- Bu konu 200 yanıt içerir, 11 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
8 Ekim 2011: 17:13 #798054
Anonim
Amin amin amin ecmain inş………
10 Ekim 2011: 09:34 #798145Anonim
DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ 2.15.İKİ MEKTEB-İ MUSİBETİN ŞEHADETNAMESİ(DEVAMI)
MUKADDİME(DEVAMI)
[TABLE]
[TR]
[TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] İşte haysiyet-i askeriye ve hamiyet-i İslâmiye ve şeriat-ı Muhammediye, o cesîm dağlara benzer. Esbâb-ı hariciye bir dirhem kıymetindedir. Bu kıymetsiz esbabı esas tutmak, insaniyetin ve İslâmiyetin kıymetini bilmemek ve tenzil etmektir.Hakkın hatırını kırmayacağım, hakikati söyleyeceğim. Zira Hakkın hatırı âlidir; hiçbir hatıra feda edilmez. Kimin hatırı kırılırsa kırılsın, yalnız hak sağ olsun. Şöyle ki:
31 Mart Hâdisesi denilen o sâika ve müthiş fırtına, âdi sebepler tahtında öyle bir istidad-ı tabiîyi müheyya etmişti ki, neticesi hercümerc olduğu halde, min indillâh ehl-i kıyamın lisânına daima mu’cizesini gösteren ism-i şeriat geldi. O fırtınayı gayet hafif geçirdiğinden Nisan’ın nısfından sonraki gazeteleri indallah mahkûm ediyor. Zira, o hâdiseye sebebiyet veren yedi mesele ve onunla beraber yedi hal nazar-ı mütâlâaya alınsa, hakikat tezahür eder. Onlar da bunlardır:
1. Yüzde doksanı İttihad ve Terakkinin aleyhinde, hem onların tahakkümü ve istibdadı aleyhinde bir hareket idi.
2. Fırkaların meydan-ı münakaşâtı olan vükelâyı tebdil idi.
3. Sultan-ı mazlûmu sukut-u musammemden kurtarmaktı.
4. Hissiyat-ı askeriyenin ve âdâb-ı dindaranelerinin muhalif telkinatın önüne set olmaktı.
5. Pek çok büyütülen Hasan Fehmi Beyin kâtilini meydana çıkarmaktı.
6. Kadro haricine çıkanları ve alay zabitlerini mağdur etmemekti.
7. Hürriyeti, sefahete şumulünü men ve âdâb-ı şeriatla tahdit ve avamın siyaset-i şer’î bildikleri yalnız kısas ve kat-ı yed haddini icra idi.
Fakat zemin bataklık ve dam ve plân serilmişti. Mukaddes olan itaat-i askeriye feda edildi. Üssü’l-esas esbab, fırkaların taraftarane ve garazkârane münakaşatı ve gazetelerin belâgat yerine mübalâğat ve yalan ve ifratperverane keşmekeşleri idi. Bu metâlib-i seb’ada, nasıl ki yedi renk çevrilse yalnız beyaz görünür, bunda da yalnız ziya-yı şeriat-ı beyzâ tecellî etti, fesadın önüne set çekti.
Elhasıl: Sekiz-dokuz ayda gazetelerin heyecan verici neşriyatıyla ve fırkaların cemiyetlere fedai yazmakla ve inkılabı vücuda getiren zevatın tahakkümatıyla ve itaat-i askeriyeye münafi olan hürriyet-i mutlaka efrada sirayetle ve âdâb-ı diniyeye muhalif zannettikleri şeyleri bazı dikkatsizlerin efrada telkinatıyla ve itaat bozulduktan sonra müstebitler, cahil mutaassıplar, dinde hassas, muhakeme-i akliyede noksan olanlar, iyilik zannıyla o bataklık zeminde tohum ekmeye başlamasıyla ve devletin umum siyaseti cahil efradın elinde kalmakla ve bir milyona yakın fişek havaya atılmakla ve dahil ve hariç müddeîler parmak vurmakla ortalık anarşistlik haline girdiğinden, bu hâdisenin istidad-ı tabiîsi, hercümerc ve müdahale-i ecnebî iken, min indillâh, ism-i şeriat, o müteaddit sebeplerden çıkan ervâh-ı habîse ve münteşireyi yuvalarına irca ile, on üç asırdan sonra bir mu’cize daha gösterdi.
[/TD]
[TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Lügatler :
âdâb-ı dindarane : dinî edep ve kurallar
âdâb-ı diniye : dine ait edep ve kurallar
âdâb-ı şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerde belirtilen edep ve kurallar
alay : genel olarak üç taburdan oluşan askerî birlik
âli : yüksek
anarşistlik : kargaşa işi, otorite tanımama eylemi
avam : halk tabakası
belâgat : sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
cemiyet : dernek
cesîm : büyük
cin ve ins : cinler ve insanlar
dahil : iç
efrad : fertler, kişiler
ehl-i kıyam : ayaklananlar, ihtilâl girişiminde bulunanlar, isyan edenler
elhasıl : sonuç olarak, özetle
ervâh-ı habîse ve münteşire : her tarafa yayılmış ve kötü olan ruhlar
esas tutmak : temel almak, temel kabul etmek
esbab : sebepler
esbab-ı adîde : çeşitli sebepler
esbâb-ı hariciye : dış sebepler
fesad : bozulma
fırka : parti
garazkârane : maksatlı olarak
had : yasaklama, men etme; İslâm hukukunda Kur’ân ve Sünnet ışığında işlenen suçlar için belirlenen ve uygulanması zorunlu olan ceza
hâdise : olay
hak : doğru, doğruluk
hakikat : gerçek
Hakk : doğru, doğruluk; herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah
hamiyet-i İslâmiye : İslâmiyeti koruma gayreti; İslâmın verdiği din, vatan, namus, hak, hukuk gibi değerleri koruma gayreti, duygusu
hariç : dış
haysiyet-i askeriye : askerî şeref, onur ve itibar
hercümerc : karmakarışıklık, darmadağınıklık
hissiyat-ı askeriye : askerî duygular, hisler
hürriyet-i mutlaka : mutlak hürriyet; sınırsız özgürlük
icra : yerine getirme, uygulama
ifratperverane : aşırılığı severek
indallah : Allah katında
inkılâp : köklü değişiklik
insaniyet : insanlık
irca : döndürme
ism-i şeriat : şeriat ismi; İslâmiyet adı
istidad-ı tabiî : müsait olan doğal gelişim
itaat : emre uyma
itaat-i askeriye : askerî itaat; askerin emre uyması
kat-ı yed : el kesme
keşmekeş : karışıklık
kısas : bir suç işleyenin kanun tarafından işlediği suçun aynıyla cezalandırılması
lisân : dil
men’ : yasaklama
metâlib-i seb’a : yedi istek; 31 Mart Hâdisesinde ayaklananların yedi isteği
meydan-ı münakaşât : tartışma ve anlaşmazlıkların alanı, sahası
