TD]seyyah: gezgin, yolcu[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tayyare: uçak[/TD]
                [TD]tenvir etmek: nurlandırmak, aydınlatmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tetabuk: uygunluk[/TD]
                [TD]tevâfuk: uygunluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vecih: şekil, yön[/TD]
                [TD]zemin: yer, dünya[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ziyade: çok[/TD]
                [TD]âhir: son[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem[/TD]
                [TD]âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âsâr: eserler, ürünler[/TD]
                [TD]âyât: âyetler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şimendifer: tren[/TD]
                [TD]şua: ışık kaynağından çıkan ışık teli; ışın[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #803392
                Anonim

                  birtek Vâcibü’l-Vücudun vücuduna ve vahdetine ve sıfât ve esmâsına, delillerle ispatsuretinde öyle şehadet etmiş ki, bütün ehl-i imanın hadsiz şehadetleri, onunşehadetinden tereşşuh etmişler.


                  İşte, bu yolcunun, Kur’ân’dan aldığı ders-i tevhid ve imana kısa bir işaret olarak,Birinci Makamın On Yedinci Mertebesinde böyle,
                  لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الْوَاحِدُ اْلاَحَدُ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ:اَلْقُرْآنُ الْمُعْجِزُ الْبَيَانِ، اَلْمَقْبُولُ الْمَرْغُوبُ لأَجْنَاسِ الْمَلَكِ وَاْلاِنْسِ وَالْجَانِّ، اَلْمَقْرُوءُ كُلُّ اٰيَاتِهِ فِى كُلِّ دَقِيقَةٍ بِكَمَالِ اْلاِحْتِرَامِ، بِأَلْسِنَةِ مِئَاتِ الْمَلاَيِينَ مِنْ نَوْعِ اْلاِنْسَانِ، اَلدَّاۤئِمُ سَلْطَنَتُهُ الْقُدْسِيَّةُ عَلٰۤى اَقْطَارِ اْلاَرْضِ وَاْلاَكْوَانِ، وَعَلٰى وُجُوهِ اْلاَعْصَارِ وَالزَّمَانِ، وَالْجَارِي حَاكِمِيَّتُهُ اَلْمَعْنَوِيَّةُ النُّورَانِيَّةُ عَلٰى نِصْفِ اْلاَرْضِ وَخُمْسِ الْبَشَرِ فِى اَرْبَعَةَ عَشَرَ عَصْرًا بِكَمَالِ اْلاِحْتِشَامِ… وَكَذَا شَهِدَ وَبَرْهَنَ بِاِجْمَاعِ سُوَرِهِ الْقُدْسِيَّةِ السَّمَاوِيَّةِ، وَبِاِتِّفَاقِ اٰيَاتِهِ النُّورَانِيَّةِ اْلإِلٰهِيَّةِ، وَبِتَوَافُقِ أَسْرَارِهِ وَأَنْوَارِهِ وَبِتَطَابُقِ حَقَاۤئِقِهِ وَثَمَرَاتِهِ وَآثَارِهِ بِالْمُشَاهَدَةِ وَالْعَيَانِ blank.gif1
                  denilmiştir.


                  Sonra, bir fakir insana değil fâni ve muvakkat bir tarlayı, bir haneyi, belki kocakâinatı ve dünya kadar bir mülk-ü bâkiyi kazandıran ve bir fâni adama ebedî bir hayatın levazımatını bulduran ve ecelin darağacını bekleyen bir bîçareyi idam-ı ebedîden kurtaran ve saadet-i sermediyenin hazinesini açan en kıymettar



                  [NOT]Dipnot-1 Allah’tan başka ilâh yoktur. O Vâcibü’l-Vücud ve Vâhid-i Ehad ki, melek ve ins ve cin ecnâsının makbulü ve mergubu olan, her dakikada bütün âyetleri nev-i insandan yüz milyonların lisanında kemâl-i ihtiramla okunan, saltanat-ı kudsiyesi arzın ve âlemlerin aktarında ve zamanın ve asırların yüzlerinde devam eden, nuranî hâkimiyet-i mâneviyesi arzın yarısında ve beşerin beşte birinde on dört asırdır kemâl-i ihtişamla cârî olan Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, Onun vahdet içindeki vücub-uvücuduna delâlet eder. Kezâ, Kur’ân, müşahede ve ayân ile, kudsî ve semâvî sûrelerinin icmâı ve nurânî ve İlâhî âyetlerinin ittifakı ve esrar ve envârının tevafuku ve hakaik ve semerât ve âsârının tetabukuyla Onun vahdet içindeki vücub-uvücuduna şehadet ve onu ispat eder.

                  [/NOT]


                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah[/TD]
                  [TD]bîçare: çaresiz, zavallı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]darağacı: idam sehpası[/TD]
                  [TD]ders-i tevhid: Allah’ın varlık ve birliğinden bahseden ders[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
                  [TD]ecel: ölüm vakti[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ehl-i iman: Allah’a ve iman esaslarına inanan kimseler, mü’minler[/TD]
                  [TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fâni: geçici, ölümlü[/TD]
                  [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]idam-ı ebedî: sonsuz yok oluş[/TD]
                  [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
                  [TD]levazımat: gerekli olan şeyler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muvakkat: geçici[/TD]
                  [TD]mülk-ü bâkî: devamlı ve kalıcı mülk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]saadet-i sermediye: sonsuz mutluluk[/TD]
                  [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sıfât: vasıflar, özellikler[/TD]
                  [TD]tereşşuh etmek: sızmak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vahdet: birlik[/TD]
                  [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #803661
                  Anonim

                    sermaye-i insaniyenin iman olduğunu bilen mezkûr misafir ve hayat yolcusu, kendi nefsine dedi ki: “Haydi, ileri! İmanın hadsiz mertebelerinden bir mertebe daha kazanmak için kâinatın hey’et-i mecmuasına müracaat edip, o da ne diyor, dinlemeliyiz; erkânından ve eczasından aldığımız dersleri tekmil ve tenvir etmeliyiz” diye, Kur’ân’dan aldığı geniş ve ihatalı bir dürbünle baktı, gördü:

                    Bu kâinat, o kadar mânidar ve muntazamdır ki, mücessem bir kitab-ı Sübhânî vecismânî bir Kur’ân-ı Rabbânî ve müzeyyen bir saray-ı Samedânî ve muntazam birşehr-i Rahmânî suretinde görünüyor. O kitabın bütün sûreleri, âyetleri ve kelimatları, hattâ harfleri ve babları ve fasılları ve sahifeleri ve satırları, umumunun her vakitmânidarâne mahv u ispatları ve hakîmâne tağyir ve tahvilleri, icma ile, bir Alîm-i Külli Şeyin ve bir Kadîr-i Külli Şeyin ve bir Musannıfın, herşeyde herşeyi gören ve herşeyin herşeyi ile münasebetini bilen, riayet eden bir Nakkaş-ı Zülcelâlin ve birKâtib-i Zülkemâlin vücudunu ve mevcudiyetini bilbedâhe ifade ettikleri gibi, bütünerkân ve envâıyla ve ecza ve cüz’iyatıyla ve sekeneleri ve müştemilâtiyle ve varidatve masarıfatıyla ve onlarda maslahatkârâne tebdilleriyle ve hikmetperverânetecditleriyle, bil’ittifak, hadsiz bir kudret ve nihayetsiz bir hikmetle iş gören âli bir Ustanın ve misilsiz bir Sâniin mevcudiyetini ve vahdetini bildiriyorlar. Ve kâinatınazametine münasip iki büyük ve geniş hakikatın şehadetleri, kâinatın bu büyükşehadetini ispat ediyorlar.

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Alîm-i Külli Şey: herşeyi bilen ve herşey ilmi dahilinde olan Allah[/TD]
                    [TD]Kur’ân-ı Rabbânî: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın Kur’ân’ı; kâinat kitabı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Kàdir-i Külli Şey: sınırsız güç ve kudret sahibi olan ve herşeye gücü yeten Allah[/TD]
                    [TD]Kâtib-i Zülkemâl: bütün varlıkları bir kitap yazar gibi, mükemmel ve kusursuz bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Musannıf: herşeyi istediği surette ve mükemmel bir şekilde sınıflandıran, düzenleyen Allah[/TD]
                    [TD]Nakkaş-ı Zülcelâl: herşeyi nakışlı ve süslü bir şekilde yaratan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
                    [TD]azamet: büyüklük, haşmet[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bab: bölüm[/TD]
                    [TD]bilbedâhe: açık bir şekilde[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bil’ittifak: ittifakla, birleşerek[/TD]
                    [TD]cismanî: maddi vücuda sahip[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cüz’iyat: küçük ve ferdî şeyler[/TD]
                    [TD]ecza: kısımlar, parçalar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]envâ: neviler, türler[/TD]
                    [TD]erkân: esaslar, temel unsurlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fasıl: kısım[/TD]
                    [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                    [TD]hakîmâne: hikmetle, bir maksat ve gayeye yönelik bir şekilde[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]heyet-i mecmua: genel yapı, bir şeyin tamamı, bütünü[/TD]
                    [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hikmetperverâne: hikmetli yapmayı pek sever bir şekilde[/TD]
                    [TD]icma: fikir birliği[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ihata: kuşatma, kapsama[/TD]
                    [TD]kelimât: kelimeler, sözler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kitab-ı Sübhânî: her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah’a ait kutsal kitap[/TD]
                    [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                    [TD]mahv u ispat: yok olma ve var olma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]maslahatkârâne: faydalı ve yararlı bir şekilde[/TD]
                    [TD]masârifât: giderler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mevcudiyet: varlık, var olma hali[/TD]
                    [TD]mezkûr: adı geçen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]misilsiz: benzersiz[/TD]
                    [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mânidar: mânâlı, anlamlı[/TD]
                    [TD]mücessem: cisimleşmiş, maddi yapısı olan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]münasebet: bağlantı, ilgi[/TD]
                    [TD]müzeyyen: süslenmiş, süslü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müştemilât: içindekiler[/TD]
                    [TD]nakkaşlık: işleme ustalığı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nefis: kişinin kendisi[/TD]
                    [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]riayet: gözetme, kollama[/TD]
                    [TD]saray-ı Samedânî: Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan fakat her şeyin Kendisine muhtaç olduğu Cenâb-ı Hakkın sarayı; kâinat[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sekene: sakinler, ikamet edenler[/TD]
                    [TD]sermaye-i insaniye: insanın sermayesi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                    [TD]tahvil: dönüşme, dönüştürme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tağyir: değişme, değiştirme[/TD]
                    [TD]tebdil: değişme, değiştirme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tecdit: yenileme[/TD]
                    [TD]tekmil: mükemmelleştirme, tamamlama[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tenvir: aydınlatma, nurlandırma[/TD]
                    [TD]umum: bütün, genel[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vahdet: birlik[/TD]
                    [TD]varidat: gelirler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
                    [TD]âli: yüksek, yüce[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
                    [TD]şehr-i Rahmânî: rahmet ve merhameti sınırsız olan Allah’ın şehri; kâinat[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #803662
                    Anonim

                      Birinci Hakikat: Usulüddin ve ilm-i kelâmın dâhi ulemasının ve hükema-i İslâmiyenin gördükleri ve hadsiz burhanlarla ispat ettikleri “hudûs” ve “imkân”hakikatleridir. Onlar demişler ki:

                      “Madem âlemde ve herşeyde tagayyür ve tebeddül var; elbette fânidir, hâdistir,kadîm olamaz. Madem hâdistir, elbette onu ihdas eden bir Sâni var. Ve madem herşeyin zâtında vücudî ve ademî bir sebep bulunmazsa müsâvidir; elbette vâcip veezelî olamaz. Ve madem muhal ve bâtıl olan devir ve teselsül ile birbirini icad etmekmümkün olmadığı kat’î burhanlarla ispat edilmiş; elbette öyle bir Vâcibü’l-Vücudunmevcudiyeti lâzımdır ki, nazîri mümteni, misli muhal ve bütün mâadâsı mümkün vemâsivâsı mahlûku olacak.”