min indillâh : Allah tarafından
mu’cize : benzerini insanların yapmaktan âciz kaldığı olağanüstü hal, durum
muhakeme-i akliye : aklî muhakeme; birşeye karar vermede aklın iyi düşünmesi, değerlendirmesi
muhalif : aykırı, zıt
mukaddes : kutsal, yüce
mutaassıp : birşeye körü körüne bağlanan
mübalâğat : aşırılıklar, abartmalar
müdahale-i ecnebî : yabancı müdahalesi
müddeîler : iddiacılar, davacılar
müheyya etme : hazırlama
münafi : aykırı
münakaşat : tartışmalar
mürteci : geriye yönelmek isteyen; gerici
müstebit : baskıcı, diktatör
müteaddit : birçok, çeşitli
müthiş : dehşet veren, korkunç, ürkütücü
nazar-ı mütâlâaya alınma : dikkatli bir şekilde incelenme
neşriyat : yayın
nısf : yarı
sâika : gök gürültüsü, yıldırım
sebebiyet veren : sebep olan
sefahet : helâl olmayan zevk ve eğlenceye düşkünlük, beyinsizce davranış
sirayet : bulaşma, geçme
siyaset-i şer’î : İslâmın öngördüğü siyaset ve yönetim anlayışı
sukut-u musammem : düşmesi kararlaştırılmış, iktidardan düşürülmesine kesin karar alınmış
Sultan-ı mazlûm : suçsuz Sultan; İkinci Abdülhamid
şeriat-ı Muhammediye : Allah tarafından Hz. Muhammed (a.s.m.) vasıtasıyla bildirilen hükümlerin hepsi
şümul : kapsama
tahakküm : baskı, zorbalık
tahakkümat : baskılar, zorbalıklar
tahdit : sınırlama
tahtında : altında
taraftarane : taraftarca, taraftar olarak
tebdil : değiştirme
tecelli : belirme, görünme
telkinat : telkinler, fikir aşılamalar
tenzil etmek : indirmek, düşürmek
tezahür : ortaya çıkma, görünme
umum : genel, bütün
üssü’l-esas : temel taşı, temel esas
vücuda getirmek : meydana getirmek
vükelâ : vekiller; millet vekilleri
zabit : subay; rütbeli asker
zemin : yer
zevat : zâtlar, kişiler
ziyâ-yı şeriat-ı beyzâ : şeriatın beyaz ışığı; İslâmın parlak nuru ve ışığı
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
10 Ekim 2011: 09:35 #798146Anonim
TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ 12.15.BEDİÜZZAMAN VE RİSALE-İ NUR(DEVAMI)
[TABLE]
[TR]
[TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Bir mesele daha var; o da çok ehemmiyetlidir. Hükm-ü Kur’âna göre, bu zamanda mimsiz medeniyetin icabatından olarak hâcât-ı zaruriye dörtten yirmiye çıkmış. Tiryakilikle, görenekle ve itiyadla, hâcat-ı gayr-ı zaruriye, hâcât-ı zaruriye hükmüne geçmiş. Âhirete iman ettiği halde, “Zaruret var” diye ve zaruret zannıyla dünya menfaati ve maişet derdi için dünyayı âhirete tercih ediyor.Kırk sene evvel, bir başkumandan beni bir parça dünyaya alıştırmak için bazı kumandanları, hattâ hocaları benim yanıma gönderdi. Onlar dediler:
“Biz şimdi mecburuz. 1اِنَّ اَلضَّرُورَاتِ تُبِيحُ الْمَحْظُورَاتِ kaidesiyle, Avrupa’nın bazı usullerini medeniyetin icaplarını taklide mecburuz” dediler.
Ben de dedim: “Çok aldanmışsınız. Zaruret su-i ihtiyardan gelse, kat’iyen doğru değildir; haramı helâl etmez. Su-i ihtiyardan gelmezse, yani zaruret haram yoluyla olmamışsa zararı yok. Meselâ; Bir adam su-i ihtiyarıyla haram bir tarzda kendini sarhoş etse ve sarhoşlukla bir cinayet yapsa, hüküm aleyhine câri olur, mâzur sayılmaz, ceza görür. Çünkü, su-i ihtiyarıyla bu zaruret meydana gelmiştir. Fakat bir meczup çocuk cezbe halinde birisini vursa, mâzurdur. Ceza görmez. Çünkü ihtiyarı dahilinde değildir.”
İşte, ben o kumandana ve hocalara dedim: “Ekmek yemek, yaşamak gibi zarurî ihtiyaçlar haricinde başka hangi zaruret var? Su-i ihtiyardan, gayr-ı meşru meyillerden ve haram muamelelerden tevellüd eden hareketler haramı helâl etmeye medar olamazlar. Sinema, tiyatro, dans gibi şeylerde tiryaki olmuşsa, mutlak zaruret olmadığı ve su-i ihtiyardan geldiği için, haramı helâl etmeye sebep olamaz.
Kanun-u beşerî de bu noktaları nazara almış ki, ihtiyar haricinde zaruret-i kat’iye ile, su-i ihtiyardan neş’et eden hükümleri ayırmıştır. Kanun-u İlâhîde ise, daha esaslı ve muhkem bir şekilde bu esaslar tefrik edilmiş.”
Bununla beraber zamanın ilcaatıyla zaruretler ortalıkta zannederek bazı hocaların bid’alara taraftarlığından dolayı onlara hücum etmeyiniz. Bilmeyerek “Zaruret var” zannıyla hareket eden o biçarelere vurmayınız. Onun için kuvvetimizi dahilde sarf etmiyoruz. Biçare, zaruret derecesine girmiş, bize muhalif olanlardan hoca da olsa onlara ilişmeyiniz. Ben tek başımla daha evvel aleyhimdeki o kadar muarızlara karşı dayandığım, zerre kadar fütur getirmediğim, o hizmet-i imaniyede muvaffak olduğum halde, şimdi milyonlar Nur talebesi olduğu halde, yine müsbet hareket etmekle onların bütün tahkiratlarına, zulümlerine tahammül ediyorum.
Biz dünyaya bakmıyoruz. Baktığımız vakit de onlara yardımcı olarak çalışıyoruz. Âsâyişi muhafazaya müsbet bir şekilde yardım ediyoruz. İşte bu gibi hakikatler itibarıyla, bize zulüm de etseler hoş görmeliyiz.
Risale-i Nur’un neşri her tarafta kanaat-i tamme verdi ki, Demokratlar dine taraftardırlar. Şimdi bir risaleye ilişmek, vatan, millet maslahatına tamamen zıttır.
Bir mahrem risale vardı ki, o mahrem risalenin neşrini men etmiştim. “Öldükten sonra neşrolunsun” demiştim. Sonra mahkemeler alıp okudular, tetkik ettiler, sonra beraat verdiler. Mahkeme-i Temyiz o beraati tasdik etti. Ben de bunu dahilde âsâyişi temin için ve yüzde doksan beş mâsuma zarar gelmemesi için neşredenlere izin verdim. “Said, meşveretle neşredebilir” dedim.
Dipnotlar – Arapça İbareler – Haşiyeler :
1 : Zaruretler haramı helâl derecesine getirir.