                      Evet hudûs hakikati kâinatı istilâ etmiş. Çoğunu göz görüyor, diğer kısmını akıl görüyor. Çünkü, gözümüzün önünde her sene güz mevsiminde öyle bir âlem vefat eder ki, herbirisinin hadsiz efradı bulunan ve herbiri zîhayat bir kâinat hükmünde olan yüz bin nevi nebatat ve küçücük hayvanat, o âlemle beraber vefat ederler. Fakat o kadar intizamla bir vefattır ki, haşir ve neşirlerine medar olan ve rahmet vehikmetin mu’cizeleri, kudret ve ilmin harikaları bulunan çekirdekleri ve tohumları ve yumurtacıkları baharda yerlerinde bırakıp, defter-i a’mâllerini ve gördükleri vazifelerin programlarını onların ellerine vererek Hafîz-ı Zülcelâlin himayesi altında,hikmetine emanet eder, sonra vefat ederler. Ve bahar mevsiminde, Haşr-i Âzamın yüz bin misali ve nümune ve delilleri hükmünde olarak, o vefat eden ağaçlar ve kökler ve bir kısım hayvancıklar, aynen ihya ve diriliyorlar. Ve bir kısmının dahi, kendi yerlerinde emsalleri ve aynen



                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Hafîz-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, olmakla beraber büyük küçük herşeyi kaydedip koruyan Allah[/TD]
                      [TD]Haşr-i Âzam: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
                      [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ademî: yokluğa ait[/TD]
                      [TD]burhan: mantıkî ve kesin delil, kanıt[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]bâtıl: doğru olmayan, yalan, yanlış[/TD]
                      [TD]defter-i a’mâl: amel defteri[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]devir: kısır döngü; tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıktı gibi sonuçsuz iddialar[/TD]
                      [TD]dâhi: son derece zeki, dehâ ve hikmet sahibi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
                      [TD]emsal: benzerler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ezelî: varlığının başlangıcı olmayan, sonsuz[/TD]
                      [TD]fâni: geçici, ölümlü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                      [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                      [TD]haşr: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                      [TD]himaye: koruma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hudûs: sonradan meydana gelme, yok iken varlık kazanma[/TD]
                      [TD]hâdis: sonradan var olan, sonradan yaratılan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hükema-i İslâmiye: Müslüman felsefe âlimleri, filozofları[/TD]
                      [TD]icad etmek: yoktan yaratmak, var etmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ihdas etmek: meydana getirmek, yaratmak, ortaya koymak[/TD]
                      [TD]ihya: hayat verme, diriltme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ilm-i kelâm: kelâm ilmi; iman hakikatlerini ispat eden ve açıklayan bilim dalı[/TD]
                      [TD]imkân: olabilirlik, varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
                      [TD]istilâ etmek: kuşatmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kadîm: varlığının başlangıcı ve öncesi olmayan[/TD]
                      [TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                      [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]maadâ: Ondan başka, Onun dışında[/TD]
                      [TD]mahlûk: yaratık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]medar: kaynak, sebep, vesile[/TD]
                      [TD]mevcudiyet: var olma hali[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]misl: benzer[/TD]
                      [TD]muhal: imkansız, olmayacak şey[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler[/TD]
                      [TD]mâsivâ: Allah’ın dışındaki varlıklar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mümteni: imkansız[/TD]
                      [TD]müsavi: eşit, denk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nazir: benzer, eş[/TD]
                      [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                      [TD]neşir: yayma, yayılma; diriliş[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                      [TD]tagayyür: başkalaşma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tebeddül: değişme[/TD]
                      [TD]teselsül: zincirleme; sonu gelmeyen soru ve iddialar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ulema: âlimler[/TD]
                      [TD]usulüddin: din usulü, kelâm ilmi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vâcip: zorunlu[/TD]
                      [TD]vücudî: varlıkla ilgili, varlığa ait[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #803663
                      Anonim

                        onlara benzeyenleri icad ve ihya olunuyor. Ve geçen baharın mevcudatı, işledikleri amellerin ve vazifelerin sahifelerini ilânat gibi neşredip
                        blank.gif1 وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ âyetinin bir misalini gösteriyorlar.

                        Hem heyet-i mecmua cihetinde, her güzde ve her baharda büyük bir âlem vefat eder ve taze bir âlem vücuda gelir. Ve o vefat ve hudûs o kadar muntazam cereyan ediyor ve o vefat ve hudûsta, gayet intizam ve mizanla o kadar nevilerin vefiyatları vehudûsları oluyor ki, güya dünya öyle bir misafirhanedir ki, zîhayat kâinatlar ona misafir olurlar ve seyyah âlemler ve seyyar dünyalar ona gelirler, vazifelerini görürler, giderler.

                        İşte, bu dünyada böyle hayattar dünyaları ve vazifedar kâinatları kemâl-i ilim vehikmet ve mîzanla ve muvazene ve intizam ve nizamla ihdas ve icad edip Rabbânîmaksatlarda ve İlâhî gayelerde ve Rahmânî hizmetlerde kadîrâne istimal ve rahîmâneistihdam eden bir Zât-ı Zülcelâlin vücub-u vücudu ve hadsiz kudreti ve nihayetsizhikmeti, bilbedahe güneş gibi, akıllara görünüyor. Hudûs mesâilini Risale-i Nur’a vemuhakkikîn-i kelâmiyenin kitaplarına havale ile o bahsi kapıyoruz.