[/TD]
[TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Lügatler :
âhiret : öldükten sonra sonsuza kadar yaşanacak olan âlem
âsâyiş : bir yerin düzen ve güvenlik içinde bulunması durumu, güvenlik
azîm : büyük
beraat : temize çıkma, suçsuz olduğu anlaşılıp serbest bırakılma
biçare : çaresiz
bid’a : aslen dinde olmayıp sonradan ortaya çıkan ve dine zarar verici yeni âdet ve uygulamalar
câri olmak : geçerli olmak
cehennem-i mânevî : maddî olmayan cehennem
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
cezb : Allah aşkıyla kendinden geçme
cihad-ı mâneviye : ilim, fikir, dua gibi mânevî unsurlarla din düşmanlarına karşı mücadele
dahil : iç
dahilde : içeride
esas : temel
fütur : usanç, gevşeklik
gayr-ı meşru : dine aykırı, helâl olmayan
hâcat-ı gayr-ı zaruriye : zorunlu olmayan ihtiyaçlar
hâcât-ı zaruriye : zorunlu ihtiyaçlar
hakikat : doğru, gerçek
haram : Allah ve Resulü tarafından kesin olarak yasaklanmış şey
hariç : dış
helâl : dinen yapılmasına izin verilmiş şey
hizmet-i imaniye : iman hizmeti
hükm-ü Kur’ân : Kur’ân’ın kararı
hükmüne geçmek : bir şeyle aynı hükmü almak
icab : gerekli görülen şey
icabat : icaplar; gerekli kılınan şeyler
ihtiyar : seçme, tercih etme
ilcaat : mecbur etmeler, zorlamalar
itiyad : alışkanlık
kâfir : Allah’ı veya Allah’ın bildirdiği kesin olan bir şeyi inkâr eden kimse
kaide : kural, prensip
kanaat-i tamme : tam, kesin kanaat
kanun-u beşerî : insanların koyduğu kanunlar
kanun-u İlâhî : Allah’ın koyduğu kanun
kat’iyen : kesinlikle
küfr-ü mutlak : sınırsız inançsızlık; Allah’ı ve Allah’tan gelen her şeyi inkâr etme, kabul etmeme
Mahkeme-i Temyiz : Temyiz Mahkemesi; Yargıtay
mahrem : başkalarına karşı gizli tutulan
mahzurlu : zarar verici
maişet : geçim, yaşayış
maslahat : fayda
mâzur : özürlü, mazeretli
meczup : cezbeye kapılmış, kendinden geçmiş
medar olmak : sebep, dayanak olmak
men etmek : yasaklamak
menfaat : yarar
meşveret : işlerin istişare (danışıp görüşme) yoluyla halledilmesi
meyil : arzu, istek, eğilim
mimsiz medeniyet : Arapça’da medeniyet kelimesinin başındaki “mim” harfinin kalkmasıyla “aşağılık” anlamında kullanılan bir deyim
muamele : davranış
muarız : karşı çıkan, karşıt
muhafaza : koruma
muhalif : aykırı, zıt, karşıt
muhkem : sağlam
mutlak : kesin
muvaffak olmak : başarılı olmak
mübah kılmak : yapılıp yapılmama konusunu serbest bırakmak
müsbet hareket : yapmak, yol göstermek, yardım etmek gibi olumlu ve yapıcı hareket, davranış müsbet : olumlu
nazara almak : dikkate almak
neş’et eden : doğan, kaynaklanan
neşir : yayma, yayılma
rahmet : İlâhî şefkat ve merhamet
rahmeten lil’âlemîn : âlemlere rahmet olarak gönderilen
sarf etmek : harcamak
su-i ihtiyar : iradenin kötüye kullanımı
tahkirat : hakaretler, aşağılamalar
tasdik etmek : doğrulamak, onaylamak
tefrik edilmek : ayrılmak
tetkik etmek : incelemek, derinliğine araştırmak
tevellüd eden : doğan
tiryaki : tutkun, bağımlı
usul : metot, yol
zaruret : zorunluluk, mecburiyet
zaruret-i kat’iye : zorunluluk, mecburiyet
zarurî : zorunlu, gerekli
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
10 Ekim 2011: 09:37 #798147Anonim
Her adam için, heyet-i içtimaiyede görmek ve görünmek için mertebe denilen bir penceresi vardır. O pencere kamet-i kıymetinden yüksek ise, tekebbür ile tetavül edecek; eğer kamet-i kıymetinden aşağı ise, tevazu’ ile tekavvüs edecek ve eğilecek.. ta o seviyede görsün ve görünsün. İnsanda büyüklüğün mikyası; küçüklüktür, yani tevazu’dur. Küçüklüğün mizanı; büyüklüktür, yani tekebbürdür.
(Bediüzzaman Said Nursi – Hakikat Çekirdekleri’nden 93)
Lügatler
Hakikat: gerçek
Heyet-i içtimaiye :sosyal kurum, sosyal yapı
Kamet-i kıymet : kıymet derecesi, statü, makam, mevki
Mertebe :derece, kademe
Mikyas :ölçü aleti, ölçek, ölçü
Mizan :terazi, ölçü, tartı, denge
Tekavvüs :eğilme
Tekebbür : kibirlenme, büyüklenme
Tetavül : zorla uzanma, büyüklenme, kibirle muamele etme
Tevazu :alçakgönüllülük
10 Ekim 2011: 09:48 #798151Anonim
DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ 2.16.İKİ MEKTEB-İ MUSİBETİN ŞEHADETNAMESİ(DEVAMI)
MUKADDİME(DEVAMI)
[TABLE]
[TR]
[TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Hem geçen inkılâb-ı azîmde ordu ve ulemanın “Meşrutiyet şeriata müsteniddir” diye yükselen sadâsı, umum ehl-i İslâmın vicdanlarını manyetizmalandırdı. O inkılâp, inkılâpların kaide-i tabiîyesini hark ile şeriatın tesir-i mu’cizânesini gösterdi. Ve daima da gösterecektir. Nisan’ın nısf-ı âhirinde çıkan gazetelerin esas-ı fikirlerine muterizim. Şöyle ki:Hayat onun yoluna feda edilen ve hayattan bin derece daha yüksek olan haysiyet ve itaat-i askeriyeyi, hayata feda edilen ve ehl-i vicdan nazarında gayet hasis olan âmâl-i nâmeşruaya feda etmeye ihtimal verdiler. Hem de hakaik ve ahval onun cazibesine tâbi ve o merkeze merbut olan şems-i şeriat, saltanata veya hilâfete veya başka siyasete tâbî ve âlet tevehhümüyle, bir şems-i münîri, münkesif bir yıldıza peyk ve câzibesine tâbi itikad etmek gibi göstermekle tarik-i dalâlete sülûk ettiler.
Bütün kuvvetimle derim ki: Terakkimiz, ancak milliyetimiz olan İslâmiyetin terakkisiyle ve hakaik-i şeriatın tecellîsiyledir. Yoksa, “Yürüyüşünü terk etti, başkasının da yürüyüşünü öğrenmedi” diye olan darb-ı mesele mâsadak olacağız.
Evet, hem şan ve şeref-i millet-i İslâmiye, hem sevab-ı âhiret, hem cemiyet-i milliye, hem hamiyet-i İslâmiye, hem hubb-u vatan, hem hubb-u din ile mütehassis olmalıyız. Zira müsennâ daha muhkemdir.
Ey paşalar, zabitler!
Cinayetlerime ceza ve şimdi suallerime de cevap isterim. İslâmiyet ise, insaniyet-i kübrâ; ve şeriat ise, medeniyet-i fuzla (en faziletli) olduğundan, âlem-i İslâmiyet, medine-i fazilet-i Eflâtuniye olmaya sezâdır.HAŞİYE
[h=3]Dipnotlar – Arapça İbareler – Haşiyeler :[/h] HAŞİYE : Bu sualler kırk-elli masum mahpusun tahliyelerine sebep oldu.
[/TD]
[TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Lügatler :
a’mâl-i nâmeşrua : meşru olmayan işler; İslâmın izin vermediği işler
ahval : haller, durumlar
âlem-i İslâmiyet : İslâm dünyası
cazibe : çekim gücü
cemiyet-i milliye : millî cemiyet, topluluk; din, şeriat, inanç birliği olan millet, topluluk
darb-ı mesel : atasözü
ehl-i İslâm : Müslümanlar
ehl-i vicdan : vicdan sahipleri
esas-ı fikirleri : düşüncelerinin temeli, aslı esası
hakaik : hakikatlar, esaslar
hakaik-i şeriat : şeriatın hakikatleri, esasları
hamiyet-i İslâmiye : İslâmiyetin mukaddes değerlerini koruma gayreti
hamiyet-i milliye : vatan ve millet gibi mukaddes değerleri koruma duygusu; millî onur ve haysiyet
hark : yarma, yırtma
hasis : değersiz, basit
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
haysiyet : itibar, şeref
hilâfet : halifelik; Peygamber Efendimizin (a.s.m.) vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık görevi
hubb-u din : din sevgisi
hubb-u vatan : vatan sevgisi
inkılâb-ı azîm : büyük çaplı köklü değişim
inkılâp : köklü değişim, dönüşüm
insaniyet-i kübrâ : büyük insanlık, İslâmiyet
itaat-i askeriye : askerin emre uyması
itikad etmek : inanmak
kaide-i tabiîye : tabiî kural, prensip
mahpus : hapsedilmiş, tutuklu
manyetizmalandırmak : çekim alanına almak, mıknatıs gibi kendine çekmek
mâsadak : bir söz veya hükmü doğrulayan husus, doğrulayıcı bir mânâ
medeniyet-i fuzla : en faziletli, üstün ve erdemli medeniyet
medine-i fazilet-i Eflâtuniye : Eflâtun’un faziletli şehri; Eflâtun’un felsefesinde tarif ettiği, ancak hayalde mümkün olabilen fazilet şehri
merbut : bağlı
muhkem : sağlam
muteriz : itiraz eden
münkesif : sönmüş, sönük
müsennâ : ikili olan; meselâ sevginin ikili olanı vatan sevgisi, din sevgisi gibi
müstenid : dayanmış, dayalı
mütehassis olma : duygulanma, hislenme, hassas olma
nazar : bakış, görüş
nısf-ı âhir : son yarı
peyk : uydu
sadâ : ses
sevab-ı âhiret : âhiret ücreti
sezâ : lâyık
sülûk etmek : yürümek, yürüyüp gitmek
şems-i münîr : nurlu, parlak güneş
şems-i şeriat : şeriat güneşi; İslâm güneşi
şeref-i millet-i İslâmiye : İslâm milletinin şerefi, onuru
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi; İslâmiyet
tahliye etme : serbest bırakma
tarik-i dalâlet : sapıklık yolu
tecellî : belirme, görünme
terakki : ilerleme, yükselme
tesir-i mu’cizâne : mu’cizeli bir şekilde etki
tevehhümüyle : kuruntusuna düşmekle
ulema : âlimler
umum : bütün
zabit : subay, rütbeli asker
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
10 Ekim 2011: 09:50 #798152Anonim
TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ
12.16.BEDİÜZZAMAN VE RİSALE-İ NUR(DEVAMI)
[TABLE]
[TR]
[TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Üçüncü mesele: Şimdi küfr-ü mutlak, öyle cehennem-i mânevî neşrine çalışıyor ki, kâinatta hiçbir kâfir ona yanaşmamak lâzım geliyor. Kur’ân’ın “rahmeten lil’âlemîn” olduğunun bir sırrı budur ki: Nasıl Müslümanlara rahmettir; âhirete iman, Allah’a iman ihtimalini vermesiyle de, bütün dinsizlere ve bütün âleme ve nev-i beşere rahmet olmasına bir nükte, bir işarettir ki, o mânevî cehennemden dünyada da onları bir derece kurtarmış. Halbuki şimdi fen ve felsefenin dalâlet kısmı, yani Kur’ân’la barışmayan, yoldan çıkmış, Kur’ân’a muhalefet eden kısmı, küfr-ü mutlakı komünistler tarzında neşre başladılar. Komünistlik perdesinde anarşistliği netice verecek bir surette münafıklar, zındıklar vasıtasıyla ve bazı müfrit dinsiz siyasetçiler vasıtasıyla neşir ile aşılanmaya başlandığı için, şimdiki hayat, dinsiz olarak kabil değildir, yaşamaz. “Dinsiz bir millet yaşamaz” hükmü bu noktaya işarettir. Küfr-ü mutlak olduğu zaman, hakikat-i halde yaşanmaz. Onun için, Kur’ân-ı Hakîm, bu asırda bir mu’cize-i mâneviyesi olarak Risale-i Nur şakirtlerine bu dersi vermiş ki, küfr-ü mutlaka, anarşistliğe karşı sed çeksin. Hem çekmiş. Evet Çin’i, hem yarı Avrupayı ve Balkanları istilâ eden bu cereyana karşı bizi muhafaza eden Kur’ân-ı Hakîmin bu dersidir ki, o hücuma karşı sed çekmiş, bu suretle o tehlikeye karşı çare bulmuştur.Demek bir Müslüman mümkün değil, başka bir dine girip, ya Hıristiyan ve Yahudi, hususan bolşevik gibi olmak… Çünkü, bir İsevi, Müslüman olsa, İsâ Aleyhisselâmı daha ziyade sever. Bir Mûsevî, Müslüman olsa, Mûsâ Aleyhisselâmı daha ziyade sever. Fakat bir Müslüman, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın zincirinden çıksa, dinini bıraksa, daha hiçbir dine girmez, anarşist olur; ruhunda kemâlâta medar hiçbir hâlet kalmaz. Vicdanı tefessüh eder, hayat-ı içtimaiyeye bir zehir olur.
Onun için, Cenâb-ı Hakka şükür, Kur’ân-ı Hakîmin işârât-ı gaybiyesi ile, kahraman Türk ve Arap milletleri içinde lisan-ı Türkî ve Arabî ile bu asrı kurtaracak bir mu’cize-i Kur’âniyenin Risale-i Nur namıyla bir dersi intişara başlamış. Ve on altı sene evvel altı yüz bin adamın imanını kurtardığı gibi, şimdi milyonlardan geçtiği sabit olmuş.
[/TD]
[TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Lügatler :
âhirete iman : öldükten sonra sonsuza kadar yaşanacak olan âlemin varlığına iman etmek
Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
Aleyhisselâm : Allah selâmı onun üzerine olsun
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
cereyan : akım, hareket
dalâlet : hak yoldan ayrılma, sapkınlık
hakikat-i hal : işin aslı, gerçeği
hâlet : durum, hâl
hayat-ı içtimaiye : toplum hayatı
hususan : özellikle
intişar : yayılma
İsevi : Hıristiyan
işârât-ı gaybiye : geleceğe veya bilinmeyen bir olaya işaretler
kabil : mümkün
kemâlât : faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
küfr-ü mutlak : sınırsız inançsızlık; Allah’ı ve Allah’tan gelen her şeyi inkâr etme, kabul etmeme
lisan-ı Türkî ve Arabî : Türkçe ve Arapça dil
medar : kaynak
mu’cize-i Kur’âniye : Kur’ân’ın mu’cizeleri
mu’cize-i mâneviye : mânevî mu’cize
muhafaza eden : koruyan
muhalefet eden : karşıt olan, aykırı
Mûsevî : Yahudi
müfrit : ifrat eden, haddini aşan, ölçüsüz ve taşkın hareket eden
münafık : iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen
neşir : yayma
nev-i beşer : insanlar
nükte : ince ve derin mânâ
rahmet : İlâhî şefkat ve merhamet
suret : şekil
şakirt : talebe, öğrenci
şükür : teşekkür etmek
tefessüh etmek : bozulmak
zındık : dinsiz
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]10 Ekim 2011: 09:56 #798156Anonim
Hayat-ı ebediyeyi kazanmakta en birinci vasıta ve saadet-i ebediyenin anahtarı imandır; ona çalışmak lazım geliyor. Fakat ilim itibariyle insanlara dahi bir menfaat dokundurmak için şer’an hizmete mükellef olduğumdan, hizmet etmek isterim. Lakin o hizmet, ya hayat-ı içtimaiye ve dünyeviyeye ait olacak; o ise elimden gelmez. Hem fırtınalı bir zamanda sağlam hizmet edilmez. Onun için o ciheti bırakıp, en mühim, en lüzumlu, en selametli olan imana hizmet cihetini tercih ettim. Kendi nefsime kazandığım hakaik-i imaniyeyi ve nefsimde tecrübe ettiğim manevi ilaçları, sair insanların eline geçmek için o kapıyı açık bırakıyorum. Belki Cenab-ı Hak bu hizmeti kabul eder ve eski günahıma keffaret yapar. Bu hizmete karşı şeytan-ı racimden başka hiç kimsenin, -mü’min olsun kafir olsun, sıddık olsun zındık olsun- karşı gelmeye hakkı yoktur. Çünki imansızlık başka şeylere benzemiyor. Zulümde, fıskta, kebairde birer menhus lezzet-i şeytaniye bulunabilir. Fakat imansızlıkta hiçbir cihet-i lezzet yok. Elem içinde elemdir, zulmet içinde zulmettir, azab içinde azabdır.