                        Amma imkân ciheti ise, o da kâinatı istilâ ve ihâta etmiş. Çünkü görüyoruz ki, herşey, küllî ve cüz’î bulunsun, büyük ve küçük olsun, Arştan ferşe, zerrattanseyyarata kadar her mevcut, mahsus bir zât ve muayyen bir suret ve mümtaz bir şahsiyet ve has sıfatlar ve hikmetli keyfiyetler ve maslahatlı cihazlarla dünyaya gönderiliyor. Halbuki, o mahsus zâta ve o mahiyete, hadsiz imkânat içinde ohususiyeti vermek; hem, sûretler adedince imkânlar ve ihtimaller içinde o nakışlı


                        [BILGI]Dipnot-1 “Amel defterleri açıldığında…” Tekvir Sûresi, 81:10.

                        [/BILGI]

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Arş: göğün en yüksek katı; Cenab-ı Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin tecelli ettiği yer[/TD]
                        [TD]Rabbânî: Rab olan Allah’a ait[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Rahmânî: rahmeti sonsuz olan Allah’a ait[/TD]
                        [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan Zât, Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
                        [TD]cereyan etmek: meydana gelmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                        [TD]cüz’î: az, basit, ferdî[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ferş: yer[/TD]
                        [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hayattar: canlı[/TD]
                        [TD]heyet-i mecmua: birşeyin geneli, bütünü[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                        [TD]hudûs: sonradan meydana gelme, yok iken varlık kazanma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hususiyet: özellik[/TD]
                        [TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ihdas: yaratma, meydana getirme[/TD]
                        [TD]ihya: hayat verme, diriltme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ihâta: kuşatma, kapsama[/TD]
                        [TD]ilânat: ilânlar, duyurular[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]imkânat: imkânlar, ihtimaller, olasılıklar[/TD]
                        [TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]istihdam etmek: çalıştırmak[/TD]
                        [TD]istilâ: işgal, kaplama[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]istimal: kullanma[/TD]
                        [TD]kadîrâne: kudretli, güçlü bir şekilde[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kemâl-i ilim: ilimdeki mükemmellik, mükemmel bilgi[/TD]
                        [TD]keyfiyet: durum, nitelik, özellik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                        [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]küllî: büyük, kapsamlı tür[/TD]
                        [TD]mahiyet: esas, nitelik, özellik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mahsus: has, özel[/TD]
                        [TD]maslahat: fayda, gaye[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mesâil: meseleler[/TD]
                        [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mevcut: var[/TD]
                        [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muayyen: belirlenmiş, kararlaştırılmış[/TD]
                        [TD]muhakkikîn-i kelâmiye: gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen kelam âlimleri[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
                        [TD]muvazene: karşılaştırma, kıyaslama[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mümtaz: seçkin, üstün[/TD]
                        [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]neşretmek: yaymak[/TD]
                        [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nizam: düzen[/TD]
                        [TD]rahîmâne: merhametli bir şekilde[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]seyyah: gezgin, yolcu[/TD]
                        [TD]seyyarat: gök cisimleri, gezegenler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                        [TD]vazifedar: vazifeli, görevli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vefiyat: vefatlar, ölümler[/TD]
                        [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vücuda gelmek: var olmak[/TD]
                        [TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #803664
                        Anonim

                          ve fârikalı ve münasip o muayyen sureti giydirmek; hem, hemcinsinden olaneşhasın miktarınca imkânlar içinde çalkanan o mevcuda, o lâyık şahsiyeti imtiyazlatahsis etmek; hem, sıfatların nevileri ve mertebeleri sayısınca imkânlar ve ihtimaller içinde şekilsiz ve mütereddit bulunan o masnua o has ve muvafık maslahatlı sıfatları yerleştirmek; hem hadsiz yollar ve tarzlarda bulunması mümkün olması noktasındahadsiz imkânat ve ihtimalât içinde mütehayyir, sergerdan, hedefsiz o mahlûka, ohikmetli keyfiyetleri ve inayetli cihazları takmak ve teçhiz etmek, elbette küllî ve cüz’îbütün mümkinat adedince ve her mümkünün mezkûr mahiyet ve hüviyet, heyet vesuret, sıfat ve vaziyetinin imkânâtı adedince, tahsis edici, tercih edici, tayin edici, ihdas edici bir Vâcibü’l-Vücudun vücub-u vücuduna ve hadsiz kudretine ve nihayetsizhikmetine ve hiçbir şey ve hiçbir şe’n Ondan gizlenmediğine ve hiçbir şey Ona ağır gelmediğine ve en büyük birşey, en küçük birşey gibi Ona kolay geldiğine ve bir baharı bir ağaç kadar ve bir ağacı bir çekirdek kadar suhuletle icad edebildiğine işaretler ve delâletler ve şehadetler, imkân hakikatinden çıkıp kâinatın bu büyükşehadetinin bir kanadını teşkil ederler.
                          Kâinatın şehadetini, her iki kanadı ve iki hakikatıyle Risale-i Nur eczaları vebilhassa Yirmi İkinci ve Otuz İkinci Sözler ve Yirminci ve Otuz Üçüncü Mektuplar tamamiyle ispat ve izah ettiklerinden, onlara havale ederek bu pek uzun kıssayı kısa kestik.
                          Kâinatın heyet-i mecmuasından gelen büyük ve küllî şehadetin ikinci kanadını ispat eden:

                          İkinci Hakikat: Bu mütemadiyen çalkanan inkılâplar ve tahavvülâtlar içindevücudunu ve hizmetini ve zîhayat ise hayatını muhafazaya ve vazifesini yerine

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Allah[/TD]
                          [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cüz’î: küçük, ferdî[/TD]
                          [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ecza: kısımlar, parçalar[/TD]
                          [TD]eşhas: şahıslar, kişiler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]fârika: birbirine benzememe özelliği, ayırıcı özellik[/TD]
                          [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                          [TD]heyet: yapı, görünüm[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]heyet-i mecmua: birşeyin geneli, bütünü[/TD]
                          [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hüviyet: kimlik, şahsiyet, kişilik[/TD]
                          [TD]icad etmek: yoktan yaratmak, var etmek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ihdas etmek: meydana getirmek, yaratmak[/TD]
                          [TD]ihtimâlât: ihtimaller[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]imkân: olabilirlik, varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan[/TD]
                          [TD]imkânât: imkanlar, olasılıklar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]imtiyaz: ayrıcalık, farklılık[/TD]
                          [TD]inayet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzen[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]inkılâp: büyük değişim, dönüşüm[/TD]
                          [TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]keyfiyet: durum, nitelik, oluşum[/TD]
                          [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                          [TD]küllî: büyük, kapsamlı tür[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kıssa: ibretli hikâye[/TD]
                          [TD]mahiyet: esas, nitelik, özellik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mahlûk: yaratık[/TD]
                          [TD]maslahat: fayda, yarar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]masnu: san’at eseri varlık[/TD]
                          [TD]mevcud: varlık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mezkûr: adı geçen[/TD]
                          [TD]muayyen: belirlenmiş, kararlaştırılmış[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muhafaza: koruma, saklama[/TD]
                          [TD]muvafık: lâyık, uygun[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mümkinat: olması imkan dahilinde olan, varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan şeyler[/TD]
                          [TD]münasip: uygun[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mütehayyir: şaşkın, hayrete düşen[/TD]
                          [TD]mütemadiyen: sürekli olarak, aralıksız[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mütereddit: kararsız, bir sûret almamış[/TD]
                          [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                          [TD]sergerdan: başı dönmüş[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]suhuletle: kolayca, kolaylıkla[/TD]
                          [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tahavvülât: değişimler, başkalaşmalar[/TD]
                          [TD]tahsis etmek: husûsi kılmak, ait kılmak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]teçhiz etmek: donatmak, cihazları takmak[/TD]
                          [TD]teşkil etmek: meydana getirmek, oluşturmak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
                          [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                          [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şe’n: hal, iş, nitelik[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #803665
                          Anonim

                            getirmeye çalışan mahlûkatta, kuvvetlerinin bütün bütün haricinde bir teavünhakikati görünüyor. Meselâ, unsurları zîhayatın imdadına, hususan bulutları,nebatatın mededine ve nebatatı dahi hayvanatın yardımına ve hayvanat ise insanların muavenetine ve memelerin kevser gibi sütleri, yavruların beslenmelerine ve zîhayatların iktidarları haricindeki pek çok hâcetleri ve erzakları, umulmadık yerlerden onların ellerine verilmesi, hattâ zerrât-ı taamiye dahi hüceyrat-ı bedeniyenin tamirine koşmaları gibi, teshir-i Rabbânî ile ve istihdam-ı Rahmânî ile,hakikat-i teavünün pek çok misalleri doğrudan doğruya, bütün kâinatı bir saray gibi idare eden bir Rabbü’l-Âlemînin umumî ve rahîmâne rububiyetini gösteriyorlar.

                            Evet; câmid ve şuursuz ve şefkatsiz olan ve birbirine şefkatkârâne, şuurdarânevaziyet gösteren muavenetçiler, elbette gayet Rahîm ve Hakîm bir Rabb-i Zülcelâlin kuvvetiyle, rahmetiyle, emriyle yardıma koşturuluyorlar.
                            İşte, kâinatta câri olan teavün-ü umumî, seyyarattan tâ zîhayatın âzâ ve cihazat vezerrât-ı bedeniyesine kadar kemâl-i intizamla cereyan eden muvazene-i âmme vemuhafaza-i şâmile; ve semâvâtın yaldızlı yüzünden ve zeminin ziynetli yüzünden tâ çiçeklerin süslü yüzlerine kadar kalem gezdiren tezyin; ve kehkeşandan ve manzume-i şemsiyeden tâ mısır ve nar gibi meyvelere kadar hükmeden tanzim; ve güneş vekamerden ve unsurlardan ve bulutlardan tâ bal arılarına kadar memuriyet veren tavzifgibi pek büyük hakikatlerin, büyüklükleri nisbetindeki şehadetleri, kâinatınşehadetinin ikinci kanadını ispat ve teşkil ederler.