(Bediüzzaman Said Nursi – 16. Mektub’dan)
Lügatler
Azab :büyük sıkıntı, dünyada işlenen günahların âhiretteki cezası
Belki :bilakis, aslında
Cenâb-ı Hakk :Hakkın kendisi olan yücelik sahibi Allah
cihet :yön, taraf
Cihet-i lezzet :lezzetlilik yönü, lezzet tarafı
Elem :keder, üzüntü, acı
Fısk :günah, haddini tecavüz, hak yoldan ayrılmak
Hakaik-i imaniye :iman hakikatleri
Hayat-ı ebediye :sonsuz hayat
Hayat-ı içtimaiye ve dünyeviye:toplum ve dünya hayatı
İtibarıyla :yönüyle, şekliyle, bunun gibi
Kâfir :Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildirdiği bir şeyi inkâr eden kimse
Kebâir :büyük şeyler, büyük günahlar
Keffaret :suçu affettirmek, bağışlanmak için bir şeyler yapmak
Lâkin :fakat, ama
Lezzet-i şeytaniye :şeytani lezzetler, şeytana uyarak girilen haramlar
Menfaat :fayda, kâr, gelir
menhus : uğursuz
Mü’min :imanın şartlarının tümüne, Allah’tan gelen her şeye inanan kabul eden kişi
Mühim :önemli, kıymetli, değerli
Mükellef :sorumlu, yükümlü, vazifeli
nefis :insanın kendisi
Saadet-i ebediye :sonsuz mutluluk
Sair :diğeri, başkası, gerisi, kalanı
Selamet :kurtuluş, korktuklarından kurtulmak, emniyet, rahat
Sıddık :en doğru, özü sözü yaptığı bir, çok samimi
Şer’an :şeriata uygun, İslami olarak
Şeytan-ı racim :kovulmuş şeytan
Tercih :üstün tutmak, seçmek
Vasıta :aracı, iki şeyi birbirine ulaştıran
Zındık :kâfir, dinsiz
Zulmet : karanlık, sıkıntı
Zulüm :eziyet, haksızlık, karanlıkta bırakmak
10 Ekim 2011: 10:09 #798158Anonim
İman ve İslam arasındaki fark nedir
10 Ekim 2011 / 00:01
Günlük Risale-i Nur dersiBismillahirrahmanirrahim
RABİAN: Ulema-i İslâm ortasında “İslâm” ve “iman”ın farkları çok medar-ı bahsolmuş. Bir kısmı “İkisi birdir,” diğer kısmı “İkisi bir değil, fakat biri birisiz olmaz” demişler ve bunun gibi çok muhtelif fikirler beyan etmişler. Ben şöyle bir fark anladım ki:
İslâmiyet iltizamdır; iman iz’andır. Tabir-i diğerle, İslâmiyet, hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; iman ise, hakkı kabul ve tasdiktir.
Eskide bazı dinsizleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur’âniyeye şiddetli tarafgirlik gösteriyorlardı. Demek o dinsiz, bir cihette Hakkın iltizamıyla İslâmiyete mazhardı; “dinsiz bir Müslüman” denilirdi. Sonra bazı mü’minleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur’âniyeye tarafgirlik göstermiyorlar, iltizam etmiyorlar; “gayr-ı müslim bir mü’min” tabirine mazhar oluyorlar.
Acaba İslâmiyetsiz iman, medar-ı necat olabilir mi?
Elcevap: İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz. Felillâhi’l-hamdü ve’l-minnetü Kur’ân’ın i’câz-ı mânevîsinin feyziyle, Risale-i Nur mizanları, din-i İslâmın ve hakaik-i Kur’âniyenin meyvelerini ve neticelerini öyle bir tarzda göstermişlerdir ki, dinsiz dahi onları anlasa, taraftar olmamak kàbil değil. Hem iman ve İslâmın delil ve burhanlarını o derece kuvvetli göstermişlerdir ki, gayr-ı müslim dahi anlasa, herhalde tasdik edecektir; gayr-ı müslim kaldığı halde iman eder. [Meyve Risalesi]
Bediüzzaman Said Nursi
Sözlük:
Hak: herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah
adâvet: düşmanlık
ahkâm-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın hükümleri
beyan etme: açıklama
burhan: delil, kanıt
cihet: yön, şekil
daire-i ihtiyar: güç yetirebilecek alan
din-i İslâm: İslâm dini
emr-i teklif: görev emri
felillâhi’l-hamdü ve’l-minnetü: “hamd ve minnet sadece Allah’a aittir”
feyz: ilham, bereket ve ilim bolluğu
fıtrat: yaratılış
gayr-ı müslim: Müslüman olmayan
hakaik-i Kur’âniye: Kur’ân’ın hakikatleri
iltizam: taraftarlık
inkıyâd: boyun eğme, itaat etme
iz’an: şüpheden uzak, kesin bir şekilde inanma
i’câz-ı mânevî: mânevî mu’cizelik
kàbil: mümkün
mazhar: erişme, nail olma
mecrâ: kanal, yön
medar-ı bahs: bahis sebebi, söz konusu
medar-ı necat: kurtuluş sebebi
mehâsin: güzellikler, iyilikler
mizan: ölçü
muhtelif: çeşitli, farklı
mâlâyutak: güç yetirilmez
mü’min: iman etmiş, Allah’a inanan
nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
rabian: dördüncü olarak
saadet-i dâreyn: iki dünya saadeti; dünya ve âhiret mutluluğu
sebeb-i necat: kurtuluş sebebi
tabir: ifade
tabir-i diğer: diğer tâbir, başka bir ifâde
tarafgirlik: taraftarlık
tasdik: kabul etme, doğrulama
teklif: görev yükleme
tûbâ-i Cennet: Cennetteki tûbâ ağacı
ulema-i İslâm: İslâm âlimleri
zâhiren: dış görünüş itibarıyla10 Ekim 2011: 10:13 #798159Anonim
Risale-i Nur’dan vecizeli duvar kağıdı – [indir]
10 Ekim 2011 / 07:59
Günün vecizesi – Bir kuş kolayca kanatlarını ve bir kâtip rahatça sahifelerini temizlediği gibi, bu tayyare-i arzın…Risale Haber – Haber Merkezi
Bir kuş kolayca kanatlarını ve bir kâtip rahatça sahifelerini temizlediği gibi, bu tayyare-i arzın ve bu tuyur-u semâviyenin kanatları ve bu kitab-ı kâinatın sahifeleri de öylece temizleniyor, güzelleşiyor ki, âhiretin hadsiz güzelliğini görmeyen ve imanla düşünmeyen insanlar, dünyanın bu temizliğine, bu güzelliğine âşık olurlar, perestiş ederler.