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Hakîm: hikmet sahibi, herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
                            [TD]Rabb-i Zülcelâl: sonsuz heybet ve yücelik sahibi olmakla beraber herşeyin Rabbi olan Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Rabbü’l-Âlemîn: âlemlerin Rabbi olan Allah[/TD]
                            [TD]Rahîm: rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cereyan etmek: meydana gelmek[/TD]
                            [TD]cihazat: cihazlar, âletler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]câmid: cansız, donuk[/TD]
                            [TD]câri: geçerli, yürürlükte olan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]erzak: rızıklar[/TD]
                            [TD]gayet: son derece[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hacet: ihtiyaç[/TD]
                            [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hakikat-i teavün: yardımlaşma gerçeği[/TD]
                            [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hususan: özellikle[/TD]
                            [TD]hüceyrât-ı bedeniye: vücut hücreleri[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]iktidar: güç, iktidar[/TD]
                            [TD]imdad: yardım[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]istihdam-ı Rahmânî: rahmet ve merhameti sonsuz olan Allah’ın çalıştırması, hizmet ettirmesi[/TD]
                            [TD]kamer: ay[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kehkeşan: (bk. bilgiler – Samanyolu)[/TD]
                            [TD]kemâl-i intizam: mükemmel, kusursuz bir düzen[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kevser: Cennette bulunan bir havuz[/TD]
                            [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mahlûkat: yaratılmışlar[/TD]
                            [TD]manzume-i şemsiye: güneş sistemi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muavenet: yardım[/TD]
                            [TD]muhafaza-i şâmil: kapsamlı bir koruma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muvazene-i âmme: umumi, genel denge[/TD]
                            [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nisbet: kıyas, oran[/TD]
                            [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]rahîmâne: merhametli bir şekilde[/TD]
                            [TD]rububiyet: Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]semavat: gökler[/TD]
                            [TD]seyyarat: gök cisimleri, gezegenler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tanzim: düzenleme, düzene koyma[/TD]
                            [TD]tavzif: görevlendirme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]teavün: yardımlaşma, dayanışma[/TD]
                            [TD]teavün-ü umumî: genel yardımlaşma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]teshir-i Rabbânî: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın herşeye boyun eğdirmesi[/TD]
                            [TD]tezyin: süsleme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]teşkil etmek: meydana getirmek, oluşturmak[/TD]
                            [TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]unsur: ana madde; hava, su, toprak, ateş[/TD]
                            [TD]yaldızlı: parlak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zemin: yeryüzü, dünya[/TD]
                            [TD]zerrât-ı bedeniye: bedendeki zerreler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zerrât-ı taamiye: yiyecek zerreleri, atomları[/TD]
                            [TD]ziynetli: süslü[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                            [TD]âzâ: uzuvlar, organlar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şefkatkârâne: şefkatli bir şekilde[/TD]
                            [TD]şefkatsiz: merhametsiz, acımasız[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
                            [TD]şuurdârâne: şuurlu gibi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şuursuz: bilinçsiz[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #803666
                            Anonim

                              Madem Risale-i Nur bu büyük şehadeti ispat ve izah etmiş; biz burada bu kısacık işaretle iktifa ederiz.

                              İşte, dünya seyyahının kâinattan aldığı ders-i imanîye kısa bir işaret olarak, Birinci Makamın On Sekizinci Mertebesinde böyle

                              لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ، اَلْمُمْتَنِعُ نَظِيرُهُ، اَلْمُمْكِنُ كُلُّ مَا سِوَاهُ، اَلْوَاحِدُ اْلاَحَدُ، اَلَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ: هذِهِ الْكَاۤئِنَاتُ، اَلْكِتَابُ الْكَبِيرُ الْمُجَسَّمُ وَالْقُرْاٰنُ الْجِسْمَانِىُّ الْمُعَظَّمُ وَالْقَصْرُ الْمُزَيَّنُ الْمُنَظَّمُ، وَالْبَلَدُ الْمُحْتَشَمُ الْمُنْتَظَمُ، بِاِجْمَاعِ سُوَرِهِ وَاٰيَاتِهِ وَكَلِمَاتِهِ وَحُرُوفِهِ وَاَبْوَابِهِ وَفُصُولِهِ وَصُحُفِهِ وَسُطُورِهِ، وَاِتِّفَاقِ اَرْكَانِهِ وَاَنْوَاعِهِ وَاَجْزَاۤئِهِ وَجُزْئِيَّاتِهِ وَسَكَنَتِهِ وَمُشْتَمِلاَتِهِ وَوَارِدَاتِهِ وَمَصَارِفِهِ، بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ إِحَاطَةِ حَقِيقَةِ الْحُدُوثِ وَالتَّغَيُّرِ وَاْلاِمْكَانِ، بِاِجْمَاعِ جَمِيعِ عُلَمَاءِ عِلْمِ الْكَلاَمِ، وَبِشَهَادَةِ حَقِيقَةِ تَبْدِيلِ صُورَتِهِ وَمُشْتَمِلاَتِهِ بِالْحِكْمَةِ وَاْلاِنْتِظَامِ، وَتَجْدِيدِ حُرُوفِهِ وَكَلِمَاتِهِ بِالنِّظَامِ وَالْمِيزَانِ، وَبِشَهَادَةِ عَظَمَةِ إِحَاطَةِ حَقِيقَةِ: التَّعَاوُنِ، وَالتَّجَاوُبِ، وَالتَّسَانُدِ، وَالتَّدَاخُلِ، وَالْمُوَازَنَةِ، وَالْمُحَافَظَةِ، فِى مَوْجُودَاتِهِ بِالْمُشَاهَدَةِ وَالْعَيَانِ blank.gif1
                              denilmiştir.

                              Sonra, dünyaya gelen ve dünyanın Yaratanını arayan ve on sekiz adet mertebelerden çıkan ve arş-ı hakikate yetişen bir mîrac-ı imanî ile gaibane marifettenhâzırâne ve muhatabâne bir makama terakki eden meraklı ve müştak yolcu adam, kendi ruhuna dedi ki:


                              [BILGI]Dipnot-1
                              Allah’tan başka ilâh yoktur. Nazîri mümteni ve Ondan başka herşey mümkin ve Vâhid-i Ehad olan o Vâcibü’l-Vücud ki, mücessem bir kitab-ı kebîr, muazzam bir kur’ân-ı cismânî, munazzam ve müzeyyen bir kasr ve muntazam ve muhteşem bir memleket olan bu kâinat, sûrelerinin ve âyetlerinin ve kelimelerinin ve harflerinin ve bablarının ve fasıllarının ve sayfalarının ve satırlarının icmâıyla ve erkânının ve envâının ve eczasının ve cüz’iyatının ve sekene ve müştemilâtının ve varidat ve masarifinin ittifakıyla, bütün ulema-i ilm-i kelâmın icmâına müstenit hudus ve tagayyür ve imkân hakikatinin azamet-i ihatasının şehadetiyle ve suret ve müştemilâtının hikmet ve intizamla tebdili ve huruf ve kelimatının nizam ve mizanla tecdidi hakikatinin şehadetiyle ve mevcudatında müşahede ve ayân ile görünen teâvün ve tecavüb ve tesanüd ve tedahül ve muvazene ve muhafaza hakikatlerinin azamet-i ihatasının şehadetiyle, Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna delâlet eder.[/BILGI]

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]arş-ı hakikat: hakikat zirvesi, seması[/TD]
                              [TD]ders-i imanîye: iman dersi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]gaibâne: gaybî olarak[/TD]
                              [TD]hâzırâne: hazırcasına[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]iktifa etmek: yetinmek[/TD]
                              [TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                              [TD]marifet: Allah’ı bilme ve tanıma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muhatabâne: kendisine hitap olunurcasına[/TD]
                              [TD]mîrac-ı imanî: iman yükselişi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müştak: arzulu, çok istekli[/TD]
                              [TD]seyyah: gezgin, yolcu[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]terakkî etmek: yükselmek, ilerlemek[/TD]
                              [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #803667
                              Anonim

                                “Fâtiha-i şerifede, başından tâ اِيَّاكَ blank.gif1 kelimesine kadar gâibane medh ü senâ ile bir huzur gelip اِيَّاكَ hitabına çıkılması gibi, biz dahi doğrudan doğruyagaibane aramayı bırakıp, aradığımızı aradığımızdan sormalıyız. Herşeyi gösteren güneşi, güneşten sormak gerektir. Evet, herşeyi gösteren, kendini herşeyden ziyadegösterir. Öyle ise, şemsin şuââtı ile onu görmek ve tanımak gibi, HâlıkımızınEsmâ‑i Hüsnâsıyla ve sıfât-ı kudsiyesiyle, Onu kàbiliyetimizin nisbetindetanımaya çalışabiliriz.

                                Bu maksadın hadsiz yollarından iki yolu ve o iki yolun hadsiz mertebelerinden iki mertebeyi ve o iki mertebenin pek çok hakikatlerinden ve pek çok uzun tafsilâtından yalnız iki hakikati icmal ve ihtisar ile bu risalede beyan edeceğiz.

                                Birinci Hakikat: Bilmüşahede gözümüzle görünen ve muhit ve daimî ve muntazamve dehşetli ve semâvî ve arzî olan bütün mevcudatı çeviren ve tebdil ve tecdit eden ve kâinatı kaplayan faaliyet-i müstevliye hakikati görünmesi; ve o her cihetle hikmet-medar faaliyet hakikatının içinde tezahür-ü rubûbiyet hakikatinin bilbedahehissedilmesi; ve o her cihetle rahmetfeşan tezahür-ü rububiyet hakikatının içinde,tebarüz-ü ulûhiyet hakikatı bizzarure bilinmiş olmasıdır.
                                İşte bu hâkimâne ve hakîmâne faaliyet-i daimeden ve perdesinin arkasında bir Fâil-i Kadîr ve Alîmin ef’âli, görünür gibi hissedilir.
                                Ve bu mürebbiyâne ve müdebbirâne ef’âl-i Rabbâniyeden ve perdesinin arkasından, herşeyde cilveleri bulunan esmâ-i İlâhiye, hissedilir derecesindebedahetle bilinir.


                                [BILGI]Dipnot-1 “Yalnız Sana.” Fâtiha Sûresi, 1:5.[/BILGI]


                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]Alîm: her şeyi hakkıyla bilen, sonsuz ilim sahibi Allah[/TD]
                                [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Fatiha-i şerife: Fatiha Sûresi[/TD]
                                [TD]Fâil-i Kadîr: her şeye gücü yeten, kudret sahibi olan fâil, Allah[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah[/TD]
                                [TD]arzî: dünyaya âit[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bedahet: ap açıklık[/TD]
                                [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bilbedahe: açıkça[/TD]
                                [TD]bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bizzarure: ister istemez, zorunlu olarak[/TD]
                                [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
                                [TD]ef’âl: fiiller, işler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ef’âl-i Rabbâniye: Allah’ın kendi zâtına mahsus ve Rab isminin tecellisi olan fiilleri[/TD]
                                [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]faaliyet-i daime: sürekli, devamlı olan faaliyet[/TD]
                                [TD]faaliyet-i müstevliye: her tarafı istila eden, kaplayan faaliyet[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]gaibâne: görmeyerek, gaybî olarak[/TD]
                                [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                                [TD]hakîmâne: hikmetli bir şekilde, herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olmasıyla[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hikmet-medar: hikmetli, hikmet dolu[/TD]
                                [TD]hitab: konuşma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hâkîmâne: herşeyi hükmü altında tutan, herşeye galip olan Allah’ın herşeye hükmetmesiyle[/TD]
                                [TD]icmal: kısaca, özet olarak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ihtisar: kısaltma, özetleme[/TD]
                                [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]medh ü senâ: övme ve yüceltme[/TD]
                                [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muhit: herşeyi kuşatan, kapsayıcı[/TD]
                                [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müdebbirâne: tedbirli bir şekilde, herşeyi önceden düşünerek[/TD]
                                [TD]mürebbiyâne: terbiye ederek ve yetiştirerek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nisbetinde: ölçüsünde[/TD]
                                [TD]rahmetfeşan: rahmet saçan[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]risale: mektup, Risale-i Nur Külliyatı’ndan her bir bölüm[/TD]
                                [TD]semâvî: gökten gelen[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sıfât-ı kudsiye: Allah’ın kutsal sıfatları ve vasıfları[/TD]
                                [TD]tafsilât: ayrıntılar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tebdil: değiştirme[/TD]
                                [TD]tebârüz-ü ulûhiyet: Allah’ın yaratıcılık ve herşeye hâkimiyetinin kendisini göstermesi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tecdit: yenileme[/TD]
                                [TD]tezahür-ü rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, idare ve terbiyesinin görünmesi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ziyade: çok[/TD]
                                [TD]şems: güneş[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şuâât: ışık kaynağından çıkan ışık telleri; ışınlar[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #803668
                                Anonim