[Lem’alar, Otuzuncu Lem’a]
(Haber detayında (altta) yer alan resmin üzerine farenizin sağ tuşu le tıklayıp Resmi farklı kaydet seçeneğini işaretleyerek duvar kağıdınızı indirebilirsiniz…)11 Ekim 2011: 09:01 #798195Anonim
TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ 12.17.BEDİÜZZAMAN VE RİSALE-İ NUR(DEVAMI)
[TABLE]
[TR]
[TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Demek Risale-i Nur, beşeri anarşistlikten kurtarmaya bir derece vesile olduğu gibi, İslâmın iki kahraman kardeşi olan Türk ve Arabı birleştirmeye, bu Kur’ân’ın kanun-u esasîlerini neşretmeye vesile olduğunu düşmanlar da tasdik ediyorlar.Madem bu zamanda küfr-ü mutlak Kur’ân’a karşı çıkıyor. Küfr-ü mutlakta Cehennemden ziyade dünyada da daha büyük bir cehennem var. Çünkü, ölüm madem öldürülmüyor. Hergün beşerde otuz bin cenaze ölümün devamına şehadet ediyor. Bu ölüm küfr-ü mutlaka düşenlere, yahut taraftar olanlara, hem şahsın idam-ı ebedîsi ve bütün geçmiş, gelecek akrabalarının da idam-ı ebedîsi olarak düşündüğü için, Cehennemden on defa daha fazla dehşetli cehennem azâbı çeker. Demek o cehennem azâbını küfr-ü mutlakla kalbinde duyuyor. Çünkü, herbir insan akrabasının saadetiyle mesut, azabıyla muazzep olduğu gibi Allah’ı inkâr edenlerin itikadlarınca bütün o saadetleri mahvoluyor, yerine azaplar geliyor. İşte bu zamanda, bu dünyada bu mânevî cehennemi insanların kalbinden izale eden tek bir çaresi var. O da Kur’ân-ı Hakîmdir. Ve bu zamanın fehmine göre onun bir mu’cize-i mâneviyesi olan Risale-i Nur eczalarıdır.
Şimdi Allah’a şükrediyoruz ki, siyasî partiler içinde bir parti, bir parça bunu hissetti ki, o eserlerin neşrine mâni olmadı; hakaik-i imaniyenin dünyada bir cennet-i mâneviyeyi ehl-i imana kazandırdığını ispat eden Risale-i Nur’a mümanâat etmedi, neşrine müsaadekâr davrandı, nâşirlerine de tazyikattan vazgeçti.
Kardeşlerim, hastalığım pek şiddetli; belki pek yakında öleceğim veyahut bütün bütün konuşmaktan—bazan men olduğum gibi—men edileceğim. Onun için benim Nur âhiret kardeşlerim, “ehvenüşşer” deyip bazı biçare yanlışçıların hatâlarına hücum etmesinler. Daima müsbet hareket etsinler. Menfî hareket vazifemiz değil… Çünkü dahilde hareket menfîce olmaz. Madem siyasetçilerin bir kısmı Risale-i Nur’a zarar vermiyor, az müsaadekârdır; “ehvenüşşer” olarak bakınız. Daha “âzamüşşer”den kurtulmak için, onlara zararınız dokunmasın, onlara fâideniz dokunsun.
[/TD]
[TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Lügatler :
âhiret : öldükten sonra sonsuz olarak devam edecek olan hayat
azâb : büyük sıkıntı, acı
âzamüşşer : büyük zarar
beşer : insanlık
biçare : çaresiz
cennet-i mâneviye : mânevî cennet
dahil : iç
ecza : cüzler, parçalar
ehl-i iman : Allah’a ve Ondan gelen her şeye inananlar, mü’minler
ehvenüşşer : iki şerden daha az zararlı olanı
fehim : anlayış, kavrayış
hakaik-i imaniye : iman hakikatleri, esasları
idam-ı ebedî : bütün sevdiklerinden sonsuza kadar ayrılış; dönmemek üzere sonsuza dek yok oluş
inkâr eden : inanmayan, kabul etmeyen
itikad : inanç
izale eden : gideren, ortadan kaldıran
kanun-u esasî : temel kanun, anayasa
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
küfr-ü mutlak : sınırsız inançsızlık; Allah’ı ve Allah’tan gelen her şeyi inkâr etme, kabul etmeme
men edilmek : yasaklanmak
menfî hareket : yıkmak, yakmak, saptırmak, inkâr etmek gibi olumsuz ve yıkıcı hareket, davranış
mesut : mutlu
mu’cize-i mâneviye : mânevî mu’cize
muazzep : eziyet çeken, sıkıntı gören
mümanâat etmek : engel olmak
müsaadekâr : müsaade eden, izin veren
müsbet hareket : yapmak, yol göstermek, yardım etmek gibi olumlu ve yapıcı hareket, davranış
nâşir : neşreden, yayan
neşir : basma, yayma
saadet : mutluluk
şehadet etmek : şahit olmak, tanıklık etmek
şükretmek : Allah’ın (c.c.) nimetlerine karşı memnunluk gösterip Ona teşekkür etmek
tasdik etmek : doğrulamak, onaylamak
tazyikat : baskılar
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
11 Ekim 2011: 09:12 #798196Anonim
DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ 2.17.İKİ MEKTEB-İ MUSİBETİN ŞEHADETNAMESİ(DEVAMI)
MUKADDİME(DEVAMI)
[TABLE]
[TR]
[TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Birinci sual: Gazetelerin aldatmalarıyla meşru bilerek buradaki görenek ve âdete binaen cereyan-ı umumîye kapılan safdillerin cezası nedir?İkinci sual: Bir insan yılan sûretine girse yahut bir velî haydut kıyafetine girse veyahut meşrutiyet, istibdat şekline girse, ona taarruz edenlerin cezası nedir? Belki, hakikaten onlar yılandırlar, haydutturlar ve istibdattırlar.
Üçüncü sual: Acaba müstebit yalnız bir şahıs mı olur? Müteaddit şahıslar müstebit olmaz mı? Bence kuvvet kanunda olmalı, yoksa istibdat münkasım olmuş olur. Ve komitecilikle tam şiddetlenir.
Dördüncü sual: Bir mâsumu idam etmek mi, yoksa on câniyi affetmek mi daha zarardır?
Beşinci sual: Maddî tazyikler, ehl-i meslek ve fikre galebe etmediği gibi daha ziyade nifak ve tefrika vermez mi?
Altıncı sual: Bir mâden-i hayat-ı içtimaiyemiz olan ittihad-ı millet, ref-i imtiyazdan başka ne ile olur?
Yedinci sual: Müsavatı ihlâl ve yalnız bazıları tahsis ve haklarında kanunu tamamıyla tatbik etmek, zahiren adalet iken, bir cihette acaba müsavatsızlıkla zulüm ve garaz olmaz mı? Hem de tebrie ve tahliye ile mâsumiyetleri tebeyyün eden ekser mahbusînin, belki yüzde sekseni mâsum iken, acaba ekseriyet nokta i nazarında bu hal hükümfermâ olsa, garaz ve fikr-i intikam olmaz mı? Divan-ı harbe diyeceğim yok, ihbar edenler düşünsünler.