                                  Ve bu celâldarâne ve cemâlperverâne cilvelenen Esmâ-i Hüsnâdan ve perdesinin arkasında, sıfât-ı seb’a-i kudsiyenin ilmelyakîn, belki aynelyakîn, belki hakkalyakînderecesinde vücutları ve tahakkukları anlaşılır.

                                  Ve bu yedi kudsî sıfatın dahi, bütün masnuatın şehadetiyle, hem hayattarâne, hemkadîrâne, hem alîmâne, hem semîâne, hem basîrâne, hem müridâne, hemmütekellimâne nihayetsiz bir surette tecellileriyle bilbedahe ve bizzarure vebiilmelyakîn bir mevsuf-u Vâcibü’l-Vücudun ve bir müsemmâ-i Vâhid-i Ehadin ve birfâil-i Ferd-i Samedin mevcudiyeti, güneşten daha zâhir, daha parlak bir tarzda, kalbdeki iman gözüne görünür gibi kat’î bilinir. Çünkü, güzel ve mânidar bir kitap vemuntazam bir hane, bedahetle, yazmak ve yapmak fiillerini; ve güzel yazmak veintizamlı yapmak fiilleri dahi, bedahetle, yazıcı ve dülger namlarını; yazıcı ve dülgerünvanları ise, bedahetle, kitabet ve dülgerlik san’atlarını ve sıfatlarını; ve bu san’at ve sıfatlar, bedahetle, herhalde bir zâtı istilzam eder ki, mevsuf ve sâni ve müsemmâve fâil olsun. Fâilsiz bir fiil ve müsemmâsız bir isim mümkün olmadığı gibi, mevsufsuz bir sıfat, san’atkârsız bir san’at dahi mümkün değildir.

                                  İşte bu hakikat ve kaideye binaen, bu kâinat, bütün mevcudâtıyla beraber, kaderin kalemiyle yazılmış, kudretin çekiciyle yapılmış mânidar hadsiz kitaplar, mektuplar,nihayetsiz binalar ve saraylar hükmünde, herbiri binler vech ile ve beraber hadsizvücûh ile Rabbânî ve Rahmânî nihayetsiz fiilleri ve o fiillerin

                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
                                  [TD]Rabbânî: Rab olan Allah’a ait[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Rahmânî: rahmeti sonsuz olan Allah’a ait[/TD]
                                  [TD]alîmâne: herşeyi çok iyi bilerek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]aynelyakin: gözlem ve müşahedeye dayanarak, şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/TD]
                                  [TD]basîrâne: görerek, bilerek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]bedahet: ap açıklık[/TD]
                                  [TD]biilmelyakîn: ilmî delillerle elde edilen kesinlikle[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]bilbedahe: açıkça[/TD]
                                  [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]bizzarure: ister istemez, zorunlu olarak[/TD]
                                  [TD]celâldarâne: haşmetlice, büyüklük gösterircesine[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cemâlperverâne: güzelliğe sahip olarak[/TD]
                                  [TD]cilvelenmek: yansımak, görünmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]dülger: yapı ustası[/TD]
                                  [TD]dülgerlik: yapı ustalığı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]fail: işi yapan, özne[/TD]
                                  [TD]fâil-i Ferd-i Samed: Kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmadığı fakat her şeyin Kendisine muhtaç olduğu ve her şeyi tek başına yapan Allah[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                                  [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hakkalyakîn: bizzat yaşanarak elde edilen kesinlik[/TD]
                                  [TD]hayattarâne: canlı bir şekilde[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ilmelyakin: ilmî ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak derecede kesin bilme[/TD]
                                  [TD]intizamlı: düzenli, tertipli[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]istilzam: gerektirme[/TD]
                                  [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kadîrâne: güç ve iktidar sahibi olarak[/TD]
                                  [TD]kaide: düstur, prensip, kural[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
                                  [TD]kitabet: yazım[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                                  [TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                                  [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                                  [TD]mevcudiyet: var olma hali[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mevsuf: sıfat sahibi, sıfatlanan[/TD]
                                  [TD]mevsuf-u Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir şeye ihtiyacı olmamakla nitelenen Allah[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
                                  [TD]mânidar: mânâlı, anlamlı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]müridâne: her şeyi istediği gibi yaparak[/TD]
                                  [TD]müsemmâ: isim sahibi, isimlendirilen[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]müsemmâ-i Vâhid-i Ehad: Zât ve sıfatlarıyla bir olan ve birliği her bir şeyde tecelli eden şeklinde isimlendirilen Cenâb-ı Hak[/TD]
                                  [TD]mütekellimâne: konuşarak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nam: ad[/TD]
                                  [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]semîâne: işiterek[/TD]
                                  [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]sâni: san’atkâr, her işini san’atla yapan[/TD]
                                  [TD]sıfât-ı seb’a-i kudsiye: kutsal yedi sıfat[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
                                  [TD]tecelli: görünme, yansıma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vecih: şekil, yön[/TD]
                                  [TD]vücuh: taraflar, yönler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]zâhir: açık, âşikar[/TD]
                                  [TD]ünvan: isim, nam[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 46 ile 60 arası (toplam 102)
                                • ‘Yedinci Şuâ’ konusu yeni yanıtlara kapalı.