Sekizinci sual: Bir fırka kendisine bir imtiyaz taksa, herkesin en hassas nokta-i asabiyesine daima dokundura dokundura zorla herkesi meşrutiyete muhalif gibi gösterse ve herkes de onların kendilerine taktığı ism-i meşrutiyet altında olan muannid istibdada ilişmiş ise, acaba kabahat kimdedir?
Dokuzuncu sual: Acaba bahçıvan bir bahçenin kapısını açsa, herkese ibaha etse, sonra da zâyiat vuku bulsa, kabahat kimdedir?
[/TD]
[TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Lügatler :
adalet : hak sahibine hakkını verme, haksızı terbiye etme ve cezalandırma
binaen : dayanarak
cereyan-ı umumîye : genel cereyan, akım, hareket
divan-ı harp : askerî mahkeme
ehl-i meslek ve fikir : fikir, düşünce ve meslek sahipleri
ekseriyet : çoğunluk
fırka : grup, topluluk, parti
fikr-i intikam : intikam fikri, düşüncesi
galebe : üstün gelme
garaz : kötü kasıt, art niyet
haydut : eşkıya
hükümfermâ : hüküm süren
ibâha : serbest etme, helâl gösterme
ihlâl : bozma, karıştırma
imtiyaz : ayrıcalık, özel sınıf statüsü
ism-i meşrutiyet : meşrutiyet ismi
istibdad : baskı, zorbalık
ittihad-ı millet : milletin birliği
komitecilik : belli bir amaç için bir araya gelenlerin faaliyet göstermesi
mâden-i hayat-ı içtimaiye : sosyal hayatın madeni, kaynağı
mahbusîn : hapsedilmiş olanlar, tutuklular
mâsumiyet : suçsuzluk
meşru : yasal, kanunî; dine uygun
muannid : inatçı
muhalif : karşı, karşıt
münkasım : bölünmüş, bölümlere ayrılmış
müsavat : eşitlik
müsavatsızlık : eşitsizlik
müstebit : baskıcı, diktatör
müteaddit : birçok, çeşitli
nifak : münafıklık, ikiyüzlülük
nokta-i asabiye : ırkçılık damarı, ırkçılık noktası
nokta-i nazar : bakış açısı
ref-i imtiyaz : ayrımcılığın, kayırmacılığın kaldırılması
safdil : saf kalpli, kolay aldanan
taarruz : saldırma, hücum etme
tahliye : serbest bırakılma
tahsis : birşeye ait kılma
tatbik : uygulama
tazyik : baskı
tebeyyün : ortaya çıkma, görünme
tebrie : beraat etme, suçsuz bulunma
tefrika verme : bölücülük ve ayrımcılığa neden olma
velî : Allah’ın sevgili kulu, Allah dostu
vuku bulma : gerçekleşme, meydana gelme
zahiren : görünürde
zâyiat : kayıplar, zararlar
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]11 Ekim 2011: 09:24 #798198Anonim
Şu kainat öyle bir saraydır ki, o sarayda mütemadiyen tahrib ve tamir içinde çalkalanan bir şehir var.. ve o şehirde her vakit harb ve hicret içinde kaynayan bir memleket var.. ve o memlekette her zaman mevt ve hayat içinde yuvarlanan bir alem var. Halbuki o sarayda, o şehirde, o memlekette, o âlemde o derece hayret-engiz bir müvazene, bir mizan, bir tevzin hükmediyor, bilbedahe isbat eder ki: Bu hadsiz mevcudatta olan tahavvülat ve varidat ve masarıf; her bir anda umum kainatı görür, nazar-ı teftişinden geçirir bir tek zatın mizanıyla ölçülür, tartılır. Yoksa balıklardan bir balık bin yumurtacık ile ve nebatattan haşhaş gibi bir çiçek yirmi bin tohum ile ve sel gibi akan unsurların, inkılabların hücumuyla şiddetle müvazeneyi bozmaya çalışan ve istila etmek isteyen esbab başıboş olsalardı veyahud maksadsız serseri tesadüf ve mizansız kör kuvvete ve şuursuz zulmetli tabiata havale edilseydi, o müvazene-i eşya ve müvazene-i kainat öyle bozulacaktı ki; bir senede, belki bir günde herc ü merc olurdu. Yani: Deniz karmakarışık şeylerle dolacaktı, taaffün edecekti; hava, gazat-ı muzırra ile zehirlenecekti; zemin ise bir mezbele, bir mezbaha, bir bataklığa dönecekti. Dünya boğulacaktı.
(Bediüzzaman Said Nursi – 30. Lem’adan)
Lügatler
[TABLE]
[TR]
[TD=”width: 318, bgcolor: transparent”] Âlem :dünya, kâinat
Bilbedahe :açık olarak, aşikar
Esbab : sebebler
Gazat-ı muzırra :zararlı gazlar, zehirli gazlar
Hadsiz : sayısız, sınırsız
Harb :savaş
Havale :ısmarlama, işi veya şeyi başkasına bırakma
Hayret-engiz :hayret veren, hayret içinde bırakan
Herc ü merc :karışıklık, dağınıklık
Hicret :göçetmek
İnkılab :başka tarza değişmek, dönüşüm
İstila :kaplamak, yayılmak, ele geçirmek, işgal etmek
Kâinat : evren, yaratılanların hepsi
Lem’a :parıltı, parlamak
Masarıf :sarfetme, harcama, işleyiş
Mevcudat :varlıklar
Mevt :ölüm
Mezbaha :hayvan kesilen yer
Mezbele :çöplük
Mizan :terazi, ölçü, tartı, denge
muvazene : karşılaştırma
Muvazene-i eşya :şeylerdeki dengeler, uygunluklar
[/TD]
[TD=”width: 318, bgcolor: transparent”] Muvazene-i kâinat :kâinattaki dengeler, uygunluklar
mütemadiyen : devamlı
Nazar-ı teftiş :inceleyici bakış
Nebatat :bitkiler
Serseri :başına buyruk hareket eden, eşkıya, suçlu
Şuur :anlayış, idrak, bilinç
Taaffün :çürüyüp kokuşma
tabiat : doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem
Tahavvülat :değişimler, dönüşümler
Tahrib :harap etme, yıkma, bozma
Tamir :imar etme, onarma
Tesadüf : rastgelmek, kendiliğinden olmak, tedbirsiz meydana gelmek
Tevzin :tartmak, ölçülü hale koymak, dengelemek
Umum : bütün,tüm, tamam, hepsi
Unsur :madde, parça, tam olan şeyin parçaları
Varidat :hatıra gelen, içe doğan şeyler, gelir
Zat : hürmete layık kimse, kişi
Zemin :yeryüzü
Zulmet : karanlık, sıkıntı
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
11 Ekim 2011: 10:08 #798205Anonim
Ölüm dört yönden nimettir
11 Ekim 2011 / 00:01
Günlük Risale-i Nur dersiBismillahirrahmanirrahim
S-Ölüm nasıl nimet olur ve ne suretle nimetlerin sırasına dahil edilmiştir?
C-Evvelâ: Ölüm, saadet-i ebediyeye mukaddemedir; bu itibarla nimet sayılabilir.
Çünkü nimetin mukaddemesi de nimettir. Nitekim vâcibin mukaddemesi vâcip, haramın mukaddemesi haramdır.
Saniyen: Ölüm, muzır hayvanlarla dolu bir hapisten geniş bir sahrâya çıkmak gibidir. Binaenaleyh, ruh, ceset kafesinden çıkarsa necat bulur.
Salisen: Ölüm olmasaydı, küre-i arz nev-i beşeri istiab edemezdi ve nev-i beşer müthiş perişaniyetlere maruz kalırdı.
Rabian: İhtiyarlık yüzünden öyle bir dereceye gelenler var ki, tekâlif-i hayatiyeye kàdir olamaz, daima ölümünü isterler.
İşte bunun için, ölüm nimettir. [İşaratül-İcaz]
Bediüzzaman Said Nursi
SÖZLÜK:
Mâlik: sahip, herşeyin hakiki sahibi olan Allah
Sâni: her şeyi mükemmel bir şekilde ve san’atla yaratan Allah
beyan: açıklama, anlatım
bilcümle: bütün, bütünüyle
binaen: -dayanarak
binaenaleyh: bundan dolayı
esbab: sebepler hakiki: gerçek
haram: dince kesin bir delil ile yasaklanan şey
hayat-ı uhreviye: âhiret hayatı
haşir: öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
hicap: örtü, perde
hikmet: amaç, gaye hüsün: güzellik
inkılâp etme: dönüşme
istiab etme: içine alma, sığdırma
itibarla: özellikle
izhar-ı izzet: izzet ve yüceliği gösterme
kubuh: çirkinlik, kötülük
kàdir olma: gücü yetirme, üstesinden gelme
kâinat: evren, yaratılmış herşey
küre-i arz: yer küre, dünya
mukaddeme: hazırlık, başlangıç
muzır: zararlı
necat bulmak: kurtuluşa ermek
nef’: fayda
nev-i beşer: insanlar
nikmet: azap, ceza
perişaniyet: perişanlık
rabian: dördüncü olarak
râci: ait, dönük
saadet-i ebediye: sonu olmayan, sonsuz mutluluk
sahrâ: çöl, meydan
salisen: üçüncü olarak
saniyen: ikinci olarak
tasfiye: arındırma, temizleme
tekâlif-i hayatiye: hayatın yükümlülükleri, sorumlulukları
ukde: düğüm
vesait: araçlar, vasıtalar
vukua gelme: meydana gelme
vâcib: dinî bakımdan yapılması şart ve kesin olan ve yapılması istenen emir
âlem: dünya; evren, kâinat
âlem-i kevn ve fesad: oluşlar ve yok oluşlar dünyası
şefkat: acıma, merhamet13 Ekim 2011: 09:01 #798295Anonim
[TABLE]
[TR]
[TD=”width: 100%, colspan: 2″]Peygamberimizin duaları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”width: 100%, colspan: 2″][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”width: 100%, colspan: 2″]
Sual: Her peygamber gibi, Peygamber efendimizin de, hiç günah işlemediği halde, (Beni günahtan, küfürden koru) gibi dualar etmesinin hikmeti nedir?
CEVAP
Nasıl dua edileceğini bize öğretmek için, öyle dua etmiştir. Bazıları şöyledir:
(Allah’ım, bizi açık ve gizli bütün günahlardan koru!) [Taberani]
(Allah’ım, ürpermeyen kalbden ve doymayan nefisten sana sığınırım.) [Müslim]
(Allah’ım, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, düşkün ihtiyarlıktan sana sığınırım.) [Hâkim]
(Allah’ım, bize dinî musibet verme! Bize acımayanları başımıza musallat etme!) [Tirmizi]
(Allah’ım, bana öyle bir iman ve yakîn ver ki, sonu küfür olmasın!) [Tirmizi]
(Allah’ım, denizlerin arasını ayırdığın gibi, beni Cehennem azabından koru!) [Tirmizi]
(Allah’ım, bizi dostlarınla dost, düşmanlarınla düşman olanlardan eyle!) [Tirmizi]
(Allah’ım, fayda vermeyen ilimden, kabul edilmeyen amel ve duadan sana sığınırım.) [Müslim]
(Allah’ım, senden, bilip bilmediğim her hayrı ister, her şerden sana sığınırım.) [Taberani]
(Allah’ım, bizi dünya zilletinden ve âhiret azabından muhafaza eyle!) [Müslim]
(Allah’ım, günahımı affet ve rızkıma bereket ver!) [İ. Ahmed]
(Allah’ım, kötü huy, kötü iş, kötü arzu ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.) [Ebu Davud]
(Allah’ım, yaptığım ve yapmadığım şeylerin şerrinden sana sığınırım.) [Nesai]
(Allah’ım, ölüm anındaki sıkıntılara karşı bana yardım et!) [Tirmizi]
(Allah’ım, beni çok şükreden ve çok sabreden kullarından eyle!) [Bezzar]
(Allah’ım, beni çok zikreden ve emrine uyandan eyle!) [Tirmizi]
(Allah’ım, ilmimi arttır!) [Tirmizi]
(Allah’ım, kulak, göz, dil, kalb ve şehvetimin şerrinden sana sığınırım.) [Nesai]
(Allah’ım, nankörlükten ve kabir azabından sana sığınırım.) [Müslim]
(Allah’ım, bana hidayet, takva, tokgözlülük ve zenginlik nasip eyle!) [Müslim]
(Allah’ım, sıhhat, iffet, güzel ahlâk ver ve kaderine rıza göstermemi nasip et!) [Taberani]
(Allah’ım, gazabından rızana, cezandan affına, azabından rahmetine sığınıyorum.) [Müslim]
(Allah’ım, her zorluğu bana kolaylaştır! Dünya ve âhirette âfiyet ver!) [Taberani]
(Allah’ım, kalbimi ve amelimi riyadan, dilimi yalandan, gözümü hıyanetten koru!) [Hatib]
(Allah’ım, beni ilimle zengin et, hilmle süsle, takva ile şereflendir!) [İ. Neccar]
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]13 Ekim 2011: 09:03 #798296Anonim
http://www.dinibilgiler.gen.tr/resim/kelam/besmele.jpg
Ne olur Yüce Mevlâmız, adavet hisleriyle oturup kalkan, inanmış insanların aleyhinde sürekli komplo üstüne komplo kuran o kimselerin düşmanlık hislerini kalblerinden söküp at ve bütün duyma, görme ve idrak kabiliyetlerini topyekün insanlığın hayrına olabilecek istikamete tevcîh buyur. Biz, onların yapmak istedikleri kötülükleri, vermek istedikleri zararları, hile ve hud’alarını, tuzaklarını, komplolarını ancak Senin yardımınla def edebiliriz. Onun için de, Rabbimiz, o insafsız gaddarlardan gelebilecek her türlü şerden Senin sıyanetine dehâlet ediyoruz. Bu haddini bilmez, insafsız tipler şayet salâh yolunu seçmezler, fitne ve fesatlarına devam ederlerse, Sen onların ellerini kollarını bağla.. ayaklarına prangalar vur.. kalemlerini yazamaz, dillerini de konuşamaz hâle getir.. inananların aleyhinde kullandıkları ne kadar yol-yöntem, imkan ve malzeme varsa, hepsini ellerinden çekip al.. menfûr emellerine ulaşmalarına fırsat verme ve bizi o tiran bozması zalimlerle karşı karşıya bırakma ve nusretinle, hıfz u inayetinle bu âciz ve çaresiz kullarını te’yîd buyur!
AMİN.. AMİN.. AMİN!..
AMİN AMİN AMİN ECMAİN İNŞ……… -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.